Ana Sayfa  Sohbet  Şarkı Sözleri  Sağlık  Fıkralar  Arama İletişim

Menü

   Ana Sayfa
 Ask
 Bayanlara Özel
 Bilmeceler
 Cinsellik
 Diziler
 Filmler
 Fıkralar
 Gerekli Siteler
 Güzel Sözler
 Hikayeler
 Msn Messenger
 Ortaya Karışık
 Programlar
 Radyo ve Televizyon
 Rüya Tabirleri
 Sağlık
 Videolar
 Yemek Tarifleri
 İlginç Bilgiler
 Üniversiteler
 Özel gün ve haftalar
 Şaka Gibi
 Şarkı Sözleri
 Şiirler
  İletişim

 Hormon Sistemi Sağlığı

Okunma

316

Addison Hastalığı
İnsan metabolizmasında hayati önem taşıyan böbreküstü bezleri, her iki böbreğimizin üzerinde bulunan, toplam 5-6 gram büyüklüğünde et parçalarıdır. Bu bezler hayatın devamı için önemli işlevlere sahiptirler. Her iki böbrek bezi de bir laboratuvar gibi çalışır. Ürettikleri damlalar ile ifade edilebilen hormon miktarları sayesinde, bütün vücudun aksamadan çalışmasını organize ederler. Cinsel gelişim, şeker metabolizması, hafıza gibi oldukça geniş bir yelpazede görevli olan bu bezler heyecanlı, tehlikede yada korku dolu olduğumuz anlarda bile vücudumuzu bulunduğumuz ortama hazırlarlar. Arıza yapan bir uçakta, belki bir çatışmanın ortasında vücudumuzda hayati önem taşıyan beyin, kalp ve akciğer gibi organlarımızı korumak için bu bezler o bölgelere giden kan miktarını artırıp, en sık yaralanabileceğimiz kol ve bacaklara giden kan miktarını azaltmakla bile ilgilenirler.

Böbreğimiz, üç çeşit hormonun üretildiği Böbrek üstü bezinin dış kısmı yani Adrenal Kortex, iki ayrı hormonun üretildiği böbreğin iç kısmı yani Adrenal Medula'dan oluşur. Androjen-Östrojenler ( cinsel gelişim için) , Glukokortikoid Hormon (Şeker metabolizması için) ve Mineralokortikoid Hormon ( vücudun sodyum-potasyum dengesinin sağlanması için) gibi vücudun olmazsa olmaz hormonları bu bezlerde, böbreğin kortex kısmında üretilir.

Bu önemli hormonların vücutta miktarının normalden az olması, diğer bir anlamda böbrek üstü bezlerinin yetersiz çalışması önemli sağlık sorunlarına yolaçar. Addison Hastalığı da bunlardan biridir. Addison Hastalığı oldukça sinsi ilerleyen bir hastalıktır ve kişinin hayatını olumsuz etkiler. Hormonlar, insan metabolizmasının binlerce farklı anlamda dengesinin sağlanmasında en önemli unsurlardır.

Addison Hastalığı, vücudun işlevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyduğu hormonları yeterli oranda bulamaması sonucunda görülen bir hastalıktır. Addison Hastalığında böbreküstü bezleri yetersiz çalışır. Bütün vücutta görevi olan bu bezlerden üretilen hormonların yetersiz kalması, her hormonun ayrı ayrı işlevlerinden kaynaklanan problemleri beraberinde getirir. Hasta halsiz, bilinci bulanık ve solgun bir cilde sahiptir.

Böbrek üstü bezlerinin az çalışması ya da Addison hastalığı, sıklıkla erken menapoza girenlerde, Tip 1 Şeker Hastalığına sahip kişilerde, Grave's Hastalığında, Troid hastalıklarında ve Pernisiyöz anemiye sahip kişilerde görülür.

Hastalık Belirtileri

  • Halsizlik
  • Kas güçsüzlüğü
  • Mide bulantısı, kusma
  • İştah Kaybı
  • Sıklıkla ishal olma
  • Cilt döküntüleri, ciltte meydana gelen yaralar
  • Deride renk değişiklikleri
  • Tansiyon ve nabızda değişimler
  • Terleme
  • Baş ağrısı
  • Hafıza zayıflığı, Hafıza bulanıklığı yada kaybı
  • Hallüsinasyonlar görme
  • Dikkat dağınıklığı
  • Titreme
  • Vücutta, özellikle göz kapaklarında istemsiz, anormal hareketler

    Tıbbi Testler Sonucu Bulunan Bulgular

  • Tansiyon düşüklüğü
  • Kanda sodyum değerinin düşmesi, bazı durumlarda potasyum miktarının artışı
  • Kanda krtizol seviyesinin düşmesi
  • Adrenalin seviyesinin düşmesi
  • Çekilen tomografilerde kireçlenme odaklarının bulunması

    Böbreküstü bezlerinin yetersiz çalışması, bu bezlerde üretilen hormon seviyelerinin kanda düşük düzeyde çıkmasına neden olacaktır. Yapılan testler, hormon seviyeleri ve etki ettikleri metabolizmal faaliyetler ve bu faaliyetlerin sonucunda alınan verilerde değişikliklere neden olabilir. Çıkan test sonuçları uzman bir hekim tarafından dikkatle incelenerek doğru değerlendirilmelidir.

    Addison Hastalığı kişinin yaşam kalitesini oldukça düşüren bir hastalıktır. Ancak gelişen tıp sayesinde hastalığın tedavisi son derece iyi düzenlenebilmektedir. Hastalığın tedavisinde en önemli husus eksik olanın yerine konması metodudur. Yani yetersiz hormon miktarlarının yerine eksik olanın konması hastalığın çekilebilirliğini artırır. Hastalık tablosunda en sık, Adrenalin Krizleri tehlike yaratır. Kriz dönemlerinde alınan ilaçların dozları hekim kontrolünde arttırılabilir. İhtiyaç duyulan hormonların yerine konmasının yanısıra, hastalığın karekteristik etkisi düşük tansiyon ile de savaşmak gereklidir. Düşük tansiyon tedavisi, eksik hormon tamamlama tedavisine ek olarak hastaya uygulanır. Hastalığın seyrini psikolojik etkenler tetikleyebilir. Addison Hastalarına acil durumlarda hidrokortizon takviyesi yapılışı öğretilmiştir. Addison hastaları genellikle yanlarında acil durum kartları taşırlar. Acil durumlarda kendilerine doğru tedavinin yapılabilmesi için taşıdıkları bu kartlar, etraflarındaki insanlara yardımcı olur. Hasta kartında kullanılacak ilacın ismi ve dozu belirtilmelidir.
    Addison hastaları ilaçlarını düzenli ve önerilen dozda kullanmaya özen göstermelidirler. Şiddetli kusma, vücutta su miktarının artması (ödem) yada aşırı kilo artışları hastalığın sürecini ve tedavisini düzenleyen hekime acilen bildirilmelidir
  • *

    Akromegali
    Adet kesilmesi (amenore) ve libidonun kaybolması başlıca semptomlardır. Birçok hastalarda hafif veya orta derecede depresyon görülür. Enerji ve hareket yeteneğinden yoksundurlar. Psikolojik değişmeler rahatsız edici kronik bir hastalığa karşı tepki olarak nitelendirilebilir, ama bazı hastalarda duygusal (affektif) bozukluk, hasta henüz hastalığını anlamadan önce kendini gösterir ve başlangıçta diagnostik problemlere yol açabilir. Büyüme çağını tamamlamış, yani artık boy uzaması durmuş kimselerde veya daha ileri aşlarda iskeletin bilhassa çıkıntılı kısımlarının (alın, elmacık kemikleri, burun, çene, dil, dudaklar, dirsek, diz, el ve ayak parmak ve eklemleri gibi) büyümesi sonucu ortaya çıkan hastalık. Büyüme hormonunun aşırı salgınlanmasına sebeb olan bir hipofiz hastalığına bağlıdır. Bu genellikle bir hipofiz tümörüdür.

    Hastalık, genellikle daha önce kullanıldığından daha büyük başlık, eldiven, çorap, ayakkabı giymek zorunda kalınca farkedilmeye başlar. Çirkin bir fizyonomi ortaya çıkar.

    Eğer bu hastalık boy uzaması durmadan önce başlarsa, boy da normalden fazla uzar. Hatta bu durumdaki hastalar tedavi edilirse, ilerde çirkin, çıkıntılı yerleri belirgin durum ortaya çıkmaz. Sadece uzun boylu iri yarı olur ki buna "devlik hastalığı" yani "Jigantizm" denilir. Her iki halde de iç organlarda büyüme olur. Tümörün görme sinirine baskısı sonucu görme bozuklukları ve körlük olabilir.

    Tedavi, büyüme hormonunun aşırı salgılanmasını durdurmaya yönelik olup, ya tümör X ışınlarına tabi tutularak öldürülmeye çalışılır veya cerrahi olarak çıkartılır. Hastalık durdurulsa bile ileri yaşta meydana gelen çirkin görüntüler geri yok edilemez. Onun için erken teşhis çok mühimdir.

    *

    Adrenal Hastalıkları
    İnsan metabolizmasında hayati önem taşıyan böbreküstü bezleri, her iki böbreğimizin üzerinde bulunan, toplam 5-6 gram büyüklüğünde et parçalarıdır. Bu bezler hayatın devamı için önemli işlevlere sahiptirler. Her iki böbrek bezi de bir laboratuvar gibi çalışır. Ürettikleri damlalar ile ifade edilebilen hormon miktarları sayesinde, bütün vücudun aksamadan çalışmasını organize ederler. Cinsel gelişim, şeker metabolizması, hafıza gibi oldukça geniş bir yelpazede görevli olan bu bezler heyecanlı, tehlikede yada korku dolu olduğumuz anlarda bile vücudumuzu bulunduğumuz ortama hazırlarlar. Arıza yapan bir uçakta, belki bir çatışmanın ortasında vücudumuzda hayati önem taşıyan beyin, kalp ve akciğer gibi organlarımızı korumak için bu bezler o bölgelere giden kan miktarını artırıp, en sık yaralanabileceğimiz kol ve bacaklara giden kan miktarını azaltmakla bile ilgilenirler.

    Böbreğimiz, üç çeşit hormonun üretildiği Böbrek üstü bezinin dış kısmı yani Adrenal Kortex, iki ayrı hormonun üretildiği böbreğin iç kısmı yani Adrenal Medula'dan oluşur. Androjen-Östrojenler ( cinsel gelişim için) , Glukokortikoid Hormon (Şeker metabolizması için) ve Mineralokortikoid Hormon ( vücudun sodyum-potasyum dengesinin sağlanması için) gibi vücudun olmazsa olmaz hormonları bu bezlerde, böbreğin kortex kısmında üretilir.

    Bu önemli hormonların vücutta miktarının normalden az olması, diğer bir anlamda böbrek üstü bezlerinin yetersiz çalışması önemli sağlık sorunlarına yolaçar. Addison Hastalığı da bunlardan biridir. Addison Hastalığı oldukça sinsi ilerleyen bir hastalıktır ve kişinin hayatını olumsuz etkiler. Hormonlar, insan metabolizmasının binlerce farklı anlamda dengesinin sağlanmasında en önemli unsurlardır.

    Addison Hastalığı, vücudun işlevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyduğu hormonları yeterli oranda bulamaması sonucunda görülen bir hastalıktır. Addison Hastalığında böbreküstü bezleri yetersiz çalışır. Bütün vücutta görevi olan bu bezlerden üretilen hormonların yetersiz kalması, her hormonun ayrı ayrı işlevlerinden kaynaklanan problemleri beraberinde getirir. Hasta halsiz, bilinci bulanık ve solgun bir cilde sahiptir.

    Böbrek üstü bezlerinin az çalışması ya da Addison hastalığı, sıklıkla erken menapoza girenlerde, Tip 1 Şeker Hastalığına sahip kişilerde, Grave's Hastalığında, Troid hastalıklarında ve Pernisiyöz anemiye sahip kişilerde görülür.

    Hastalık Belirtileri

  • Halsizlik
  • Kas güçsüzlüğü
  • Mide bulantısı, kusma
  • İştah Kaybı
  • Sıklıkla ishal olma
  • Cilt döküntüleri, ciltte meydana gelen yaralar
  • Deride renk değişiklikleri
  • Tansiyon ve nabızda değişimler
  • Terleme
  • Baş ağrısı
  • Hafıza zayıflığı, Hafıza bulanıklığı yada kaybı
  • Hallüsinasyonlar görme
  • Dikkat dağınıklığı
  • Titreme
  • Vücutta, özellikle göz kapaklarında istemsiz, anormal hareketler

    Tıbbi Testler Sonucu Bulunan Bulgular

  • Tansiyon düşüklüğü
  • Kanda sodyum değerinin düşmesi, bazı durumlarda potasyum miktarının artışı
  • Kanda krtizol seviyesinin düşmesi
  • Adrenalin seviyesinin düşmesi
  • Çekilen tomografilerde kireçlenme odaklarının bulunması

    Böbreküstü bezlerinin yetersiz çalışması, bu bezlerde üretilen hormon seviyelerinin kanda düşük düzeyde çıkmasına neden olacaktır. Yapılan testler, hormon seviyeleri ve etki ettikleri metabolizmal faaliyetler ve bu faaliyetlerin sonucunda alınan verilerde değişikliklere neden olabilir. Çıkan test sonuçları uzman bir hekim tarafından dikkatle incelenerek doğru değerlendirilmelidir.

    Addison Hastalığı kişinin yaşam kalitesini oldukça düşüren bir hastalıktır. Ancak gelişen tıp sayesinde hastalığın tedavisi son derece iyi düzenlenebilmektedir. Hastalığın tedavisinde en önemli husus eksik olanın yerine konması metodudur. Yani yetersiz hormon miktarlarının yerine eksik olanın konması hastalığın çekilebilirliğini artırır. Hastalık tablosunda en sık, Adrenalin Krizleri tehlike yaratır. Kriz dönemlerinde alınan ilaçların dozları hekim kontrolünde arttırılabilir. İhtiyaç duyulan hormonların yerine konmasının yanısıra, hastalığın karekteristik etkisi düşük tansiyon ile de savaşmak gereklidir. Düşük tansiyon tedavisi, eksik hormon tamamlama tedavisine ek olarak hastaya uygulanır. Hastalığın seyrini psikolojik etkenler tetikleyebilir. Addison Hastalarına acil durumlarda hidrokortizon takviyesi yapılışı öğretilmiştir. Addison hastaları genellikle yanlarında acil durum kartları taşırlar. Acil durumlarda kendilerine doğru tedavinin yapılabilmesi için taşıdıkları bu kartlar, etraflarındaki insanlara yardımcı olur. Hasta kartında kullanılacak ilacın ismi ve dozu belirtilmelidir.
    Addison hastaları ilaçlarını düzenli ve önerilen dozda kullanmaya özen göstermelidirler. Şiddetli kusma, vücutta su miktarının artması (ödem) yada aşırı kilo artışları hastalığın sürecini ve tedavisini düzenleyen hekime acilen bildirilmelidir
  • *

    Cushing sendromu
    Bu türden bir hastalık, aşırı miktarda glukorkortikoid hormonlar kanda dolaşmaya başladığı zaman ortaya çıkar. Bu türden bir aşırılığın ortaya çıkması adrenal bezlerde fazla üretimin olması veya bir başka rahatsızlığı tedavi etmek için steroid ilaçların uzun süreyle kullanılmasının sonucu olabilir. Bu hastalık adını 20.ci yüzyılın başlarında ortaya çıkan Amerikalı bir cerrah olan Harvey Cushing den alır.

    Belirtiler

    - Birkaç ay ile yıllar arasında değişen bir süreden sonra yüz yuvarlaklaşır ve daha kırmızı bir görünüm alır.

    - Omuzlar arasında ve üstünde kambura benzer yağ birikimi

    - Gövdenin alt kısmında cilt üzerinde çatlaklar

    - Bitkinlik ve kaslarda zayıflık

    - Su toplanması (ödem)

    - Hipertansiyon

    - Aşırı kıllanma

    - Ruhsal sarsıntı

    - İktidarsızlık veya adetten kesilme

    - Özellikle omurga ve leğen kemiklerinde osteoporoz

    - Şeker hastalığının başlaması

    - Çürüklerin çok kolay bir şekilde ortaya çıkması

    Teşhis

    Doktorunuz fizik muayenede omuzları ve başınızı, Cushing e özgü değişiklikler açısından dikkatlice inceleyecektir. Yüzde yuvarlaklaşma ve kızarma, boyun kemikleri ve omuzlar arasındaki yağ dokusunda artış, teşhis açısından önemli bulgulardır. Bunlara sıklıkla kol ve bacaklarda morluklar da eşlik eder. Herhangi bir hastalığınızın tedavisi için (romatoid artrit, astım ya da bir deri hastalığı) kortikosteroid kullanıyorsanız, cushingin teşhisi oldukça kolay olacaktır. Ancak hastalık, böbrek üstü bezlerinizde aşırı hormon artışına bağlıysa, bazı testler için hastaneye yatmanız gerekebilir. Bu hormon artışı, böbreküstü bezi tümörü her iki bezde aşırı büyüme ya da bu bezlerin aşırı uyarılmasına yol açan bir hipofiz tümörüne bağlı olabilir.Karaciğerin ya da bazı başka organların habis tümörleri de Cushlng sendromuna yol açabilirler. Kan ve idrar testleri yapılarak, steroid hormonların düzeyinin artıp artmadığı anlaşılabilir. Hipofiz ve böbreküstü bezlerinin bilgisayarlı tomografisi de alınabilir.

    İyi huylu bir hipofiz bezi tümörünün veya böbrek üstü bezi (adrenal) tümörünün veya böbrek üstü bezi (adrenal) tümörünün başarılı bir şekilde alınması tam bir iyileşme ile sonuçlanabilir. Ancak uzun süreli hormon tedavisi gerekebilir. Kalp krizleriyle birlikte ortaya çıkan hızlı bir ateroskleroz (damar sertliği) ve omurgada çatlaklar sık sık görülür. Eğer tedavi edilmezse, bu rahatsızlık ölümle sonuçlanabilir.

    Eğer nedeni steroidin aşırı dozda kullanımı ise, steroid hormonların dozajı azaldıkça belirtiler yavaşça kaybolur.

    İlaç Tedavisi

    Eğer belirtiler bir ilaç tedavisi olarak steroid hormonların alınması nedeniyle ortaya çıkıyorsa, tedavi bunların kullanımı durdurmayı veya dozajı azaltmayı içerir. Ancak bu türden bir ilaç tedavisini doktorunuza danışmadan kesmeyin. çünkü steroid tedavisinin aniden durdurulması, söz konusu olan hastalığı hızlandırabilir (astım veya steroidin önerildiği diğer hastalıklar). Doktorunuz steroid dozajında kademeli bir şekilde giden bir azaltmayı önerecektir. Bazı durumlarda ilk başta önerilen steroidin yerine başka bir ilaç kullanılabilir: Stereoid ilaç tedavisinin dur-durulmasından bir yıl kadar sonra, yaralanma, enfeksiyon veya ameliyat gibi fiziki bir stres adrenal hormonun üretilmesinde tehlikeli bir yetersizliği ortaya çıkarabilir ve bu da acil tedaviyi gerektirebilir (Addison hastalığına bakın).

    Cerrahi Müdahale

    Cushing sendromu adrenal bezlerde, hipofiz bezlerinde veya karaciğerde bir tümörün sonucu olarak ortaya çıkıyorsa tümörün alınması veya hatta eğer adrenal bezlerde ise bezlerin hepsinin alınması en iyi tedavi şekli olabilir. Hipofiz bezlerindeki bir tümör için radyasyon tedavisi bir çözüm olabilir.

    Eğer tedavi sonucunda adrenal bezler vücudun gerektirdiği hormonları temin edemez hale geliyorsa, doktorunuz eksik hormonları karşılaması için ağızdan bazı ilaçların alınmasını önerecektir.

    *

    Diabet
    Bu konuda detaylı bilgi için bkz.

    Diyabet

    Şeker Hastalığı ve Komplikasyonları

    " İnsülin´in ortaya çıkması sayesinde diyabetik koma çağından, diyabetik komplikasyonlar çağına ilerledik."

    Bu sözler, şeker hastalığı konusunda zamanının önemli uzmanlarından olan E.P.Joslin´e ait. İnsülin´in keşfini izleyen dönem içinde bundan yaklaşık 70 yıl kadar önce söylenmiş bu sözler, tıp dilinde Tip 1 diabet olarak adlandırılan insüline bağımlı şeker hastalığı için söylenmiş olmakla beraber, bu gün için, İnsülin´e bağımlı olmayan yani Tip 2 diabet için de geçerlidir.

    Bu sözlerle ne denilmek istendiğini belki anladınız. Şeker hastası olarak yaşanan yıllar çoğaldıkça, bu hastalığın neden olduğu ek sorunlar (komplikasyonlar) da artmaktadır.

    Diabetin Tipleri Nedenleri?

    Diabet denilince, kandaki glukoz metabolizmasının bozulmasına yol açan birbirinden ayrı iki tablo anlaşılır.

    Juvenil diabet olarak da adlandırılan tip 1 diabet, genellikle çocukluk yaşlarında ortaya çıkar. Nedeni, pankreasın beta hücrelerinin yeteri kadar insülin üretememesidir. Bilindiği gibi insülin, sindirim sisteminin gıdalardaki unlu, şekerli, nişastalı maddeleri işleyerek oluşturduğu ve kana karışmasını sağladığı glukozun, hücrelere girip kullanılmasını yani enerji üretilmesini sağlayan bir hormondur. Yeterli insülin bulunmadığı taktirde, kanda bol miktarda bulunan glukoz hücrelere giremez, hücreler açlık çekerler. Bunun aşırı olması, hücrelerin ve dolayısıyla hastanın ölümüne yol açabilir. Bu nedenle tip 1 diabeti olan hastaların, glukoz metabolizmasını düzenlemek için, ömür boyu, insülin takviyesi yapmaları gerekir.

    Tip 2 diabet yaşamın daha geç dönemlerinde ortaya çıkar. Pankreasın yeterli insülin üretememesinin yanısıra, vücut hücrelerinin insülinden etkilenmelerinde de bozukluk vardır. Yani kanda yeterli. hatta çoğu zaman fazla, glukoz ve insülin bulunmasına rağmen hücreler glukozu alıp kullanamaz yani açlık çekerler. Diğer bir deyişle tip 2 diabetiklerde insülin, ´glukozun kapı bekçisi´ olma görevini yapamamaktadır, dolayısıyla hücrelerin glukoza kapısı kapalıdır. Zaman içinde hastaların çoğunda insülin üreten beta hücrelerinde ilerleyici bir fonksiyon kaybı da olur. Böylece, başlangıçta şeker düşürücü haplarla (oral antidiyabetik) idare edebilen hastalar da insülin takviyelerine ihtiyaç duyar hale gelirler.

    Şeker hastalığı (diabet) başlıca iki tip olmakla beraber, özellikle erişkin kişilerde görülebilen ´glukoz tolerans bozukluğu) olarak adlandırılan başka bir tablo da bulunur. Bu da zaman içinde tip 2 diabetin oluşacağının bir göstergesidir.

    Gelişmiş ülkelerde erişkinlerin yaklaşık %6 ila 10 kadarında tip 2 diabet. %15 kadarında da ´glukoz tolerans bozukluğu´ görülmektedir. Bu oranın gelişmiş ülkelerde artmış olmasının nedeni daha hareketsiz bir yaşam ve şişmanlığın artmasıdır. Gelişmekte olan ülkelerde de refah düzeyi arttıkça daha önceleri düşük olan bu oran, gelişmiş ülkelerdeki düzeye doğru artmaktadır.

    Nasıl Teşhir Edilir?

    Diabet teşhisi kandaki glukoz düzeyinin ölçümü ile yapılmaktadır. Şüpheli durumlarda, halk arasında ´şeker yükleme´ olarak bilinen oral glukoz tolerans testi yapılmaktadır. Eğer kandaki glukoz düzeyi açlıkta 125 mg.ın veya 75 gr glukoz içirildikten 2 saat sonra. 200 mg.ın üzerinde ise diabet tanısı konulabilir.

    Komplikasyonları

    İnsülin´in ilaç olarak üretilip piyasaya verilmesinden önceki dönemlerde tip 1 diabet hastalarının yaklaşık %75lik kısmı çok erken dönemde, diabete bağlı komplikasyonlardan (ek sorunlar) ölmekteydi. Diabetin komplikasyonları atardamar sisteminin en ince dallarını etkiler. Mikrovasküler sistem denilen bu damar sistemi kılcal düzeydeki damarlardır. Diabet mikrovasküler sistemdeki damarları hasarlandırdığı için, çeşitli organlar da bu mikrovasküler sistemdeki hasarlar nedeniyle etkilenirler. Etkilenen organlar arasında ilk sıraları alanlar, gözün retina tabakası, sinir dokusu ve böbreklerdir. Bu nedenle diabetik retinopati, diabetik nöropati ve diabetik nefropatiden bahsedilir. Bunlar en korkulan komplikasyonlar olan körlük, böbrek yetersizliği ve sinir sistemi hasarlarına bağlı olarak duyu ve hareket bozukluklarına yol açarlar.

    Karbonhidratlı gıdaların sindirilmesiyle oluşarak kana verilen glukoz, pankreas tarafından salgılanan insülin hormonunun etkisiyle hücrelere girerek, yaşaması için gerekli enerjiyi sağlar.

    Glukoz hücreye hayat verir ancak, glukozun kandaki düzeyleri uzun süreler boyunca yüksek kalırsa, atardamarların iç çeperlerini kaplayan endotel hücreleri için ölüm anlamına da gelir. İnce atardamarlarda (mikrovasküler sistem) oluşan hasar, glukoz düzeyinin yükseklik miktarı olduğu kadar yüksek kaldığı sürenin uzunluğuna da bağlıdır.

    Önceleri ince damarları tutan bu hasar giderek daha büyük damarları da tutabilir. Bunun sonucunda ateroskleroz (damar sertliği), kalp damarlarının hastalıkları, miyokard infarktüsü, inme gibi ciddi sorunlar görülebilir.

    İşte bütün bu sorunlar, diabetin çok titiz bir şekilde takip edilmesinin önemini ortaya koyar. Gelişmiş ve bu nedenle diabet sıklığı artmış ülkelerde körlüklerin büyük nedeni diabettir. Ayağa giden damarların tıkanmasına bağlı olarak ayak kesilmeleri, diabetli hastalarda çok sıktır. Miyokard infarktüsü ve kalp krizi nedeniyle ani ölüm şeker hastalarında 6 kat daha sık görülür.

    Eşlik Eden Hastalıklarda Önemli

    Diabetik hastalarda komplikasyonlara yol açan en önemli etken, kandaki glukoz oranının yükselmesidir. Tip 1 yani insüline bağımlı diabette temel sorun pankreasın yeterince insülin salgılayamamasıdır. Tip 2 diabette ise hücrelerin insüline cevaplarında bozukluk yanında pankreasın insülin salgılama fonksiyonunda da ilerleyici bir fonksiyon bozukluğu bulunur. Eğer Tip 1 diabette kandaki glukoz düzeyini düzenleyici tedavi iyi düzenlenirse komplikasyonlardan büyük ölçüde korunmak mümkün olabilir. Oysa Tip 2 diabette daha hastalık teşhis edildiği anda bile tansiyon yüksekliği, kan yağları yüksekliği ve miyokard infarktüsü gibi sorunlar bulunabilir. Bu nedenle Tip 2 diabetlerde komplikasyonların görülme sıklığı çok daha fazladır. Bu nedenle Tip 2 diabetlerde kandaki glukoz yüksekliğinin kontrolunun yanısıra, kandaki yağların (kolesterol vb.) ve kan basıcının (tansiyon) da normal düzeylerde tutulmasının önemi büyüktür. Bütün bunların yanısıra Aspirin gibi koruyuculuğu kesinleşmiş ilaçların tedaviye katılması önemlidir.

    Hasta Uyumu

    Diabet yaşam boyu süren bir hastalıktır. Bir insana tüm yaşamı boyunca uyması gereken katı kuralları kabul ettirmek çok zordur. Bunun yanısıra yüksek kan şekerinin başlangıçta hastaya zarar vermemesi, hastalığın hafife alınmasına da yol açar. ´´Benim şekerim 400´e bile çıktı bana bir zarar vermedi´´ ya da ´´Ne yaparsam 200 den aşağı indiremiyorum, benim bünyem buna alışmış artık bana bu normal geliyor´´ gibi konuşmalara çok şahit oluruz. Oysa bunların hiçbiri doğru değildir. Önceleri çok bir belirti vermeyen hastalık, damar sisteminde ciddi bozuklukları sinsi sinsi hazırlamaktadır. Komplikasyonlar belirti vermeye başladığı zaman hasar çok ilerlemiş ve çoğu zaman geri döndürülemez noktaya gelmiştir.

    Komplikasyonlar kadar diabetin de başlangıçta kendini göstermemesi, özellikle tip 2 diabette sık rastlanan bir durumdur. Glukoz tolerans bozukluğu aşamasından belirti veren diabet haline geçiş, çoğu zaman 8-10 yıllık bir zaman alır. Bu süre zarfında da bazı hasarlar oluşmaya başlamıştır. Bu nedenle hastalanmadan önce yapılan sağlık kontrolları (check-up) sırasında şeker hastalığı açısından titiz davranmak ve şüpheli hallerde glukoz tolerans testi yapmak önemlidir.

    Hekimlerin Sorumluluğu

    Hasta uyumunda hekimlerin tutumunun da önemi büyüktür. Uygulanması hemen hemen mümkün olamayacak kadar katı diyetler önerilmesi, hastanın diyeti ve bazen tedaviyi de tümden reddetmesine yol açabilir.

    Ayrıca bazı hekimlerde, çok ileri düzeylerde olmayan tip 2 diabeti çok önemli bir hastalık gibi görmemek eğilimi de vardır. Oysa kandaki glukoz miktarı aşırı düzeylerde olmayan şeker hastalarında bile komplikasyonlar sık görülmektedir.

    Hiçbir rahatsızlık hissetmeyen bir insanın muhtemel sorunlara karşı önlem alması, ilaçlar kullanması ve yaşamında kısıntılar yapması zor gibi gözükmekle beraber, ileride bekleyen tehlikeleri iyi bilmek uyum sağlama açısından önemlidir. Unutmayın ki, bütün zorluklarına rağmen diabetin komplikasyonlarından korunmak, onları tedavi etmekten çok daha kolaydır.

    *

    Diyabet şekilleri
    Diyabet Kaça Ayrılır?

    Diyabet, tip 1 ve tip 2 olmak üzere ikiye ayrılır:

    Tip 1 Diyabet

    Tip 1 diyabet, genellikle çocukluk çağında başlayan bir hastalıktır. Pankreasın beta hücrelerini yabancı cisim olarak tanımlayan vücudun savunma mekanizması, bu hücreleri öldürür. Dolayısıyla pankreas insülin üretemez hale gelir. Mutlaka insülin enjeksiyonuna ihtiyaç vardır.

    Tip 2 Diyabet

    Tip 2 diyabet, genellikle 45 yaş sonrasında ortaya çıkan kronik bir hastalıktır. Ailede diyabet hastası olması, yaş, kilo, yeme alışkanlığı gibi risk faktörleri diyabet gelişimini etkiler.

    Tip 2 diyabette pankreas ya insülin üretemez, ya da pankreas tarafından üretilen insülin, insülin direnci nedeniyle kullanılamaz.

    Tedavi diyet ve egzersizle başlar, oral antidiyabetikler ile devam eder ve ihtiyaç duyulduğunda insülin enjeksiyonuna baş vurulur.


    Tip 2 Diyabet Nedir?

    Tip 2 diyabet, genellikle 45 yaş sonrasında ortaya çıkan kronik bir hastalıktır. Ailede diyabet hastası olması, yaş, kilo, yeme alışkanlığı gibi risk faktörleri diyabet gelişimini etkiler.

    Dünyada tahmini 140 milyon insan diyabet hastasıdır ve tahminler, bu rakamın 2025 yılı itibariyle 3 milyona ulaşacağını ileri sürmektedir. Tip 2 diyabet, bütün vakaların yaklaşık %90�ını oluşturmaktadır.

    Epidemiyolojik araştırmalar, tip 2 diyabetin, dünyada en sık görülen kronik hastalıklardan biri olduğunu göstermektedir. Dünyada tip 2 diyabetin tahmini artışı, fiziksel aktivitede anlamlı bir azalma ve tip 2 diyabette genetik yatkınlığa neden olan obezitenin artan prevalansı ile birleşen yaşlanan popülasyona bağlanabilir. Tip 2 diyabetin patofizyolojisi, karaciğerde, yağ dokusunda ve kas dokusundaki insülin direnci ve pankreastaki beta-hücrelerinden bozulmuş insülin sekresyonu ile karakterizedir.

    Son senelerde yapılan çeşitli çalışmalar, insülin direncini, genellikle tip 2 diyabetin klinik başlangıcının izlediğini göstermiştir. Başlangıçta endojen insülin düzeyleri, insülin direncini kompanse etmek için yükselir. Bu hiperinsülinemik bireyler, sürekli olarak düşen insülin duyarlılığına rağmen, normal kan şekeri düzeylerini bu şekilde koruyabilirler. Fakat zamanla, insülin direnci giderek artınca, pankreas bunu insülin salgısını artırarak tamamen telafi edememeye başlar. Sonuç ilerleyen hiperglisemi ve klinik olarak belirgin diyabettir.

  • Erken dönemde insülin direnci arttıkça, glisemik kontrolün sağlanması amacıyla pankreastan salınan insülin miktarı da artar.
  • Beta-hücreleri, ekstra insülin üretimiyle insülin direncini karşılayamaz duruma geldiğinde açlık kan şekeri yükselir ve bu da tip 2 diyabetin başlangıcını gösterir.
  • İnsülin direncinin kırılması tip 2 diyabet tedavisinin en önemli hedefidir.


    Tip 2 Diyabet Semptomları

  • Poliüri: Sık idrara çıkma
  • Noktüri: Gece idrara çıkma için sık sık uyanma
  • Halsizlik / Uyku hali
  • Kilo alma / Kilo verme
  • Görme bozukluğu
  • Karıncalanma / His kaybı


    Tip 2 Diyabet Komplikasyonları

    Diyabet hastaları, diyabetin ilerleyen safhalarında, vücudun değişik organlarını etkileyen birçok komplikasyon geliştirme riskine sahiptir.

    Diyabet komplikasyonları makrovasküler ve mikrovasküler komplikasyonlar olmak üzere ikiye ayrılır:

    Makrovasküler Komplikasyonlar

  • Kalp hastalıkları
  • Damar hastalıkları
  • Felç
  • Hipertansiyon

    Mikrovasküler Komplikasyonlar

  • Ayak ülseri (diyabetik ayak)
  • Nöropati
  • Nefropati
  • Görme kaybı


    Tip 2 Diyabet Tanı Kriterleri

    Normal bireylerde açlık kan glukoz değerleri 80-110 mg/dl'dir.
    Açlık kan glukoz değeri 126 mg/dl'yi bulduğu veya geçtiği durumlarda kesin diyabet teşhisi konabilir.
  • *

    Diyabet tedavisi
    Tip 2 Diyabet Tedavisi

    Diyabet tedavisinin hedefleri:

  • Diyabet semptomlerını gidermek
  • Hiperglisemi ve hipoglisemi epizodlerını önlemek
  • Uzun dönem komplikasyonları engellemektir.

    Tip 2 diyabetin ideal tedavisi, hastalığın ilerlemesini erteleyeceği ve kardiyovasküler riskleri azaltabileceği için, insülin direncini azaltarak ve b-hücresi fonksiyonunu düzelterek, diyabetin altta yatan patofizyolojisine yönelik etki göstermelidir.

    Tip 2 Diyabet Tedavisinde Kullanılan İlaçlar

    Tip 2 diyabetin ilk tedavisi genellikle diyet ve egzersizi içermektedir. Ancak, hastaların büyük çoğunluğunda bu yaklaşım uzun sürede hiperglisemiyi yeterli derecede düşüremez ve sonuçta ilaç müdahalesi gerekir. Geleneksel oral antidiyabetik ajanlarla monoterapi, uzun süreli glisemi kontrolü sağlamadığı için, hastaların çoğuna kombinasyon tedavisi uygulanmaktadır ve sonuçta insüline ihtiyaç duyulabilmektedir.

    Günümüzde, plazma glukoz düzeylerini düşüren farklı oral antidiyabetik ilaç sınıfları vardır: Sulfonilüreler, biguanidler, alfa-glukozidaz inhibitörleri, meglitinidler ve tiazolidindionlar (TZD). Bu ilaç sınıfları, glukoz düşürücü etkilerini farklı etki mekanizmalarıyla göstermektedirler.

    Mevcut Tedaviler

    Sülfonilüreler

    Sulfonilüreler ve meglitinidler, primer olarak pankreastan insülin salınımını arttırarak etki ederler.

    Biguanidler (metformin)

    Metformin, karaciğerde glukoz üretimini azaltarak etki eder.

    Alfa-glukozidaz İnhibitörleri (akarboz)

    Alfa-glukozidaz inhibitörleri, karbonhidrat emilimini geciktirerek etki ederler.

    Yeni Seçenekler

    Tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan birçok mevcut ilaç olmasına rağmen, mevcut tedaviler, uzun süreli glisemi kontrolünü sağlayamamakta ve beta-hücresi yetmezliği gelişimini engelleyememektedir.

    Tip 2 diyabetteki başlıca erken patolojik bozukluğun insülin direnci olduğu görülmektedir. İnsülin direncinin kırılması, tip 2 diyabet tedavisinin en önemli hedefidir.

    Tiazolidindion sınıfı (TZD�ler) veya glitazonlar, direkt olarak tip 2 diyabetin patofizyolojisinde önemli bir defekt olan insülin direncini hedefleyen yeni bir ilaç sınıfıdır. Hastalığın ilerlemesini önleme potansiyeline sahip olduğundan, tip 2 diyabet tedavisinde önemli bir gelişme sunmaktadır. TZD�ler, çeşitli hedef organlarda (karaciğer, iskelet kası ve yağ dokusu) insülin duyarlılığını arttırarak glisemi kontrolünü düzeltir ve pankreastaki b-hücrelerinden artmış üretim olmadan,dokuların endojen insüline yanıt vermesini sağlarlar.

    TZD sınıfının 3 üyesi vardır: troglitazon, roziglitazon ve pioglitazon. TZD sınıfı üyelerinin kimyasal yapılarındaki değişiklikler troglitazon, roziglitazon ve pioglitazonun profilleri arasında saptanmış farklılıkların temelini oluşturmaktadır
  • *

    Guatr
    Guatrı olan bir hastanın ortaya çıkan belirtilerini göz ardı etmemek gerekir. Hastalık nedeniyle parmak ve dil ucunda titreme, sinirlilik, sıcağa dayanamama, zayıflama ve bazı türlerinde boyunda şişlik görülür. İyileşmesi mümkün olan bir guatr giderek geciktirilirse ya da ilaç tedavisine cevap alınamazsa cerrahi müdahale gerekebilir.

    Tiroid bezi, boynun ön yüzünde, nefes borusunun iki yanında yer alan yutkunmakla hareketli bir iç salgı bezidir. Bu bezin iltihabi ve tümoral olmayan büyümelerine guatr denir. Guatr iki şekilde olabilir: Birincisi ve çoğunlukla görülen bezin bir veya birkaç bölgesinde yumrular halinde olanı (nodüler guatr), ikincisi ve daha seyrek olanı bezin tamamının büyümesi şeklindedir.

    Belirtileri

    Tiroid bezinin normalden fazla (hipertroidi) ve normalden az (hipotroidi) çalışması ile vücudun kalp-damar, solunum, sindirim, üriner ve sinir sistemlerini etkileyen belirtiler ortaya çıkar.

    Tiroid bezinin fazla çalışma belirtileri;

  • İştah artmasına rağmen kilo kaybı

  • Sık sık büyük abdest yapma

  • Seyrek adet görme

  • Ellerde ve dilde titreme

  • Sinirlilik, duygusal değişiklikler

  • Sıcaktan rahatsız olma, terleme

  • Taşikardi ( nabzın yükselmesi uykuda bile)

  • Göz belirtileri (göz kapağı tembelliği, gözlerin dışarı doğru çıkması, çift görme)

  • Ayaklarda şişlik

    Tiroid bezinin az çalışması (hipotroidi) belirtileri;

  • Kilo alma

  • Kabızlık

  • Soğuktan rahatsız olma

  • Aşırı adet görme

  • Kısık ses

  • Güçsüzlük, hareketlerde yavaşlama

  • Nabzın düşmesi

  • Cildin-saçın kuru ve kalın olması

    Risk Grupları

  • Her iki cinste ve her yaş grubunda görülebilir. Ancak gebelik, doğum ve hormon dengelerinin sık sık değişmesi nedenleri ile kadınlarda daha yaygındır.

  • Bazı bölgeler ve yörelerde daha sık görülebilir. Örneğin; Doğu Karadeniz ve İç Anadoluda

    daha sıktır.

  • Yeni doğan çocuklarda doğumdan hemen sonra hormonlar kontrol edilmelidir. Doğuştan bir eksiklik varsa sistemlerin gelişmesine (özellikle zeka gelişimine) engellemeden eksiklik tamamlanmalıdır.

    İç-Dış, Erkek-Dişi Guatr

    İç-dış, erkek-dişi guatr ifadeleri halk tarafından kullanılır. Kişinin boyun yapısına göre bezin büyümesi dışardan görünüyorsa (zayıf ve boynu uzun olanlarda görülür) buna dış guatr denir. Bezin büyümesi görünmüyorsa (şişman ve kısa boyunlularda görülmez) buna da iç guatr denir. Ameliyattan sonra tekrar eden yani nüks olanlar dişi guatr, tekrar etmeyenlere de erkek guatr denir. Eğer bezin belli bir kısmı çıkarıldıktan sonra ihtiyacı olan hormon dışarıdan verilmezse iç dengeler devreye girerek beyin aşırı TSH salgılar. Bu salgı tiroidi uyararak yeniden büyümesine sebep olur. Tekrar büyüdüğü için buna dişi guatr denir.

    Teşhis ve Tedavi

    Guatr teşhisi;

  • Muayene,

  • Kan testi (T3, T4, TSH hormonları tetkiki),

  • Tiroid ultrasonu veya sintigrafisi ile teşhis konur.

    Tedavi yöntemleri ise;

  • İlaç tedavisi,

  • Radyoaktif iyot tedavisi ve

  • Cerrahi tedavidir.

    Tedavi yöntemlerinden hangisi veya hangilerinin seçileceği hastadan hastaya değişebilir. En uygun tedavi şekli cerrah, endogrinolog, radyolog ve patologdan oluşan bir ekip tarafından planlanmalı ve takip edilmelidir.

    Guatr Ameliyatı

    Guatr ameliyatı dendiğinde en sık boyunda iz kalıp kalmayacağı ve sesin kısılıp kısılmayacağı endişe edilir. Boyunda cilt pililerine paralel olan 3-4 santimetrelik bir kesi yapılarak ameliyat gerçekleştirilir. Bu kesi estetik dikildiğinde kalan iz hiç belli olmamaktadır. Ses kısıklığı ise, anestezin sırasında boğazın tahriş olmasına bağlı 1-2 gün süren ses kısıklığı olabilmektedir. Yutkunmadaki 1-2 günlük ağrı ile birlikte ameliyat çok rahat geçmektedir. 1 gün hastanede yatıp ertesi gün taburcu olan hastanın 4. gün dikişleri alınmaktadır.

    Erken Teşhis Önemlidir!

    Guatrda erken teşhis çok önemlidir. Geç kalınması durumunda hastalık ilerleyecek, tedavi zorlaşacak, sistemlerde yaptığı hasarlar geri dönmeyecektir. En önemli ameliyat sebebi olan kanser gelişmesi varsa tedavi çok pahalıya mal olabilecektir
  • *

    Nodüler Guart
    Nodül Nedir?
    Tiroit bezinin içinde normal tiroit dokusundan faklı bir yapıdaki yumru şeklinde ve leblebi, nohut veya bazen de ceviz veya portakal büyüklüğünde olabilen anormal doku büyümelerine nodül adı verilir. Nodüllerle birlikte çoğu zaman tiroit bezi de büyüdüğünden bu hastalığa nodüler guatr adı da verilir.
    Bir nodülün hasta ve doktor açısından önemi nodülde kanser olup olmadığının anlaşılmasıdır. İkinci önemli nokta ise nodülün aşırı hormon salgılama özelliği olup olmadığının ortaya konmasıdır.

    Toplumda Her iki Kişiden Birisinde Tiroit Nodülü Vardır
    Tiroit nodülleri toplumda çok sık görülen bir hastalıktır. Nodüllerin bir kısmı elle fark edilir ve bunların oranı toplumda % 7 civarındadır. İyot yetmezliği olan bölgelerde ise el ile fark edilebilen nodül sıklığı o toplumun % 25’ni bulur. El ile fark edilemeyen küçük nodül sıklığı ise daha fazladır ve ultrason ile tiroit bezleri incelendiğinde veya tarama yapıldığında toplumdaki % 50-60 kişide nodül saptanır. Bunun anlamı neredeyse iki kişiden birisinde nodül olmasıdır. İyot yetmezliği olan bölgelerde nodüler guatr 2-3 kat daha fazla görülür.

    Nodül Sıklığı Yaşla Birlikte Artış Gösterir
    Nodül sıklığı yaşla birlikte artar ve kadınlarda erkeklere göre 4 kat daha fazla bulunur. Gebelikte tiroit nodülü çapında artma ve yeni nodül oluşumu sıklığında artış vardır.

    Nodül Neden Oluşmaktadır?
    Tiroit nodülünün neden oluştuğu henüz bilinmemektedir. Bununla birlikte nodül oluşumunda genetik-kalıtımım rolü büyüktür. Tiroit nodülleri aynı ailede sık görülür. Bu nedenle ailenizden birisinde nodül varsa sizde de olma olasılığı yüksektir.

    Nodül Varsa İlk Önce Hangi Doktora Başvurmak Gerekir?
    Nodül varsa ilk önce Endokrinoloji uzmanına başvurmak gerekir. Endokrinoloji uzmanlarını Tıp Fakültesi hastanelerinde ve diğer büyük hastanelerde bulabilirsiniz. Endokrinoloji ihtisası, dahiliye ihtisası üzerine yapılmaktadır. Bu ihtisas sırasında tiroit hastalıkları, şeker, şişmanlık, kemik erimesi, boy kısalığı ve diğer hormon hastalıkları üzerinde uzmanlaşılmaktadır. Endokrinoloji uzmanı bulunduğunuz yerde yoksa dahiliye uzmanına başvurunuz. Endokrinoloji uzmanı sizin nodülünüzü gerekli tetkiklerle değerlendirdikten sonra tedavinizi planlar.

    Sıcak veya Soğuk Nodül Ne Demektir?
    Bir nodülün sıcak veya soğuk olması sintigrafi tetkiki ile ortaya konan bir durumdur. Tiroit sintigrafisi teknesyum 99 isimli bir radyoizotop madde ile çekilir. Damardan verilen bu ilaç tiroit bezine gider. Eğer nodül bu maddeyi tutmaz ise sintigrafi filminde nodül bir boşluk olarak görülür. İlacı içine almayan bu nodüllere ‘’soğuk nodül’’ adı verilir. Verilen ilacı tutan nodüller ise sintigrafide siyah bir şekilde ortaya çıkar. Teknesyumu tutan bu nodüllere ise ‘’sıcak nodül’’ adı verilir. Eğer nodül diğer tiroit dokusuna benzer şekilde ilaç tutarsa bu nodüle ‘’ılık nodül’’ adı verilir.

    Soğuk nodüllerde kanser oranı sıcak nodüllere göre daha fazladır. Buna rağmen sıcak nodüllerde de kanser olabilir. Bu nedenle bütün nodüllere sıcak veya soğuk olsun mutlaka biyopsi yapılmalıdır. Biyopsi iki defa yapıldığı halde iyi huylu çıkanlarda anormal gelişim olmadıkça tekrar biyopsi yapmanın anlamı yoktur.

    Kistik Nodül veya Solit Nodül Ne Demektir?
    Nodüllerin bir kısmının içinde sıvı birikir ve bunlara kistik nodül adı verilir. İçinde sıvı olmayan sert nodüllere ise solit veya sert nodül adı verilir. Bir nodülün kistik veya solit olup olmadığı tiroit ultrasonu ile anlaşılır.

    Tek Nodül veya Çok Nodül Ne Demektir?
    Tiroit bezinde bazen tek nodül, bazen birden fazla nodül olabilir. Tiroit bezinde tek nodül de olsa çok nodül de olsa kanser oranı % 5’ tir.

    Nodüllerde Kanser Sıklığı Ne Kadardır?
    Nodüllerin yaklaşık yarısı tiroit bezinde tek nodül olarak bulunurken, geri kalan yarısı ise birden fazla nodül halinde bulunur. Yani bazı hastaların bezinde tek nodül varken bazen birden fazla nodül bulunur. El ile yapılan muayenede tek nodül olan hastalarda tiroit ultrasonu yapıldığında daha küçük ilave nodüller de saptanabilir. Tiroit bezinde tek nodül de olsa çok nodül de olsa tüm nodüllerde % 5 oranında kanser olma riski vardır. Sıcak nodüller de kanser sıklığı az ( % 0.23) olmasına rağmen yine de kanser riski vardır. Soğuk nodüllerde kanser riski daha fazladır ( % 5 kadar).

    Hangi Tiroit Nodüllerinde Kanser Olasılığı Yüksektir?
    Nodülü olan bir hastada ilerleyen yemek yeme zorluğu, ses kalınlaşması veya nefes almada zorluk kanser olma şüphesini artırır. Ancak, kanser olmayan nodüller sinire baskı yaparak ses kalınlaşması yapabilir. Her ses kalınlaşmasının da nodülden ileri gelmediğini akılda bulundurmak gerekir.

    Önceki yıllarda baş veya boyuna yönelik ışın tedavisi (radyoterapi) alan nodüler guatrlı hastalarda ve ailesinde tiroit kanser hikayesi olanlarda kansere eğilim artar. Nodüler guatr kadınlarda erkeklere göre dört kat daha fazla görülür. Ancak tiroit kanseri erkeklerde daha çok görülür.

    Erkek olmak, 20 yaşından önce ve 60 yaşından sonra birden nodül gelişmesi kanser için risk oluşturur.

    Yavaş veya ani başlayan ağrı veya hassasiyet nodül veya kist içine olan kanama nedeniyle olabilir veya ağrı tiroit bezi iltihabı nedeniyle de gelişebilir ve bu durum habis olmayan bir olaya işaret eder. Ancak bazen yayılmış kanserde de ağrı olabilir.Nodüler guatrlı bir hastada boyundaki lenf bezlerinin şişmesi, nodülün sert olması, hareket etmemesi ve hızlı bir şekilde büyümesi kanser şüphesini artırır. Nodüllü hastalar Tefor veya Levotiron gibi ilaçları kullanırken nodül gittikçe büyüyorsa kanser şüphesi artar. Bu nodüllerde tekrar biyopsi yapmak gerekir. Çocuklarda nodül saptanması kanser riskini artırır. Bu nedenle mutlaka biyopsi yapılmalıdır.

    İyi huylu ve kötü huylu tiroit nodüllerinin bazı özellikleri aşağıda verilmiştir. Tablo-‘de belirtilen özellikler bir nodülün kanser yönünden riskini gösterir. Bu bulgular mutlaka kanser olduğunu veya olmadığını göstermez. Örneğin tiroit kanseri olan tiroit nodülü de tiroit hormon ilacı (Levotiron veya Tefor gibi) tedavisiyle küçülebilir. Yine sıcak nodüllerde de soğuk nodül kadar olmasa da kanser olabilir. Kanser ayırımı için en iyi test ince iğne biyopsisi yapmaktır. Biyopsi yapmadan kesin olarak bir nodül için kanser var veya yoktur denemez.

    İyi huylu olduğu düşünülen nodüllerin özellikleri:
    • Ailede iyi huylu nodül veya guatr olması
    • Tiroit bezinde çapları 1 cm’den küçük olan birden fazla nodül bulunması
    • Nodülün aynı büyüklükte durması
    • Nodülün basit kist ve sıcak nodül olması
    • İlaç tedavisiyle (Tefor) nodülün küçülmesi
    • Ailede Graves veya Hashimoto hastalığı olması
    • Yumuşak, düz ve hareketli nodül
    • Kanda tiroit hormonlarının az veya çok olması
    • Ultrason ile rasgele saptanan çapı 1 cm’den küçük nodüller
    • Gebelikte ortaya çıkan nodül
    • Yumuşak nodüller
    • Nodülü olan hastada Hashimoto tipi tiroit iltihabı olması

    Kanser Şüphesi Olan Nodüllerin özellikleri
    • Tek, sert ve yumuşak dokulara yapışmış (hareket etmeyen) nodül
    • Nodülün Hızlı büyümesi (özellikle ilaç tedavisi alırken)
    • Ses tellerinin felci ve ses kısıklığı
    • Çocukta nodül olması, erkekte nodül olması
    • 20 yaştan önce veya 60 yaşından sonra nodül ortaya çıkması
    • Biyopside kanser şüphesi olması
    • Çapı 2 cm’den büyük sert nodül
    • Çapı 4 cm olan kist
    • Sintigrafide soğuk nodül olması
    • Önceden baş ve boyuna radyoterapi yapılması
    • Tefor veya Levotiron ilaçları kullanılırken nodülün büyümesi
    • Ailede tiroit kanseri olması
    Bütün Nodüllere İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi Yapılması Gerekir
    Tiroit iğne biyopsisi tiroit nodüllerinin tanı ve tedavisinde kullanılan en etkili ve en hassas tetkiktir. Bir nodülde kanser olup olmadığını anlamak için mutlaka iğne biyopsisi yapılması gerekir. Diğer tetkiklerle kanser olup olmadığı anlaşılamaz.

    Tiroit nodülünün değerlendirilmesine ilk olarak biyopsi ile başlanmalıdır. Bu durum tek olsun çok olsun tüm nodüller için geçerlidir. Bir bezde birden fazla nodül varsa tüm nodüllerden ayrı ayrı biyopsi yapmak gerekir. Kuralımız erişilebilen tüm nodüllere biyopsi yapılmasıdır. Biyopsi yapılmayan bir nodülde kanser olmadığını hiçbir tetkik veya kişi garanti edemez. Bu nedenle palpasyonla (el ile) erişilemeyen nodüllere de ultrason altında mutlaka biyopsi yapılmalıdır.

    İnce iğne aspirasyon biyopsisi sayesinde ameliyata verilen hasta sayısında % 50 oranında azalma olmuştur. Biyopsinin tecrübeli bir hekim tarafından yapılması ve yine deneyimli bir patolog tarafından değerlendirilmesi gerekir.

    Biyopsi ile alınan hücrelerin patolojik incelemesi sonucunda genellikle hastaların % 4’ ünde kanser, % 10’unda kanser yönünden şüpheli , % 17’sinde yetersiz örnek (Biyopside parça gelmemesi) ve % 70’i iyi huylu nodül olarak rapor edilir.

    Görüldüğü gibi nodüllerde kanser oranı azdır. Bununla birlikte iğne biyopsisinde bazen parça gelmez. Bu durumda biyopsiyi 2 veya 3 kez daha tekrar etmek gerekir. Tekrarlanan biyopsiler ile sonuç alma olanağı artar. Parça alınamayan nodüllerin bir kısmı kistik nodüllerdir. Bunlarda sıvı olduğu için hücre az gelir. Parça alınamayan nodüllerin bir kısmı ise küçük nodüllerdir.

    Biyopsi ile tiroit kanserlerinin papiller, medüller ve anaplastik kanser türleri patolog tarafından kolayca tanınır. Ancak folliküler kanser türü biyopsi ile teşhis edilemez. Patolog bu nedenle ‘’folliküler tümör’’ olarak rapor yazar. Kanser, kanser şüphesi veya folliküler nodül diye patoloji raporu çıkan hastalarda ameliyat yapılır. İyi huylu çıkanlarda nodül çok büyük değilse ameliyat genellikle yapılmaz.

    Bir nodül, yapılan ilk biyopside iyi huylu çıktığı halde gittikçe büyürse ve özellikle Tefor veya Levotiron ilacı alırken büyürse mutlaka tekrar biyopsi yapılır. Boyunda lenf bezleri şişmiş kişilerde de tekrar biyopsi yapılır.

    Tiroit İğne Biyopsisi Nasıl Yapılır ?
    Hastaların biyopsi öncesi aspirin, Plavix veya romatizma ilaçları kullanmamaları veya biyopsiden birkaç gün önce kesmeleri gerekir. Bu ilaçlar kanamayı artırır. Ayrıca hemofili hastalığı gibi kan hastalığı olanlar veya Coumadin gibi kanı sulandıran ilaç kullananlar veya herhangi bir bitkisel ilaç alanlar bu ilaçlarını doktora söylemelidir. Biyopsi yapılırken aç veya tok olmanın bir önemi yoktur. Biyopsi yapılmadan önce randevu alınır ve randevu saatinde biyopsi yapılacak yere gidilir.

    Tiroit iğne biyopsisi, ultrason ile veya ultrasonsuz olmak üzere iki türlü yapılabilir. Büyük nodüllerde ultrasona gerek yoktur. Küçük nodüllerde ultrason yardımıyla nodülün yeri daha iyi saptanır. Tiroit biyopsisi genellikle hepinizin bildiği, kolunuzdan kan alınırken kullanılan, normal plastik enjektörlerle yapılır. Ayrı bir alet kullanılmadığı gibi ameliyat da yapılmaz.

    Günlük pratikte bunun bir ameliyat olduğu korkusuyla biyopsiye gelmeyen hastalar olduğu gibi aşırı stres yapan, çok heyecanlanan hastalar olmaktadır. Biyopsi yapıldıktan sonra ise bu hastalar ‘Çok kolaymış, boşuna korkmuşum ‘’ diyerek evine gitmektedirler.

    Biyopsi yapılacak hasta önce muayene masasına yatırılır ve başını biraz arkaya vermesi istenir. Böylece tiroit bezi ve nodül daha iyi fark edilir. Hastaya biyopsi sırasında yutkunmaması söylenir. Biyopsi yapılacak nodülün yeri önce el ile iyice saptanır ve biyopsi yapılacak cilt bölgesi alkollü pamuk ile temizlenir. Daha sonra enjektör iğnesi batırılarak nodüle girilir ve enjektörün pistonu geri çekilerek dokunun veya nodül hücrelerinin gelmesi sağlanır. Daha sonra iğne çıkarılır. İğne çekilir çekilmez biyopsi yapılan yere kanamayı durdurmak için bir pamukla 10-15 dakika basılır. Böylece kanama ve şişme önlenir. Biyopsi yapılan alana daha sonra ufak bant yapıştırılabilir. Eğer bu alanda daha sonra rahatsızlık hissi olursa buz uygulaması yapılabilirse de buna % 99 hastada pek gerek olmaz. Şırınga içindeki biyopsi parçaları daha sonra lam denilen ufak cam parçalarına püskürtülür ve sonra yayılır. Bu camlar incelenmek üzere patoloji laboratuvarına gönderilir. Biyopsi sırasında uyuşturma yapmaya gerek yoktur. Zaten ağrı da pek olmaz ve buna da gerek yoktur.

    Biyopsi sonrası yavaşça yataktan kalkarak oturmanız istenir. Beş dakika kadar oturduktan sonra kalkarsınız ve işinize veya evinize gidebilirsiniz. Biyopsi yapılırken iğne batırıldığı için çok hafif bir ağrı olabilir. Bu ağrı kolunuzdan kan alınırken oluşan ağrının aynısıdır. Bu nedenle korkmanıza hiç gerek yoktur. Biyopsi yaptırmazsanız ve nodülde kanser varsa tedavide gecikme olacağı için kanserin yayılmasına neden olacağınızı unutmayınız. Biyopsi, ameliyat olacak olan hastalarda da ameliyat öncesi mutlaka yapılmalıdır. Ameliyat öncesi nodülün kanser olduğu anlaşılırsa ameliyat ona göre yapılır.

    Nodüler Guatrlı hastada Hangi Tetkikler yapılır?
    Nodülü olan bir kişide T3, T4 ve TSH hormonları, anti-TPO ve anti-Tiroglobulin antikorları, Kalsitonin hormonu ile tiroit ultrasonu ve tiroit sintigrafisi tetkikleri yapılabilir. Medüller tiroit kanseri denen bir kanser türünü erkenden yakalamak için kanda kalsitonin hormon düzeyine de bakılabilir.

    Tiroit Ultrasonu
    Tiroit ultrasonu, ultrason aletinin prob denen ufak bir parçasını boynunuza koyarak ses dalgası gönderilmesi ve bu ses dalgalarının görüntüsünün bilgisayar ekranında görülmesi ile yapılan bir tetkiktir. Ses dalgası olduğundan gebelerde de güvenle yapılabilir. Tiroit ultrasonu nodülün kanser veya iyi huylu olup olmadığını ayırt edemez. Ultrason, ancak bir nodülün kistik olup olmadığını veya sert olup olmadığını anlamaya yarar. Ultrason ile ele gelmeyen küçük nodülleri saptama imkanı da vardır.

    Tiroit ultrasonunda kanser şüphesi uyandıracak nodül özellikleri şunlardır:
    1. Nodül kenarının düzensiz olması
    2. Doppler ultrason ile nodülde kan akımının fazla olması
    3. Nodülde küçük kalsiyum çöküntüleri olması

    Tiroit ultrasonu için belirtilecek diğer bir nokta ultrason yapan hekimin nodülü tanımadaki tecrübesidir. Tiroit ultrasonunu bu konuda deneyimli hekimler yapmalıdır. Günlük pratikte bazen karşımıza ilginç ultrason raporları gelebilmektedir. Ultrasondaki nodül ile alâkası olmayan ufak değişikliklerin nodül olarak rapor edilmesi hem hastayı hem Endokrinoloji uzmanını sıkıntıya sokabilmekte ve başka bir laboratuvarda tekrar ultrason yapılabilmektedir. Bu nedenle tiroit ultrasonu yaptıracağınız laboratuvar hakkında doktorunuzun görüşünü almanızda fayda vardır.

    Tiroit Nodülü Ne Gibi Şikayetler Yapar?
    Nodüllerin çoğu hiçbir belirti vermez ve şikayet yapmaz. Nodüller sıklıkla hasta veya doktor tarafından rasgele fark edilir ve nadiren yemede zorluk, nefes darlığı, ses kalınlaşması veya çatallaşma veya boyunda ağrı yapar. Ancak çoğunun hiçbir belirtisi yoktur. Nadiren nodül içine kanama olursa ağrı ve hassasiyete neden olur. Bu tür kanamalar nodülün kendiliğinden yok olmasına neden olabildiği gibi sıklıkla kist oluşumuna da neden olur. Bazen akciğer ve beyin tomografileri sırasında veya boyundaki damarların ultrason ile incelemesi sırasında da tesadüfen nodül olduğu fark edilir. Nodül çapı 4-5cm ulaştığı halde hiçbir şikayeti olmayan çok hasta vardır.

    İyi Huylu Tiroit Nodülü Nasıl Bir Gidişat Gösterir?
    1- Çok yavaş büyüme eğilimi vardır
    2- Üç yıl içinde iyi huylu nodüllerin yarısında % 30 hacim artışı olabilir. Nodüller tiroit bezinin diğer kısımlarından daha fazla büyür ve bu büyümenin yaş, seks, nodül çapı ve nodülün sıcak veya soğuk olması ile ilişkisi yoktur.
    3- Bir yıl içinde nodüllerin % 20’sinden azı büyür.
    4- Nodüllerin % 20 sinde ise kendiliğinden küçülme olur.
    Nodüller iyi huylu olsa da kötü huylu olsa da büyüyebildiğinden önemli olan Tefor veya Levotiron gibi ilaçlar alırken oluşan nodül büyümeleridir. Nodüller genellikle başlangıç olarak ya iyi huylu yada kanser olarak ortaya çıkarlar. İyi huylu nodülün kansere dönüşümü çok nadirdir. Bu nedenle bazen hastaların sorduğu gibi ‘’ya iğne nodülün kanser olmayan tarafına girmişse?’’ gibi bir soruya veya endişeye gerek yoktur.

    İyi Huylu Nodül daha Sonra Kansere Dönüşür mü?
    Yapılan biyopside iyi huylu çıkan bir nodülde kansere dönüşüm pek olmaz. Nodüller başlangıçta iyi huylu veya kanser olarak oluşurlar. Ancak ilaç tedavisine rağmen nodül hızla büyürse ve lenf bezlerinde şişlik olursa kanserden şüphelenilir ve tekrar biyopsi yapılır.

    Kistik Nodül Ne Demektir?
    Soğuk nodüllerin % 10-20’si kistik nodüllerdir. Kistik nodül demek içinde sıvı bulunan nodül demektir. Bu sıvı çikolata, saman sarısı veya kanlı renkte olabilir. Bu rengin kistte kanser olması açısından bir önemi yoktur. Kistik nodüllerin içindeki sıvı iğne ile boşaltılabilir. İğneyle boşaltma sonrası % 50’ye yakın hastada kistik nodülün çapında azalma olur ve tekrar sıvı birikmez. Ancak % 20-30 hastada tekrar sıvı birikir. Tiroit hormon ilaçları (Tefor veya Levotiron) tedavisi kistlerin tedavisinde pek başarılı olmaz. Sadece içi sıvı ile dolu kistlerde pek kanser görülmez. Yarısı kistik yarısı sert nodüllerde ise kanser riski artar. Tekrar oluşan kistik nodüller genellikle çapı 4 cm’den büyük nodüllerdir ve bunların ameliyatla alınması gerekir.

    İyi Huylu, Soğuk ve Tek Nodüllerde Levotiron veya Tefor İlacı İle Tedavi
    Tiroit nodülünün iyi huylu olduğu biyopsi ile anlaşıldıktan sonra, eğer sıcak nodül değilse ve TSH hormonu çok düşük değilse ve tek nodül ise sentetik T4 ilacı (Tefor veya Levotiron) ile tedavi yapmaktayız. Bu ilaç tedavisiyle çapı küçük olan nodüllerde, Hashimoto hastalığıyla birlikte bulunan nodüllerde ve yeni oluşmuş nodüllerde iyi cevap alıyoruz. Bu ilaç TSH hormonunun salgılanmasını azaltarak nodülün büyümesini önler ve küçülmesini sağlar. Ancak; sertleşmiş, çapı 2.5 cm’den büyük ve kistik nodüllerde bu ilaçlarla yapılan tedaviye pek cevap alamıyoruz. Bu tür nodüllerde en iyisi ameliyat yapmaktır.

    İlaç Tedavisi Ne Kadar Sürer?
    Nodül tedavisinde kullanılan ilaç bir yıl süre ile veya daha fazla verilebilir. Buna, durumunuza göre doktorunuz karar verir. İlaç, yani Tefor veya Levotiron TSH 0.3-1.0 U/L arasında olacak şekilde verilir. Eğer nodülün çapında bu süre sonunda küçülme olmazsa ilaç tedavisi kesilerek ilaçsız olarak takip edilir. Eğer nodül çapı bu tedaviyle küçülmüşse ve bu küçülme el ile yapılan muayenede veya ultrason ile de ortaya konmuş ise ilaç dozu azaltılarak TSH’ yi 0.3-1.0 U/L arasında tutacak şekilde ilaç kullanmaya devam edilir.

    Eğer ilaç tedavisi sırasında nodül büyürse tekrar biyopsi yapılır ve hasta ameliyat edilir. Kalp hastalığı yoksa ve ilaç yan etki oluşturmuyorsa bazı hastalarda ilaçlar uzun süre verilebilir. Ancak yaşlılar da ilacın yan etkisi fazla olacağından pek verilmez. İlaç tedavisi TSH hormon düzeyi normalin altına düşmüş kişilere verilmez. TSH hormonu normalin altına düşmüş kişilerde ilaç alınırsa çarpıntı, terleme ve kilo kaybı oluşur. Nodüler guatr tedavisinde kullandığımız Tefor veya Levotiron tablet veya benzeri ilaçları biz ufak dozda başlanıp (1/4 tablet) (25 g/gün gibi), 4-5 günde bir ¼ tablet (25 g) artırarak günlük 1-1.5 tablet dozuna kadar çıkmaktayız. Bazı hastalar günlük bir tablet ilaç dozu ile 2-3 hafta içinde çarpıntı gibi belirtiler gösterebilmektedir. Bu tür hastalarda ilaç dozunun azaltılması ve hormon tetkiklerinin tekrarlanması gerektiği gibi tedaviye Dideral veya Tensinor ilacını ilave etmek faydalı olur.

    Tefor veya Levotiron ilacının dozu 3-4 ayda bir serum T3 ve TSH düzeylerine bakılarak ayarlanır. Tedavi sırasında T3 normal sınırlar içinde, TSH ise 0.3-1.0 U/L arasında olmalıdır

    İlaç tedavisi sırasında nodül büyürse hasta ameliyat edilmelidir.Menopozdaki kadınlarda kemik erimesi riski olduğundan ilaç kullanılacaksa TSH hormonunun normal değerin altına inmemesine çalışılır. TSH hormonu normal sınırlarda olduğu müddetçe ilacın kemiklerinize zararı olmaz.

    Burada belirtilmesi gereken önemli bir konu nodüllerin çapının tedavi ve gözlem süresince değerlendirilmesi sırasında farklı kişiler tarafından muayenesi veya farklı kişilerce ultrason ile değerlendirilmesinin yanlış sonuçlara götürebilmesi gerçeğidir. Bu nedenle nodül aynı hekim tarafından tedavi süresince değerlendirilmeli ve yine takip ultrasonlarının aynı laboratuvar tarafından yapılması gerekir.

    Tefor veya Levotiron İlacı Nasıl Kullanılır?
    Kullandığınız Tefor veya Levotiron ilacı genellikle sabah aç karna yemekten yarım saat önce alınır. Bu ilacı kullanırken aynı öğünde başka ilaç kullanmamaya çalışınız. İlacınızı her gün aynı saatte kullanmanız da önemlidir. İlacı aç karna alırken tok karna almaya başlarsanız bu durumu doktorunuza bildiriniz. Bu durumda İlacın dozunu artırmak gerekebilir. Bu ilaçları alırken demir ilacı, kalsiyum hapı, posa kapsülleri ve soya ilacı veya soya proteinini aynı zamanda almayınız. Bu ilaçlar Tefor veya Levotiron ilacının emilişini bozar. İlaç kullanmaya başladıktan sonra çarpıntı, terleme, kilo kaybı gibi şikayetler oluyorsa ilaç fazla geliyor demektir. Bu durumda hemen doktorunuza başvurunuz.

    İlaç Kullanan Hastalar Kontrollere Gitmelidir:
    İlaç kullanan hastaların doktorun önerdiği tarihlerde kontrollere giderek nodülün küçülüp küçülmediği, baskı belirtileri ortaya çıkıp çıkmadığı ve hormonlarda değişiklik olup olmadığının araştırılması gerekir. Bu takip veya kontrollerde eğer nodülün büyüdüğü saptanırsa tekrar biyopsi yapılır. TSH hormonunda çok düşme varsa ilaç dozu azaltılır. Kontroller sırasında kan verecekseniz ilacınızı kan verdikten sonra alınız. Kontroller sırasında tiroit hormon tetkikleri ve tiroit ultrasonu yapılarak nodülün büyüklüğündeki değişiklik daha iyi anlaşılır.

    Gebelikte Tiroit Nodülü Nasıl Tedavi Edilir?
    Tiroit nodülü olan gebe bir kadın gebe olmayan nodüler guatrlı bir hasta gibi tedavi edilir. Ancak gebelikte tiroit sintigrafisi çekilmez, sadece tiroit ultrasonu çekilir.Tiroit nodülleri gebelikte de biyopsi ile incelenmelidir. Eğer biyopsi sonucu kanser çıkarsa tiroit ameliyatı ya gebeliğin ikinci 3 ayında ya da doğum sonrası yapılır. Kanserin türüne göre buna doktorunuz karar verir. Bazı kanser türleri hariç genellikle doğum sonrası ameliyat yapılır.

    Sıcak Nodüller Nasıl Tedavi edilir?
    Sıcak nodüllerde de mutlaka biyopsi yapılmalıdır. Bazı merkezlerde sıcak nodüllerden biyopsi yapılmadığına şahit olmaktayız. Sıcak nodüllerde kanser oranı az olsa bile olmayacak anlamına gelmez. Bu nedenle daha önce de belirttiğimiz gibi nodül sıcak da olsa soğuk da olsa mutlaka biyopsi yapılmalıdır.

    Sıcak bir nodül 2.5-3 cm’den küçük ve tiroit hormonları normal ise herhangi bir ilaç veya tedavi yapılmadan sadece belirli aralıklarla takip edilir. Takipten maksat belirli aralıklarla tiroit hormonları ve tiroit ultrasonu yapılmasıdır. Takip sırasında hormonlar yükselirse radyoaktif iyot tedavisi yapılır veya ilaçlarla hormonlar normale getirilip ameliyat edilir. Sıcak nodüllerin %20-30’unda, özellikle de çapı 2.5-3 cm’den büyük olanlarda, ileride aşırı tiroit hormon salgılanması yani hipertiroidi hastalığı gelişme ihtimali yüksektir. Bu nedenle çapı 2.5 cm’den büyük sıcak nodüller aşırı hormon salgılamasa bile radyoaktif iyot tedavisi veya ameliyat ile tedavi edilmelidir.

    Sıcak nodüllerde tiroit hormon ilacı (Tefor veya Levotiron) ile tedavi yapılamaz. Bu hastalarda tiroit hormon ilacı alınırsa kandaki tiroit hormonları artar ve nodül çok çalışmaya başlar.

    Sıcak nodülü olan bir kişi yaşlı veya kalp hastalığı varsa hormonları normal olsa bile radyoaktif iyot tedavisi yapılır. Çünkü sıcak nodül herhangi bir anda aşırı tiroit hormonu salgılamaya başlayarak kalp hastalığını kötüleştirebilir.

    Yaşlı ve TSH hormonu kanlarında düşük olan yani başlangıç halinde tiroit bezi fazla çalışması (hipertiroidi) olan hastalarda ise Propycil veya Thyramazol gibi ilaçlar verilir ve arkasından radyoaktif iyot ile tedavi yapılır.

    Tiroit Bezinde Birden Fazla Nodül Olması (multinodüler guatr)
    Tiroit bezinde birden fazla nodül olmasına tıp dilinde ‘’multinodüler guatr ‘’denir. ‘’Multi’’ kelimesi çok anlamına gelmektedir. Tiroit bezinde birden fazla nodülün olduğu multinodüler guatr özellikle iyot yetmezliği olan bölgelerde ve genellikle ileri yaştaki kişilerde saptanır. Bu hastalarda da nodüllerin sıcak mı soğuk mu olduğunu anlamak için tiroit sintigrafisi yapılabilir. Bazen nodüllerin hepsi soğuk nodül olabildiği gibi biri sıcak diğerleri soğuk olabilir. T3, T4 ve TSH hormonları yapılarak hormonlar kontrol edilir. Tiroit bezinde birden fazla nodülü olan kişilerde tiroit hormonları normal ve nodüllerin çapı küçükse bu hastaların çoğunda herhangi bir şikayet olmaz. Eskiden içerisinde nodül olmayan bir guatrda yıllar geçtikçe yeni nodüller ortaya çıkar ve multinodüler guatr gelişebilir.

    Tiroit bezinde tek nodülü olan hastalar gibi, bezde birden fazla nodülü olan hastalarda da nodüllerden mutlaka iğne biyopsisi yapılmalıdır. Nodülü çok olan bu hastalarda da kanser oranı tek nodülde olduğu gibi % 5 civarındadır. Tiroit bezindeki tüm nodüllerden biyopsi yapılmaya çalışılır. Biyopside kanser şüphesi veya kanser çıkarsa hemen ameliyat yapılır. Biyopsi iyi huylu ise takip edilebilir.

    Bu hastaların bir kısmında tiroit hormonları normaldir. İyotlu tuz yerlerse nodüller aşırı hormon salgılamaya başlayabilir; bu nedenle iyotsuz tuz yemelidirler. Hormonları normal olan hastalar 4-6 ayda bir tiroit hormonları ve tiroit ultrasonu yapılarak takip edilir. Bezinde birden fazla nodülü olan kişilerin çoğunda Tefor veya Levotiron gibi ilaçlarla yapılan tedavi kanda tiroit hormonlarının artmasına neden olabildiği için pek tercih edilmese de, genç, küçük guatrı olan ve TSH hormonu normal seviyede olan hastalarda bir süre Levotiron veya Tefor ilacıyla tedavi yapılabilir. Nodüllerin çapı küçük (2.5 cm’den küçük) ise genellikle ilaç vermeden 4-6 ay aralarla takip yapılır. Bu takiplerde nodüller büyürse ameliyat edilir. Eğer hastanın TSH hormonu düşük ise (0.1’den küçük) Tefor veya Levotiron ilacı verilmez, çünkü zararlı olur. Bu nedenle ameliyat tercih edilen tedavi şeklidir.

    Multinodüler guatrlı hastalarda TSH hormonu düşük seyrediyorsa, yani bez fazla çalışıyorsa Propycil veya Thyromazol gibi tiroit hormon yapımını engelleyen ilaçlar verilir ve daha sonra ameliyat yapılır. Bazen bu hastalarda tiroit hormonları yüksek yani tiroit bezi aşırı çalışıyor olabilir. O zaman Propycil veya Thyromazol gibi ilaçlarla hormonlar normale getirilir ve arkasından radyoaktif iyot tedavisi veya ameliyat yapılır.

    Hangi Nodüller Ameliyat Edilmelidir?
    Tiroit iğne biyopsisi sayesinde ameliyata verilecek hasta sayısında büyük azalma olmuştur. Nodül var diye hemen ameliyat olmak gerekmez. Nodül küçük ( çapı 2.5 cm’den küçük) ve biyopsi iyi huylu çıkmış ise bu hastalar ameliyat yapılmadan takip edilebilir. Bir endokrinoloji uzmanına başvurarak nodülünüzü kontrol ettirmenizde fayda vardır. Ameliyat edilmesi gereken nodüller ise şunlardır:

    1. Yapılan biyopside kanser çıkan veya kanser yönünden şüpheli nodüller.
    2. Biyopside folliküler tümör olduğu saptanan nodüller.
    3. Biyopside Hurthle hücreli tümör olduğu saptanan nodüller
    4. Tefor veya Levotiron ilacı kullanıldığı halde büyümeye devam eden nodüller ile bu ilaçlar kullanırken yeniden ortaya çıkan nodüller.
    5. 4 cm’den büyük kistik nodüller.
    6. İğneyle içindeki sıvı boşaltılmasına rağmen tekrar içine sıvı biriken kistik nodüller.
    7. Yemek borusu veya soluk borusuna baskı yapan iyi huylu büyük nodüller
    8. Graves hastalığı ile birlikte nodül varsa
    9. Sıcak nodüllerden çapı 2.5 cm’den büyük olanlar
    10. Çapı 3 cm’den büyük olan iyi huylu sert nodüller
    11. Nodülün göğüs kafesi içine girmesi durumunda ( Dalan guatr)

    Nodüler Guatrda Ameliyat
    Nodüler guatrda ameliyatta alınacak bez miktarı nodül sayısına, nodülün iyi veya kötü huylu olmasına göre değişmektedir. Bu nedenle ameliyat öncesi mutlaka biyopsi yapılmalıdır.

    Ameliyat sırasında Frozen tetkiki yapmak ameliyatta alınacak bez miktarı konusunda faydalı olmaktadır. Frozen işlemi ameliyat sırasında alınan nodülün hemen yakında bulunan patolog tarafından incelenerek iyi huylu veya kanser olup olmadığını ameliyat eden doktora ameliyat sırasında bildirmesidir. Eğer frozen incelemesinde nodülün iyi huylu olduğu saptanırsa ve tek nodül ise nodülün olduğu tiroit lobu ve karşı lobun az bir kısmı alınır. Yani geriye normal tiroit dokusu bırakılır. Eğer frozen incelemesinde nodülün kanser olduğu rapor edilirse tiroit bezinin hepsini almak gerekir. Bu nedenle frozen tetkiki yapılan bir hastanede ameliyat olmak daha avantajlıdır.

    Ameliyat öncesi yapılan tiroit biyopsisinde nodülün kanser olduğu saptanmışsa tiroit bezinin tamamı çıkarılır. Tiroit kanserli bir hastada tiroit bezinin bir kısmını bırakmak yanlış bir ameliyat şeklidir.

    Aynı Hastada İkinci Ameliyat Ne Zaman Yapılır?
    Ameliyat edilen nodüler guatrlı bir hastada önceden yapılan biyopside nodülde kanser olmadığı saptandığı halde patolojik incelemede tiroit bezinde nodülün olmadığı başka bir alanda milimetrik çapta, yani küçük bir kanser odağı çıkarsa, biz hastayı tekrar ameliyat ettirip geri kalan tiroit dokusunu da aldırıyoruz ve arkasından radyoaktif iyot tedavisi yapıyoruz. Çünkü biz ufak kanserlerin de yayılabileceğinden (böyle hastalarımız var) endişe ederek tekrar ameliyatı tercih ediyoruz. Bazı merkezler ise çapı 1 cm altında kanser çıkarsa ve bu kanser iyi sınırlı ve tek odak ise ve hasta 45 yaşın altındaysa tekrar ameliyat yaptırmadan tiroit hormon ilacı ile hastayı takip etmekte ve hastayı tekrar ameliyat ettirmemektedir.

    Nodül İçin Ameliyat Olan Hastada Ameliyat Sonrası Kontrol
    Ameliyat geçiren kişilerin % 30’unda 3 yıl sonra tekrar nodül gelişebildiğinden tekrar nodül gelişimini önlemek için Tefor veya Levotiron ilaç tedavisi almaları uygun olur. Son yapılan bir çalışmada ameliyat olan nodüler guatrlı hastalardan günde 1 tablet Tefor veya Levotiron ilacı kullananlarda % 5 oranında tekrar nodül geliştiği saptanmışken ilaç almayanların %42’sinde tekrar nodül ortaya çıkmıştır. Bu nedenle biz ameliyat olan hastalara ilaç tedavisi yapıyoruz.

    Ameliyat olan kişilerde ellerde uyuşma ve kasılma oluyorsa mutlaka kalsiyum ölçümü yapılmalıdır. Bu belirtiler kanda kalsiyumun düştüğünü düşündürür. Ameliyat olan kişiler belirli aralıklarla tiroit hormon tetkikleri ve kalsiyum ölçümleri yaptırmalılardır. Tiroit hormonlarında düşme varsa buna uygun olarak doktorunuz ilaçlarınızı ayarlayacaktır.

    Ameliyat sonrası belirli aralıklarla (6 ayda bir veya yılda bir) tiroit ultasonu yapılması da faydalıdır. Ameliyat olsanız bile bazen tekrar nodül oluşabilir. Diğer önemli bir nokta ameliyat olduktan sonra kontroller için endokrinoloji uzmanına gitmeniz gerektiğidir. Sizin hormonlarınızı ve ilacınızı ameliyat sonrası Endokrinoloji uzmanı ayarlayacaktır.

    Ameliyat Olan Bir Hastada Yeniden Nodül Oluşursa Nasıl Tedavi Edilir?
    Önceden ameliyat geçirmiş nodüler guatrlı hastaların % 2.5-20’sinde tekrar nodül gelişebilir. Yeni nodül oluşumu genellikle ameliyattan 3-6 yıl sonra olur. Bazı araştırmalarda ameliyattan 3 yıl sonra % 25-30 oranında tekrar nodül oluştuğu saptanmıştır.

    Tekrar nodül oluşmasının bir nedeni ilk ameliyatta fazla doku bırakılmasıdır. Özellikle birden fazla nodülü olan (multinodüler guatrlı) hastalarda ameliyat sonrası tekrar nodül oluşması sıktır. Bu nedenle multinodüler guatrlı hastalarda tiroit bezinin tamamı ameliyatta alınmalıdır.

    Diğer bir neden ameliyat sonrası Tefor veya Levotiron ilaç tedavisinin verilmemesi veya iyot yetmezliğinin devam etmesidir. Ülkemiz gibi iyot yetmezliğinin olduğu bir ülkede ameliyat sonrası ilaç tedavisi faydalı olur. Eğer kişide iyot eksikliği varsa (idrarda iyot bakılarak anlaşılır) iyotlu tuz kullanımı da nodül gelişimini bu tür hastalarda önler. Tekrar nodül oluşmasının bir önemli nedeni genetik olarak nodül oluşumuna eğilimli olmaktır. Ailesinde guatr olan hastalarda ameliyat sonrası nüks daha fazla görülmüştür. Bu nedenle ailesinde guatr olan hastalarda ameliyat sonrası Tefor veya Levotiron ilacı kullanmak faydalıdır.

    Ameliyat sonrası tekrar nodül oluşan hastalarda yapılacak işlem ilk defa nodül saptanan bir hasta gibi iğne biyopsisi yapmak ve hormon tetkikleriyle inceleme yapmak ve ona göre tedaviyi düzenlemektir.

    Nodülü Olan Bir hastanın Beslenmesinde Dikkat edeceği Hususlar:
    Nodülü olan kişiler iyotsuz tuz yemelidir. İyotsuz tuz bazı firmalar tarafından üretilmektedir. İyotsuz tuz bulunamaz ise kaya tuzu yenmelidir. Ayrıca içerisinde iyot bulunan öksürük şurupları içilmemeli ve röntgen çekilirken kullanılan ilaçlardan içerisinde iyot olanlar mümkünse kullanılmamalıdır. Alınan fazla iyot nodülün aşırı çalışmasına ve fazla tiroit hormonu üretmesine neden olabilir. Diğer besinlerden yenmemesi gereken gıda, sebze veya meyve yoktur.

    Prof. Dr. Metin Özata
    Endokrinoloji, Diyabet ve Tiroit Uzmanı

    *

    Tiroid hastalıkları
    TİROİDİN ÇALIŞMA BOZUKLUKLARI

    Tiroidin fazla çalışması ( hipertiroidizm; tirotoksikoz ya da zehirli guatr )

    Eğer tiroit fazla çalışıyorsa, diğer bir deyişle T3 ve T4 hormonlarını çok miktarda üretip kana salıyorsa hipertiroidizm ( toksik guatr ya da zehirli guatr ) adı verilen diğer önemli bir çalışma bozukluğu ortaya çıkar. En önemli bulguları;

  • Ellerde titreme
  • Sinirlilik
  • Huzursuzluk
  • Sıcağa dayanıksızlık
  • Çarpıntı
  • Kas zayıflığı ve çabuk yorulma
  • Artmış barsak hareketleri ve bazen ishal
  • Diyet yapmaksızın kilo kaybetme
  • Saç dökülmesi
  • Deride incelme ve tırnakta kırılmadır
  • Özellikle yaşli hastalarda, standart tedaviye dirençli kalp yetmezligi gelişebilir.

    Hipertiroidizme yol açan durumlar nelerdir ?

    Tiroidin fazla çalışması, vücudun bağışıklık sistemindeki bir sapmaya bağlı olarak tiroidin aşırı uyarılması sonucu ortaya çıkmışsa Graves ya da Basedow hastalığı adını alır ve tiroit genellikle düzgün büyümüştür. Bu da otoimmün bir hastalıktır. Bu hastalarda yukarda sayılan belirtilere ilaveten ciddi göz bulguları saptanır. Bunlar:

  • Göz kürelerinin öne doğru fırlaması
  • Gözde ağrı ve kızarıklık , göz kapağında şişme
  • Göz kapakları arasında açıklık kalmasıdır. Bu hastalığın çok şiddetli olması ve erken tedavi edilmemesi durumunda körlük bile gelişebilir.

    Yine tiroitte varolan bir nodülün kendi kendine, diğer bir deyişle vücudun denetim mekanizmalarından kaçarak fazla çalışması sonucu toksik nodüler guatr adı verilen durum ortaya çıkabilir. Bazen bunun nedeni özellikle yaşlı hastalarda fazla iyot alınması olabilir.

    Çok ender olarak beyindeki hipofiz bezinden fazla TSH salınmasına yol açan hastalıklar da tiroidin fazla çalışmasına neden olabilir. Çünkü TSH, hem tiroidi büyütebilen hem de tiroit hormonlarının yapımını sağlayan bir hormondur. Dolayısıyla TSH artınca tiroit hormonlarının yapımı da artacaktır.

    Bunların dışında amiodaron adlı kalp ilacını kullananlarda, tiroidin iltihabi hastalıklarının erken devresinde tiroidin fazla çalışmasına benzer bir durum ortaya çıkabilmektedir.
    Tiroit çok kısa bir zaman diliminde örneğin bir gecede gözle görülebilir bir şekilde büyüyebilir mi ?

    İki ayrı hastalık için geçerli olabilir. Bunlardan ilki tiroitte var olan bir nodülün içine kanama olmasıdır. Nodül daha önceden bilinen bir nodül olmayabilir. İkinci durum daha ziyade gribal bir enfeksiyonu takip eden dönemde ortaya çıkabilir. Tiroit tek veya iki taraflı şişmiştir. Subakut tiroidit denilen bu hastalıkta veya nodül içine kanamada en önemli yakınma boyunda ve tiroit bölgesinde hissedilen ve çoğu zaman şiddetli olan ağrıdır. Bu gibi durumlarda hekime başvurulmalıdır. Çünkü tanıları kolay konur ve tedavileri fazla karmaşık değildir.

    Tiroit Hastalıkları Bölümü Doç Dr. Adnan İşgör tarafından hazırlanmıştır
  • *

    Tiroit yetmezliği yapan hashimato hastalığı

    Prof. Dr. Metin Özata
    Endokrinoloji , Diabet ve Tiroit Uzmanı

    Hashimoto tipi tiroit bezi iltihabı veya tıptaki adıyla "Hashimoto tiroiditi" bağışıklık sisteminin bir bozukluğu sonucu ortaya çıkar. Nedeni tam olarak bilinmemektedir. 1912 yılında Japon bilim adamı Akira Hashimoto tarafından tanımlandığı için bu ad verilmiştir. Hashimoto tipi tiroit bezi iltihabı en fazla tiroit bezi yetmezliği yapan hastalıktır. Diğer bir deyimle tiroit bezi yetmezliğinin en önemli nedeni Hashimoto tipi tiroit bezi iltihabıdır.

    Bu hastalık otoimmün hastalıklar dediğimiz hastalıklardan birisidir.Otoimmün hastalıklarda vücut kendi dokusunu yabancı doku olarak algılayıp onu yok etmek ister ve vücut içinde bir savaş oluşur. Hashimoto tiroiditinde de vücut tiroit bezini yok etmek ister. Vücudumuz tiroit bezini yok etmek için çok miktarda anti-TPO antikoru ve anti-tiroglobulin antikoru üretir. Bu antikorlar tiroit bezine bağlanarak tiroit hücrelerini harap ederler. Bu arada tiroit bezine birçok iltihap hücresi birikir. İltihap sonucu tiroit hücreleri tahrip olarak azalınca da bez küçülür ve hormon yapacak hücre kalmaz ve sonunda tiroit hormon yetmezliği ortaya çıkar. Bu hastalarda yıllar içinde tiroit bezi gittikçe küçülür. Başlangıçta ufak bir guatr ve kanda anti-TPO antikor yüksekliği varken TSH, T3 ve T4 hormonları normaldir. Daha sonra zaman içinde hastalık ilerledikçe önce başlangıç halinde tiroit yetmezliği (sadece TSH yüksek, fakat T3 ve T4 normal) sonra tam tiroit yetmezliği (TSH yüksek, T3 ve T4 hormonları düşük) gelişir.

    Hashimoto hastalığı başlangıcında tiroit bezinde büyüme yani guatr vardır; daha sonra tiroit bezi yavaş yavaş devam eden harabiyet nedeniyle yıllar içinde küçülerek sanki yok olur.

    Kimler Risk altındadır?

    Hashimoto hastalığının nasıl başladığı tam olarak bilinmiyorsa da genetik eğilim önemlidir. Ailesel özellik gösterir. Aynı ailenin üyelerinde sık görülür. Hashimoto tiroiditi olan hastalarda kuvvetli bir genetik geçiş vardır ve bu hastaların birinci dereceden akrabalarında tiroit antikorları (anti-TPO ve anti-tiroglobulin) yüksek olarak bulunur ve hastalık ailenin diğer üyelerinde de sıklıkla ortaya çıkar. Bu nedenle Hashimoto tiroiditi varsa ailenin diğer üyelerinde de tiroit tetkikleri yapılmalıdır.

    Hashimoto tiroidit sıklığı iyot alımı arttıkça artmaktadır. ABD ve Japonya gibi iyot alımının yüksek olduğu ülkelerde sıklığı yüksektir.

    Sıklık:
    Toplumun % 2?sinde bulunur. Hashimoto hastalarının % 95?i kadındır. Tüm yaşlarda ortaya çıkarsa da 30-50 yaş arasında sıktır. Kadınlarda erkeklere göre 15-20 kat daha fazla görülür. Ergenlik çağındaki kızlarda sıklığı % 0.8-1.6?dır.
    Anti-TPO antikorunun kanda yüksekliği yaşla birlikte artar ve 70 yaş ve daha büyük kadınların % 33?ünde bu antikor yüksek olarak bulunur.
    Anti- TPO ve anti-tiroglobulin antikorlarının ve sadece TSH?nin yüksek olduğu kadınlarda tiroit bezi yetmezliği yani tiroit hormon azlığı her yıl % 5 oranında gelişir.

    Şikayetler:

    Çoğu hastanın hiçbir şikayeti yoktur. Bazı hastalarda küçük bir guatr ve anti-TPO antikor yüksekliği vardır. Bazen tiroit bezi yetmezliği (tiroit hormon yetmezliği-hipotiroidi) ile doktora başvururlar.

    Yaş ilerledikçe Hashimoto?lu hastalarda hipotiroidi (tiroit bezi yetmezliği) sıklığı artar. Hashimoto?lu hastalarda lastik sertliğinde bir guatr vardır. Çok nadiren tiroit bezi sert olabilir. Tiroit bezinde ağrı veya hassasiyet yoktur. Genellikle tiroit büyümesi sessiz olur ve şikayet bulunmaz. Bu hastalar doktora genellikle guatr nedeniyle veya tiroit hormon azlığının neden olduğu halsizlik, bitkinlik, el ve yüzde şişme, ses kalınlaşması gibi şikayetler nedeniyle başvururlar.

    Hashimoto Tiroiditi ile Birlikte Sık Görülen Hastalıklar

    Hashimoto tiroiditi olan hastalarda diğer otoimmün hastalıklar sıklıkla birlikte olur. Bu hastalıklar aşağıda verilmiştir:

    - Graves hastalığı
    - Tip 1 şeker hastalığı
    - Addison hastalığı (böbreküstü bezi ?kortizol yetmezliği)
    - Testis ve yumurtalık iltihabı
    - Paratiroit hormon azlığı
    - Hipofiz bezi iltihabı
    - B12 vitamin eksikliğine bağlı kansızlık
    - Vitiligo (ciltte beyaz alanlar olması)
    - Romatoit Artrit (küçük eklem iltihabı)
    - Trombosit isimli kan hücre azlığı
    - Myastenia gravis (kaslarda ağrı ve güçsüzlük yapan bir kas hastalığı)

    Hashimoto tiroiditi; hipogonadizm (seks hormonlarında azalma), Addison hastalığı (böbreküstü bezi yetmezliği), diyabetes mellitus (şeker hastalığı), hipoparatiroidizm (paratiroit hormon düşüklüğü-kalsiyum düşüklüğü) ve pernisiyöz anemi (B12 vitamini eksikliğine bağlı kansızlık) ile birlikte sık görülür.
    Çocuklarda Hashimoto hastalığı olursa büyüme gecikmesi, kemik yaşında gecikme ve yüksek kolesterol düzeyleri saptanır.

    Laboratuvar Bulguları:

    Hashimoto tiroiditinden şüphelenildiğinde, anti-TPO antikoru, T3, T4 ve TSH hormon tetkiklerine bakılır. Hashimoto tiroiditli olguların yaklaşık % 80?inde tanı konduğunda normal T4, T3 ve TSH düzeyleri saptansa da tiroit bezinde hormon yapımı azalmaya başlamıştır.

    Anti-TPO antikorlar hastaların % 95?inde ve anti-Tiroglobulin antikorlar % 60?ında yüksek olarak bulunur. Anti-TPO antikoru yüksek hastaların % 25-50?sinde tiroit bezi yetmezliği başlangıç halinde olabilir, yani TSH hormonu yüksek, fakat T3 ve T4 hormonu normaldir.

    Hashimoto Tipi Tiroit İltihabında Tedavi:

    Hashimoto tipi tiroit iltihabını yok edecek bir tedavi şekli veya hastalığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi yolu maalesef yoktur. Yapılan tedavi sadece guatr ve tiroit bezi yetmezliği varsa onun tedavisi şeklinde olur.

    Guatrı olan veya tiroit bezi yetmezliği olan kişilerde tiroit hormon ilaçları olan Tefor veya levotiron ile tedavi yapılır ve ilaç dozu serum TSH düzeylerini normale getirecek şekilde doktorunuz tarafından ayarlanır. Burada amaç TSH düzeyini 1.5-2.5 IU/L olacak şekilde ayarlamaktır. Yaşlı hastalarda veya koroner kalp hastalığı olanlarda tedaviye çok düşük dozlarda başlanır ve 4-6 haftalık aralıklarla artırılır. Kadınların çoğunda gebelik süresince dozda % 25-50 oranında bir artış gerekir.

    Hipotiroidi olmasa bile guatrı olan Hashimoto hastaları tiroit ilacı tedavisinden fayda görür ve guatrları küçülür. T4 ve T3 hormonu normal, ancak TSH hormonu yüksek olan hastalarda TSH >4 IU/L ve anti-TPO yüksek ise küçük dozda ilaç tedavisi yapılır. Hipotiroidizm nedeniyle Tefor veya Levotiron ilacını 1 yıldan fazla kullanan Hashimoto tiroiditli olguların çok azında hastalık kendiliğinden düzelebilir. Özellikle aşırı iyot kullanımı sonrası hipotiroidi gelişenlerde, ve doğumdan sonraki bir yıl içinde hastalığı ortaya çıkanlarda ilaç dozu azaltılarak hastalığın düzelip düzelmediği kontrol edilir. Bezi küçülmüş hastalarda hastalığın düzelme olasılığı yoktur.

    Hashimoto Tiroiditi Olan Hastaların Dikkat Etmesi Gereken Hususlar:1) İyotlu tuz ve iyotlu öksürük şurubu kullanmayınız.2) Selenyum desteği alabilirsiniz. Kanda selenyum ölçümü yaptırıp eksiklik varsa günde 100-200 mikrogram selenyum hastalığınız için faydalı olabilir3) Tiroit hormon ilaçlarını (Tefor veya Levotiron) aç karna içiniz. Midenizde ağrı yapıyorsa tok karna alın, ancak en iyisinin aç karna alınması olduğunu unutmayınız. Aç karna alınan ilacın emilimi daha iyi olur.4) İlacınızı her zaman aldığınız öğünde almayı unutursanız bir sonraki öğünde alın, Bir gün önce almayı unutmuşsanız ertesi günü sabah ve akşam 2 kez alın. 5) İlacı aldığınız öğünde başka ilaç almamaya çalışın. Özellikle kalsiyum, demir ve mide ilaçları tiroit ilacının emilimini bozar. 6) Gebe kalmayı düşünen kadınlar doktoruna mutlaka ilaç konusunda danışmalıdır. Gebe kalınca da tiroit ilaçları alınacaktır. Çocuğa zararı yoktur. Tiroit ilacı almazsanız düşük riski artar. Doğum sonrası da kontrollerinizi yaptırınız.

    *

    Tiroit
    Tiroit, boyun kısmında adem elmasının altında bulunan kelebek kanadını andıran endokrin bir bezdir. 30 gramdan daha hafif olan bu bezin görevi;kalori yakılması,kalp atışları gibi metabolik faaliyetlerin düzenlemesinde rol alan hormonların salgılanmasını sağlamaktır. Bazen tiroit bezi bir veya daha fazla nodül oluşturarak normalden fazla büyür. Katı veya sıvı ile dolu bu şişlikler semptom oluşturmayan iyi huylu tümörlerdir. Semptomları, sadece doktorunuz rutin bir tıbbi muayene sırasında teşhis edebilir.

    Bazı nodüller diğerlerine göre çok büyük olup, özofagus ve trakeye basınç yaparak yutkunma zorluğuna sebep olabilir. Aşırı miktarlarda tiroit hormonunun salgılanmasında istenmeyen kilo kaybı ve uyku problemlerine yol açan hipertiroidizm görülür. Nodül oluşan tiroitlerin sadece %5�inde kanserli hücrelere rastlanmıştır.

    Tedavi nodüllerin çeşidine göre değişir. Küçük nodüller dikkatli bir kontrol yöntemi gerektirirken, büyümekte olan ağrı verici nodüllerin sentetik hormonlarla baskılanmaları gerekmektedir. Eğer testler nodül varlığını kanıtlayamıyorsa, cerrahi yöntemlerle alınması gerekmektedir. İncelemeler yapıldıktan sonra iyi huylu bir tümör olduğu kanısına varılırsa bu işlemin iyi sonuç verdiği söylenebilir.



      Yorumlar

     
    Dinle Gönül


    Beşamel Soslu Ispanak


    Eylem - mız mız


    Menapoz


    Diyabetik Ve sertleşme Sorunları


    Iraklı çocuk


    Yaşla Geldim


    Uzak durma


    Msn Hataları, Hata kodları


    Msn de arkaplan değiştirmek


    Cinsellik |  Diziler |  Filmler |  Fıkralar |  Güzel Sözler |  Haberler |  Hikayeler |  Msn Messenger |  Oyunlar |  Programlar |  Resimler |  Rüya Tabirleri |  Sağlık |  Script Hakkında |  Videolar |  Yemek Tarifleri |  Şarkı Sözleri |  Şiirler

    Copyright © 2008 Tüm Hakları Saklıdır EaGLeS İletişim Msn : eagles@sohbetik.com

    video izle Haberler sohbet varto sohbet sohbet