Ana Sayfa  Sohbet  Şarkı Sözleri  Sağlık  Fıkralar  Arama İletişim

Menü

   Ana Sayfa
 Ask
 Bayanlara Özel
 Bilmeceler
 Cinsellik
 Diziler
 Filmler
 Fıkralar
 Gerekli Siteler
 Güzel Sözler
 Hikayeler
 Msn Messenger
 Ortaya Karışık
 Programlar
 Radyo ve Televizyon
 Rüya Tabirleri
 Sağlık
 Videolar
 Yemek Tarifleri
 İlginç Bilgiler
 Üniversiteler
 Özel gün ve haftalar
 Şaka Gibi
 Şarkı Sözleri
 Şiirler
  İletişim

 Çocuk Sağlığı

Okunma

225

Baş Ağrısı (çocukta)
Baş ağrısının sadece yetişkinlerde olabileceği düşünülür.Oysa 5-7 yaş arası çocukların yaklaşık % 20 sinde kronik başağrıları oluşuyor.
Daha büyük çocuklar baş ağrılarını tanımlayabilirler ancak bu yaştaki çocuklar ve daha küçükler bunu yapamazlar.
Araştırmacılar başağrılarını tiplerine göre ve ağrı oluşma mekanizmalarına göre sınıflandırmaktadırlar. Çocuklarda başağrılarını oluşturan 5 mekanizma vardır:


Gerilim Tipi:Birçok başağrısı boyun çevresindeki kasların kasılması ile oluşur. Çocuğunuzun Gerilim tipi başağrıları yanlış postür, sıkıntı, üzüntü, depresyon sebepli olabilir.
Damarsal:Kafatası içindeki ve çevresindeki kan damarları ve arterler genişleyebilirler.Bu genişlemiş damarlar beraberlerindeki sinirlere bası yaparak ağrılara sebep olurlar.
Kafa içi basıncı:Bazı tumorler, hematom vs organik sebepler kafa içi basıncını arttırarak ağrılara sebep olabilir.
İltihaplar:Göz, kulak, burun, diş, sinus iltihaplanmaları başağrılarına sebep olabilirler.
Nörojenik veya Epileptik Başağrıları: Epilepsi ( sara) gibi bazı sinir rahatsızlıkları başağrısı sebebi olabilirler.


ÇOCUKLARDA GERİLİM TİPİ BAŞAĞRILARI
Gerilim tipi başağrıları boyun çevresindeki kasların kasılarak oluşturduğu gerilim sonucunda ortaya çıkarlar. Çocuklarda görülen gerilim tipi başağrılarının çeşitli nedenleri vardır. Genellikle okulda iken görülür, oyun oynarken, yemek yerken veya istirahat ederken görülmez.
Sebepleri:
Stress: Stress , anksiyete veya depresyon büyüklerde olduğu gibi çocuklar da da başağrılarına sebep olabilir. Genellikle bu gerginlik okulda oluşmaktadır. Ancak bunun dışında depressif çocuklar da da başağrılarına rastlanabilir.
Bedensel gerilim: Postür bozuklukları, göz bozuklukları gibi bedensel arazlar çocuklarda gerilim tipi başağrılarına sebep olabilmektedir.
Açlık:Çocuklarda görülen gerilim tipi başağrları bazen açlık gibi basit nedenlerle oluşabilmektedir. Uzun bir gece uykusundan sonra kahvaltı edilmeden okula gidilmesi veya öğün atlanması buna sebep olabilir.
Bazı iltihabi hastalıklar
Bazı tetikleyici yiyeceklerin yenmesi başağrısına başlatabilmektedir. (Kafein, çukulata, bazı et ürünleri bazı meyveler tetikleyici rol oynamaktadır. Bu yiyeceklerin hangileri olduğu çocuk takip edilerek öğrenilebilir.)
Tedavi: Gerilim tipi başağrılarında önleyici tedavi olarak beta blokerler ve antidepressanlar kullanılabilmektedir. Hangi tur ilaçların ne miktarlarda kullanılacağına doktorunuz karar vermelidir. Oluşmuş olan başağrısının giderilmesi için ise nonsteroid antienflamatuarlar ve gevşeme egzersizleri yararlı olmaktadır.


ÇOCUKLARDA MİGREN:
7 yaş altındaki çocuklar genellikle migren ağrılarını tanımlayamazlar. 10 yaşlarına doğru ise giderek bu ağrıları tanımlamaya başlarlar. 7 yaş öncesi görülme sıklığı % 2,5 ; 7 yaş ile puberte arasında görülme sıklığı ise % 5 ler civarındadır.
Migren damarsal başağrısıdır. Damarlardaki genişleme ve daralmalar migrenin zonklama tarzındaki ağrılarını tetiklemektedir.
Ağrılar tekrarlamaktadır ve aralarda ağrısız dönemler vardır. Ağrı başlamadan önce aura adı verilen ve ağrının başlayacağını gösteren belirtilerin olduğu bir dönem olabilir. Aura esnasında çocuk dalgalanan çizgiler, parlak ışıklar, karanlık noktalar görebilir. Ancak bu aura dönemi bütün çocuklarda yoktur. Deride solukluk, aşırı yorgunluk, başın bir yanında veya alında zonklayıcı ağrı, karın ağrısı, kusma bulantı oluşur. Ruhsal durumunda değişiklikler, baş dönmesi, görme bulanıklığı, iştah artışı veya azalması eşlik edebilir. Migrenli çocukların % 70-90 ının ailelerinde de migren şikayetleri vardır ve çocuğun kişilik yapısı migrenli olan ebeveynine çok benzemektedir..
Parlak ve titrek ışıklar, gürültü, sinema veya TV, fiziksel veya ruhsal gerginlikler, anksiyete veya depresyon, tetikleyici rol oynamaktadır. Nadir olarak ta aşırı yorulma ve çok fazla güneş ışığı migrende tetikleyici faktör olarak rol oynayabilir.
Tedavisinde doktorunuzun önerisi ile betablokerler veya antidepressanlar önleyici olarak, parasetamol ağrıların kesilmesi için kullanılabilir.


ORGANİK NEDENLİ BAŞAĞRILARI:
Ateş: Başağrısı yüksek ateş sebebi ile oluşabilir. İlk olarak çocuğunuzun ateşini ölçmelisiniz.
Enfeksiyonlar:Başağrısı birçok enfeksiyon da oluşabilir. Enfeksiyon kulakta, idrar yollarında, akciğerlerde olabilir.
Kafa Travmaları:Düşme ve çarpmalar sonucu başağrıları çocuklarda sık görülür. Kafa travmalarında beyinde hasar olup olmadığı sadece klinik testlerle anlaşılabilir. Bu tür durumlarda mutlaka sağlık kuruluşuna götürünüz. Zaman ilerledikçe uyku hali, mide bulantısı ve kusma , bilinç kaybı gelişebilir.
Beyin Tümörleri:Başağrısı olan çocukların % 1 inden azında iyi huylu veya kötü huylu beyin tümörleri bulunmuştur. Tümör büyüdükçe başağrılarının şiddeti artar ve tümörün tipine ve yerine göre bazı başka bulgularda eşlik eder.
Menenjitler: Baş ağrısının yanında yüksek ateş, ense sertliği, zihinsel bulanıklık, uyku halide eşlik eder.

UNUTMAYIN TÜM BAŞAĞRILARI TIBBİ ÖZEN İSTER. BAŞAĞRISININ KAFA TRAVMASI, BEYİN TÜMÖRÜ, MENENJİT, LÖSEMİ KÖKENLİ OLUP OLMADIĞININ ANLAŞILMASI HAYATİ ÖNEM TAŞIMAKTADIR. BU SEBEPLE HİÇBİR BAŞAĞRISINI KÜÇÜMSEMEYİN VE EN KISA ZAMANDA HEKİMİNİZLE TEMASA GEÇİN.

*

6.Hastalık (Roseola Infantum)

ROSEOLA  İNFANTUM      (6. hastalık)

Herpesvirus tip 6’nın neden olduğu, iyi huylu, yaklaşık 3 gün süren ateşin arkasından ortaya çıkan pembe, makülopapüler döküntü ile karakterize bir çocukluk çağı hastalığıdır. Hastalık solunum yolu sekresyonları ile bulaşır. Dört yaşına kadar çocukların hemen hemen tamamı hastalığı geçirmekte ve ömür boyu bağışıklık kazanmaktadır. En sık ilk yaşın ikinci yarısında ve, İlkbahar ve sonbahar aylarında görülür.

Klinik :
Yaklaşık 3 günlük ateşli bir dönemden sonra ateşin normale dönmesinden hemen sonra makülopapüler veya eritematöz döküntü ortaya çıkar. Döküntü gövdeden başlar, boyun ve ekstremitelere yayılabilir, 2 gün içerisinde, iz bırakmadan kaybolur. Kaşıntı yoktur, basmakla solar. Vakaların bir kısmında ishal görülebilir. Yüzde 14 vakada huzursuzluk ve irritabilite şeklinde prodromal semptomlar olabilir. Fontanel belirginliği (% 26), Nagayama lekeleri (yumuşak damak ve uvulada eritematöz papüller - % 65), periorbital ödem (ateşli dönemde, % 30), servikal, postaurikular ve postoksipital lenfadenopati (% 31) bulunabilecek diğer bulgulardır. Nadiren splenomegali, ensefalopati ve konjunktival eritem görülebilir. İnkübasyon süresi ortalama 9 (5-15) gündür.

Komplikasyonlar :
Hastalığın en önemli komplikasyonu ateşli dönemde görülebilen febril konvülsiyondur (% 6-15). Ensefalit, fulminan hepatit, hemofagositik sendrom ve dissemine enfeksiyon herpesvirus tip 6’nın nadiren neden olduğu klinik tablolardır.

Tanı :
Rutin tanı testleri gereksizdir. Kesin tanı gerekirse, virus periferik kandan izole edilebilir veya serolojik olarak herpesvirus tip 6 Ig M pozitifliğine konvelasan serumda akut döneme göre herpesvirus tip 6 Ig G’nin en az 4 kat artışına veya negatifken pozitif oluşuna bakılabilir. Lökosit düzeyine bakılırsa, lökopeni bulunabilir.

Ayırıcı tanı :
Enfeksiyöz mononukleoz, febril konvülsiyon, eritema infeksiyozum, kızamık, menenjit, rubella, ilaç erüpsiyonu.

Tedavi :
Spesifik tedavi yoktur. Ateşli dönemde ateşin antipiretikler ile ve ılık banyolarla düşürülmesi önerilir.

Korunma :
İzolasyon önerilmez. Etkin bir aşı bulunmamaktadır.

*

6.Hastalık (Roseola Infantum)

ROSEOLA  İNFANTUM      (6. hastalık)

Herpesvirus tip 6’nın neden olduğu, iyi huylu, yaklaşık 3 gün süren ateşin arkasından ortaya çıkan pembe, makülopapüler döküntü ile karakterize bir çocukluk çağı hastalığıdır. Hastalık solunum yolu sekresyonları ile bulaşır. Dört yaşına kadar çocukların hemen hemen tamamı hastalığı geçirmekte ve ömür boyu bağışıklık kazanmaktadır. En sık ilk yaşın ikinci yarısında ve, İlkbahar ve sonbahar aylarında görülür.

Klinik :
Yaklaşık 3 günlük ateşli bir dönemden sonra ateşin normale dönmesinden hemen sonra makülopapüler veya eritematöz döküntü ortaya çıkar. Döküntü gövdeden başlar, boyun ve ekstremitelere yayılabilir, 2 gün içerisinde, iz bırakmadan kaybolur. Kaşıntı yoktur, basmakla solar. Vakaların bir kısmında ishal görülebilir. Yüzde 14 vakada huzursuzluk ve irritabilite şeklinde prodromal semptomlar olabilir. Fontanel belirginliği (% 26), Nagayama lekeleri (yumuşak damak ve uvulada eritematöz papüller - % 65), periorbital ödem (ateşli dönemde, % 30), servikal, postaurikular ve postoksipital lenfadenopati (% 31) bulunabilecek diğer bulgulardır. Nadiren splenomegali, ensefalopati ve konjunktival eritem görülebilir. İnkübasyon süresi ortalama 9 (5-15) gündür.

Komplikasyonlar :
Hastalığın en önemli komplikasyonu ateşli dönemde görülebilen febril konvülsiyondur (% 6-15). Ensefalit, fulminan hepatit, hemofagositik sendrom ve dissemine enfeksiyon herpesvirus tip 6’nın nadiren neden olduğu klinik tablolardır.

Tanı :
Rutin tanı testleri gereksizdir. Kesin tanı gerekirse, virus periferik kandan izole edilebilir veya serolojik olarak herpesvirus tip 6 Ig M pozitifliğine konvelasan serumda akut döneme göre herpesvirus tip 6 Ig G’nin en az 4 kat artışına veya negatifken pozitif oluşuna bakılabilir. Lökosit düzeyine bakılırsa, lökopeni bulunabilir.

Ayırıcı tanı :
Enfeksiyöz mononukleoz, febril konvülsiyon, eritema infeksiyozum, kızamık, menenjit, rubella, ilaç erüpsiyonu.

Tedavi :
Spesifik tedavi yoktur. Ateşli dönemde ateşin antipiretikler ile ve ılık banyolarla düşürülmesi önerilir.

Korunma :
İzolasyon önerilmez. Etkin bir aşı bulunmamaktadır.

*

Bronşit
Kış mevsiminin ortalarında olduğumuz şu günlerde havalar iyice soğudu. Soğuk havaya ve yağmura yeniden merhaba dedik. Artan soğukla birlikte kış hastalıkları da kapımızı çalmaya başladı. Kapımızı en çok çalan hastalık bronşiolit, bu hastalıktan çabuk etkilenen de küçük çocuklar olunca söylenecek çok söz var...

Bronşit mi, bronşiolit mi?

Bronşiolit, akciğerlerin küçük hava yollarında tıkanıklığa neden olabilen iltihabi bir durumdur. Genellikle 1 aydan büyük ve 2 yaştan küçük çocuklarda ve en sık olarak da 6 aylık bebeklerde rastlanır. Akut bronşit ise, akciğerdeki büyük hava yollarının iltihabi durumudur. Biraz daha büyük çocuklarda gribal bir üst solunum yolu enfeksiyonunu izleyerek gelişir.

Belirtilere dikkat

Bronşiolitlerde ailede geçirilmiş gribal bir enfeksiyon hikayesi (yüzde 90) olabilir. Hafif üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri (hapşırma, burun akıntısı, öksürük), 38 derece civarında ateş, iştah kaybı, solunum zorluğu belirtileri (aralıklı sesli öksürük, nefes almada zorluk, irritabilite), beslenme güçlüğü görülebilir. Akut bronşit ise bir çok defa, nezleden 3-4 gün sonra kuru, kısa süreli, balgamsız ve giderek artan, bazen de nöbetler şeklinde olabilen öksürükle başlar. Göğüs ağrısı ve 38 dereceyi aşmayan bir ateş olabilir.

Hastalığın seyri takip edilmelidir

Hafif vakalarda hastalık belirtileri bir ile üç günde geriler. Ağır vakalar bir-iki saatte ilerleyip, ağırlaşabilir. Hava açlığı, morarma, burun kanadı solunumu, göğüs kemiklerinde anormal hareketler olabilir. Ateş 38 dereceyi aşmaz. Eğer ateş 38 dereceyi aşarsa zatürre açısından dikkat etmek gerekir. Başlangıçta berrak olan balgam iltihabı görünüm alabilir, beş ile on gün içinde öksürük azalmaya başlar, balgam kaybolur.

Kış ve İlkbaharda salgına dönüşebilir

Bronşiolit kış ve ilkbaharın ilk aylarında, bazen salgınlar şeklinde görülebilmektedir. Hastaların yüzde 90ının ailesinde gribal bir enfeksiyon hikayesi mevcuttur. Hastaların yüzde 50sinde etken RSV yani respiratuar sinsityal virüstür. Ayrıca parainfluenza 3, myeoplasma, bazı adenovirüsler, rhinovirus ve influenza virüsler etken olabilir. Bunun yanı sıra soğuk, nem, ani ısı değişiklikleri ve özellikle sisli, kirli hava, ev tozları, çiçek tozları ve çeşitli polenler hazırlayıcı etkenler arasındadır.

Tedavi geciktirilmemelidir

2 aylıktan küçük çocuklar; morarma, solunum durması bulguları, solunum sayısının dakikada 60ın üzerinde olması, kanda oksijen değerlerinin düşmesi, karbondioksit değerlerinin yükselmesi durumunda hastaneye yatırılır. Amaç oksijenizasyonu sağlamak için nemli oksijen tedavisi, balgamı yumuşatıp öksürük ile atılımı kolaylaştırmak için nebulazatör ile bronş genişletici ilaçlar, balgam söktürücü ilaçlar ve sıvı kaybı oluşmuşsa sıvı tedavisidir. Normalde antibiyotik tedavisi gerekmez. Ancak akciğer filminde iltihabi alanlar mevcutsa ve ateş yükselmiş, kanda iltihabi hücreler artmışsa antibiyotikler kullanılabilir. Ağır vakalarda bronşlardaki ödemi azaltıcı etkisinden dolayı steroidler kullanılabilmektedir.

Sık tekrarlarsa

Tekrarlayan bronşiolit; gizli kalmış aslım, tüberküloz, kistifibroz, kalp yetmezliği, yabancı cisim yutma, boğmaca, organik fosfor zehirlenmesi ve immun yetersizlik gibi hastalıklardan ayırt edilmeli ve altta yatan asıl sebep tedavi edilmelidir. Özellikle tekrarlayan bronşioliti olan çocuklar astım tanısı konulursa aşı tedavisi ve sprey şeklinde ilaçlar ile takip edilmelidir.

Bronşiolit hastalarına tavsiyeler

  • Hastalığın en sık sebebi aile içi gribal durumdur. Bu nedenle tüm aile bireyleri gribal durumdan korunmalı, gerekirse çocuğa maskeyle yaklaşılmalıdır.

  • Hastalık başladıktan sonra çocuklara bol sıvı verilmeli ve sık sık akciğerlerine belli aralıklarla masaj (fiyoteradi) yapılmalıdır.

  • Kirli, tozlu kent havasından uzak durulmalı, bin metreden yüksek yerlere gidilmemelidir.

  • Aile içinde sigara kullanımı engellenmelidir.
  • *

    Çocuk Felci
    ÇOCUK FELCİ (POLİOMYELİT)

    Bulaşıcılığı oldukça yüksek olan, polio virüsü denilen mikropla bulaşan bir hastalıktır.Kuluçka süresi 10-14 gündür.1-4 yaşlarında (% 30 ikinci yaşta) daha sık görülür.Mikrobun kaynağı hasta insanların dışkısı ve boğaz salgılarıdır.Dışkı ile kirlenmiş su ve besinlerin yenip içilmesi veya kalabalık yerlerde havaya yayılan mikropların solunması ile bulaşmaktadır.

    Hastalık genellikle belirtisiz ve sinsi gidişlidir.Hafif ateş, başağrısı, baş dönmesi, bulantı-kusma gibi nezlede görülebilecek belirtiler ortaya çıkar.Kimi hastalarda hastalık bu belirtilerle sınırlı kalırken kimilerindede kalıcı felçler ortaya çıkar.Çocuk ayağa kalkmakta veya yürümekte eskisine oranla daha fazla güçlük çekmeya başlar.Felç olan bölgede (genellikle bacaklar) kaslar sert ve kasılmış değil, yumuşaktır ve duyu kaybı yoktur.Bazı vakalarda solunum kasları ve diafragmada felce uğrayıp solunum güçlüklerine neden olabilmektedir.Ölüm oranı % 2-20 arasındadır.Beyindeki solunum merkezininde etkilenmesiyle bu oranlar % 40 lara kadar çıkabilmektedir.

    Hastalığın tedavisi yoktur.Ömür boyu kalıcı saakatlıklara neden olabilmektedir.

    Korunma:Aşılanma ile olur. Tüm dünyada çiçek hastalığında olduğu gibi kökünün kazınabilmesi için yoğun aşılama çalışmaları yapılmış ve birçok ülkede başarılı sonuçlar alınmıştır.Yurdumuzda da hala görülen bu hastalıkla mücadele için bu yıl 26 Nisan-2 Mayıs ve 31 Mayıs-6 Haziran tarihleri arasında 5. si yapılmakta olan ULUSAL AŞI GÜNLERİ ile hastalığın kökünün kazınmasına yönelik çalışmalar başarıyla yürütülmektedir.

    Ağızdan verilen ve toplumsal bağışıklamanın sağlanmasında önemli rol oynayan aşının yanında kişisel bağışıklamanın sağlanabilmesi için oldukça güvenilir ve etkin olan , enjeksiyon şeklinde uygulanan şekli mevcuttur.

    En etkili aşılama şeklinin 2,3,4. veya 2,4,6. aylarda enjeksiyon tarzında yapılan ölü aşı ile 18. ayda ağızdan verilecek hatırlatma dozu olduğu kabul edilmektedir.

    *

    Çocuk Hastalıkları

  • Akut Romatizmal Ateş
  • Aşılanmanın Önemi ve Çocukluk Çağı Aşıları
  • Ateşe Bağlı Havale
  • Çocukluk Çağında Görülen Döküntülü Hastalıklar
  • Doğumsal Kalp Hastalıkları
  • Gece İşemeleri
  • Orta Kulak İltihabı
  • Yaz İshalleri
  • Yeni Doğan Sarılıkları
  • Zatürre
  • Yuva ve Kreşlerde Hepatit A Enfeksiyonu
  • Amebiyazis
  • Aşılama Hakkında Bilinmesi Gerekli Olan 10 Önemli Soru
  • Yuva ve Kreşlerde Bakteriyel Menenjit
  • Yuva ve Kreşlerde Streptokoksik Faringotonsillit (Beta Mikrobu) ve Kızıl
  • Yuva ve Kreşlerde Hepatit B
  • El Yıkama Tekniği
  • Giardiasis
  • Haemophilus İnfluenzae Serotip b (Hib) Hastalığı
  • Yuva ve Kreşlerde İshal
  • Menenjit
  • Yuva ve Kreşlerde Orta Kulak İltihabı (Otitis Media)
  • Pnömoni
  • Yuva ve Kreşlerde Soğuk Algınlığı
  • Viral Gastroenteritler
  • Otizm
  • Çiçek Hastalığı
  • Bronşit
  • *

    Çocuk nörolojisi
    Bilinçli birer anne baba olarak bebeğinizi dikkatle takip etmelisiniz. Çünkü ancak böylelikle onların sağlık sorunlarına doğrudan katkıda bulunabilirsiniz. Özellikle de beyinle ilgili hastalıklar gibi endişe verici durumlarda...

    Çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıkları aslında sık görülen ama az bilgimizin olduğu hastalıklardır. Havalelerden, sara hastalığından korkulurken diğer beyin ve sinir hastalıkları gözden kaçar ve tedavisi gecikir.

    Çocuklarda nöroloji az bilinen bir uzmanlık dalıdır. Özetle beyinle ilgili çocukluk çağı hastalıkları bu dalın konusudur. Burada özellikle havaleler, bayılmalar, gelişme gerilikleri, riskli bazı yeni doğanların izlenmesi, konuşamama, yürüyememe, dengesizlik, tikler ve kimi davranış sorunları ele alınır. Bu hastalarda altta yatan sebeplerin ortaya çıkması için ayrıntılı bir nörolojik muayene ve hikayenin değerlendirilmesi kadar çeşitli testlerin de uygulanması gerekir.

    Çocuk nörolojisi erişkinlerden farklı olarak çok geniş bir hastalık yelpazesini kapsar. Bu hastalıklar ve tedavi yöntemleri ise kısaca şöyle sıralanabilir.

    Havaleler sık tekrarlıyorsa

    Febril konvulsion veya ateşli havale diye tabir edilen 6 ay ile 5 yaş arası çocuklarda görülen havaleler; eğer sık tekrarlıyor, uzun sürüyor, ailede başka hasta varsa ve nörolojik bozukluk bırakıyorsa çocuk nöroloğu tarafından takibe alınmalıdır. Söz konusu hastalar tetkik edilmeli ve koruyucu ilaç tedavisine başlanmalıdır. Ateşsiz olarak ortaya çıkan ve epilepsi (sara) olarak adlandırılan hastalıklı çocuklar ise; mutlaka takip altına alınmalı, belirli aralıklarla kontrol edilmeli ve uzun süreli ilaç tedavisi verilmelidir. Bu çocukların beyin tomografisi ve EEG ile takiplerinin yapılması gerekmektedir.

    Doğum zor olmuş veya menenjit gibi enfeksiyon hastalıkları geçirilmişse

    Doğum travması veya menenjit, ensefalit gibi enfeksiyon hastalıklarından sonra ortaya çıkan beyin hasarına bağlı kas güçsüzlükleri, beyin felci ile ortaya çıkan olgular ve spastik çocuklar dikkatle incelenmelidir. Bu çocuklar, fizik tedavi uzmanı ve çocuk nöroloğu tarafından beraberce izlemeli ve tedavileri ona göre düzenlenmelidir.

    Bebeğiniz şayet erken doğmuşsa

    Yoğun bakımda tedavi edilen prematüre doğan bebeklerin beyin gelişimlerinin normal gidip gitmediğinin takibi çok önemlidir. Bebeğin gelişimindeki aksaklıklar erken dönemde farkedilirse yapılacak tedavi ile sekel oranı çok aza indirilebilir. Yine doğuma bağlı beyinde sekel kalan hastalarda havale, kas güçsüzlüğü görülebilir. Bunların da sıkı bir fizyoterapist ve çocuk nöroloğu tarafından takibi gereklidir.

    Konuşma ile ilgili sorunu varsa

    Dört yaşına kadar belirgin konuşması olmayan, 2.5 yaşına kadar hiç kelime çıkaramayan çocuklar, beyin problemi olabileceği için, çocuk doktoru ve çocuk nöroloğu gördükten sonra ilgili diğer branşların kontrolünden geçmelidir.

    Evliliğiniz eğer akraba evliliği ise

    Özellikle akraba evlilikleri sonrasında daha sık görülen vücutta bazı zararlı maddelerin birikmesiyle ortaya çıkan metabolik hastalıklarda beyin harabiyeti de görülür. Hastalığın tanı ve tedavi basamaklarında çocuk nörolojisinin de önemli bir katkısı vardır.

    Gebelikte bazı hastalıklar geçirilmişse

    Gebelikte geçirilen kızamıkçık, toksoplazma gibi hastalıklar vücudun diğer organlarını etkileyebildiği gibi beyni de etkileyebilir. Böyle bebeklerde; havale, gözde katarakt, beyinde gelişmeme ve kireçlenme gibi bulgular saptanır. Tomografi, kan ve idrar incelemelerinin yanı sıra çocuk nöroloğunun da katkısı ile tanı konulur ve tedavi yönlendirilir.

    Son olarak;

    Eğer çocuğunuz zamanında oturmadıysa, yürümediyse konuşmadıysa, havale geçiriyorsa başka bir nedenle açıklanamayan zeka özrü varsa veya yukarıda bahsedilen durumlardan birisi mevcutsa mutlaka sizi uzun süreli takip edecek bir çocuk nöroloji uzmanına başvurulmalısınız

    *

    Çocuk nörolojisi
    Bilinçli birer anne baba olarak bebeğinizi dikkatle takip etmelisiniz. Çünkü ancak böylelikle onların sağlık sorunlarına doğrudan katkıda bulunabilirsiniz. Özellikle de beyinle ilgili hastalıklar gibi endişe verici durumlarda...

    Çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıkları aslında sık görülen ama az bilgimizin olduğu hastalıklardır. Havalelerden, sara hastalığından korkulurken diğer beyin ve sinir hastalıkları gözden kaçar ve tedavisi gecikir.

    Çocuklarda nöroloji az bilinen bir uzmanlık dalıdır. Özetle beyinle ilgili çocukluk çağı hastalıkları bu dalın konusudur. Burada özellikle havaleler, bayılmalar, gelişme gerilikleri, riskli bazı yeni doğanların izlenmesi, konuşamama, yürüyememe, dengesizlik, tikler ve kimi davranış sorunları ele alınır. Bu hastalarda altta yatan sebeplerin ortaya çıkması için ayrıntılı bir nörolojik muayene ve hikayenin değerlendirilmesi kadar çeşitli testlerin de uygulanması gerekir.

    Çocuk nörolojisi erişkinlerden farklı olarak çok geniş bir hastalık yelpazesini kapsar. Bu hastalıklar ve tedavi yöntemleri ise kısaca şöyle sıralanabilir.

    Havaleler sık tekrarlıyorsa

    Febril konvulsion veya ateşli havale diye tabir edilen 6 ay ile 5 yaş arası çocuklarda görülen havaleler; eğer sık tekrarlıyor, uzun sürüyor, ailede başka hasta varsa ve nörolojik bozukluk bırakıyorsa çocuk nöroloğu tarafından takibe alınmalıdır. Söz konusu hastalar tetkik edilmeli ve koruyucu ilaç tedavisine başlanmalıdır. Ateşsiz olarak ortaya çıkan ve epilepsi (sara) olarak adlandırılan hastalıklı çocuklar ise; mutlaka takip altına alınmalı, belirli aralıklarla kontrol edilmeli ve uzun süreli ilaç tedavisi verilmelidir. Bu çocukların beyin tomografisi ve EEG ile takiplerinin yapılması gerekmektedir.

    Doğum zor olmuş veya menenjit gibi enfeksiyon hastalıkları geçirilmişse

    Doğum travması veya menenjit, ensefalit gibi enfeksiyon hastalıklarından sonra ortaya çıkan beyin hasarına bağlı kas güçsüzlükleri, beyin felci ile ortaya çıkan olgular ve spastik çocuklar dikkatle incelenmelidir. Bu çocuklar, fizik tedavi uzmanı ve çocuk nöroloğu tarafından beraberce izlemeli ve tedavileri ona göre düzenlenmelidir.

    Bebeğiniz şayet erken doğmuşsa

    Yoğun bakımda tedavi edilen prematüre doğan bebeklerin beyin gelişimlerinin normal gidip gitmediğinin takibi çok önemlidir. Bebeğin gelişimindeki aksaklıklar erken dönemde farkedilirse yapılacak tedavi ile sekel oranı çok aza indirilebilir. Yine doğuma bağlı beyinde sekel kalan hastalarda havale, kas güçsüzlüğü görülebilir. Bunların da sıkı bir fizyoterapist ve çocuk nöroloğu tarafından takibi gereklidir.

    Konuşma ile ilgili sorunu varsa

    Dört yaşına kadar belirgin konuşması olmayan, 2.5 yaşına kadar hiç kelime çıkaramayan çocuklar, beyin problemi olabileceği için, çocuk doktoru ve çocuk nöroloğu gördükten sonra ilgili diğer branşların kontrolünden geçmelidir.

    Evliliğiniz eğer akraba evliliği ise

    Özellikle akraba evlilikleri sonrasında daha sık görülen vücutta bazı zararlı maddelerin birikmesiyle ortaya çıkan metabolik hastalıklarda beyin harabiyeti de görülür. Hastalığın tanı ve tedavi basamaklarında çocuk nörolojisinin de önemli bir katkısı vardır.

    Gebelikte bazı hastalıklar geçirilmişse

    Gebelikte geçirilen kızamıkçık, toksoplazma gibi hastalıklar vücudun diğer organlarını etkileyebildiği gibi beyni de etkileyebilir. Böyle bebeklerde; havale, gözde katarakt, beyinde gelişmeme ve kireçlenme gibi bulgular saptanır. Tomografi, kan ve idrar incelemelerinin yanı sıra çocuk nöroloğunun da katkısı ile tanı konulur ve tedavi yönlendirilir.

    Son olarak;

    Eğer çocuğunuz zamanında oturmadıysa, yürümediyse konuşmadıysa, havale geçiriyorsa başka bir nedenle açıklanamayan zeka özrü varsa veya yukarıda bahsedilen durumlardan birisi mevcutsa mutlaka sizi uzun süreli takip edecek bir çocuk nöroloji uzmanına başvurulmalısınız

    *

    Çocuklarda baş ağrısı
    Baş ağrısının sadece yetişkinlerde olabileceği düşünülür.Oysa 5-7 yaş arası çocukların yaklaşık % 20 sinde kronik başağrıları oluşuyor.
    Daha büyük çocuklar baş ağrılarını tanımlayabilirler ancak bu yaştaki çocuklar ve daha küçükler bunu yapamazlar.
    Araştırmacılar başağrılarını tiplerine göre ve ağrı oluşma mekanizmalarına göre sınıflandırmaktadırlar. Çocuklarda başağrılarını oluşturan 5 mekanizma vardır:

    Gerilim Tipi:Birçok başağrısı boyun çevresindeki kasların kasılması ile oluşur. Çocuğunuzun Gerilim tipi başağrıları yanlış postür, sıkıntı, üzüntü, depresyon sebepli olabilir.
    Damarsal:Kafatası içindeki ve çevresindeki kan damarları ve arterler genişleyebilirler.Bu genişlemiş damarlar beraberlerindeki sinirlere bası yaparak ağrılara sebep olurlar.
    Kafa içi basıncı:Bazı tumorler, hematom vs organik sebepler kafa içi basıncını arttırarak ağrılara sebep olabilir.
    İltihaplar:Göz, kulak, burun, diş, sinus iltihaplanmaları başağrılarına sebep olabilirler.
    Nörojenik veya Epileptik Başağrıları: Epilepsi ( sara) gibi bazı sinir rahatsızlıkları başağrısı sebebi olabilirler.

    ÇOCUKLARDA GERİLİM TİPİ BAŞAĞRILARI
    Gerilim tipi başağrıları boyun çevresindeki kasların kasılarak oluşturduğu gerilim sonucunda ortaya çıkarlar. Çocuklarda görülen gerilim tipi başağrılarının çeşitli nedenleri vardır. Genellikle okulda iken görülür, oyun oynarken, yemek yerken veya istirahat ederken görülmez.

    Sebepleri:
    Stress: Stress , anksiyete veya depresyon büyüklerde olduğu gibi çocuklar da da başağrılarına sebep olabilir. Genellikle bu gerginlik okulda oluşmaktadır. Ancak bunun dışında depressif çocuklar da da başağrılarına rastlanabilir.
    Bedensel gerilim: Postür bozuklukları, göz bozuklukları gibi bedensel arazlar çocuklarda gerilim tipi başağrılarına sebep olabilmektedir.
    Açlık:Çocuklarda görülen gerilim tipi başağrları bazen açlık gibi basit nedenlerle oluşabilmektedir. Uzun bir gece uykusundan sonra kahvaltı edilmeden okula gidilmesi veya öğün atlanması buna sebep olabilir.
    Bazı iltihabi hastalıklar Bazı tetikleyici yiyeceklerin yenmesi başağrısına başlatabilmektedir. (Kafein, çukulata, bazı et ürünleri bazı meyveler tetikleyici rol oynamaktadır. Bu yiyeceklerin hangileri olduğu çocuk takip edilerek öğrenilebilir.)

    Tedavi: Gerilim tipi başağrılarında önleyici tedavi olarak beta blokerler ve antidepressanlar kullanılabilmektedir. Hangi tur ilaçların ne miktarlarda kullanılacağına doktorunuz karar vermelidir. Oluşmuş olan başağrısının giderilmesi için ise nonsteroid antienflamatuarlar ve gevşeme egzersizleri yararlı olmaktadır.

    ÇOCUKLARDA MİGREN:
    7 yaş altındaki çocuklar genellikle migren ağrılarını tanımlayamazlar. 10 yaşlarına doğru ise giderek bu ağrıları tanımlamaya başlarlar. 7 yaş öncesi görülme sıklığı % 2,5 ; 7 yaş ile puberte arasında görülme sıklığı ise % 5 ler civarındadır.

    Migren damarsal başağrısıdır. Damarlardaki genişleme ve daralmalar migrenin zonklama tarzındaki ağrılarını tetiklemektedir.

    Ağrılar tekrarlamaktadır ve aralarda ağrısız dönemler vardır. Ağrı başlamadan önce aura adı verilen ve ağrının başlayacağını gösteren belirtilerin olduğu bir dönem olabilir. Aura esnasında çocuk dalgalanan çizgiler, parlak ışıklar, karanlık noktalar görebilir. Ancak bu aura dönemi bütün çocuklarda yoktur. Deride solukluk, aşırı yorgunluk, başın bir yanında veya alında zonklayıcı ağrı, karın ağrısı, kusma bulantı oluşur. Ruhsal durumunda değişiklikler, baş dönmesi, görme bulanıklığı, iştah artışı veya azalması eşlik edebilir. Migrenli çocukların % 70-90 ının ailelerinde de migren şikayetleri vardır ve çocuğun kişilik yapısı migrenli olan ebeveynine çok benzemektedir.

    Parlak ve titrek ışıklar, gürültü, sinema veya TV, fiziksel veya ruhsal gerginlikler, anksiyete veya depresyon, tetikleyici rol oynamaktadır. Nadir olarak ta aşırı yorulma ve çok fazla güneş ışığı migrende tetikleyici faktör olarak rol oynayabilir.

    Tedavisinde doktorunuzun önerisi ile betablokerler veya antidepressanlar önleyici olarak, parasetamol ağrıların kesilmesi için kullanılabilir.

    ORGANİK NEDENLİ BAŞAĞRILARI:
    Ateş: Başağrısı yüksek ateş sebebi ile oluşabilir. İlk olarak çocuğunuzun ateşini ölçmelisiniz.
    Enfeksiyonlar:Başağrısı birçok enfeksiyon da oluşabilir. Enfeksiyon kulakta, idrar yollarında, akciğerlerde olabilir.
    Kafa Travmaları:Düşme ve çarpmalar sonucu başağrıları çocuklarda sık görülür. Kafa travmalarında beyinde hasar olup olmadığı sadece klinik testlerle anlaşılabilir. Bu tür durumlarda mutlaka sağlık kuruluşuna götürünüz. Zaman ilerledikçe uyku hali, mide bulantısı ve kusma , bilinç kaybı gelişebilir.
    Beyin Tümörleri:Başağrısı olan çocukların % 1 inden azında iyi huylu veya kötü huylu beyin tümörleri bulunmuştur. Tümör büyüdükçe başağrılarının şiddeti artar ve tümörün tipine ve yerine göre bazı başka bulgularda eşlik eder.
    Menenjitler: Baş ağrısının yanında yüksek ateş, ense sertliği, zihinsel bulanıklık, uyku halide eşlik eder.

    UNUTMAYIN TÜM BAŞAĞRILARI TIBBİ ÖZEN İSTER. BAŞAĞRISININ KAFA TRAVMASI, BEYİN TÜMÖRÜ, MENENJİT, LÖSEMİ KÖKENLİ OLUP OLMADIĞININ ANLAŞILMASI HAYATİ ÖNEM TAŞIMAKTADIR. BU SEBEPLE HİÇBİR BAŞAĞRISINI KÜÇÜMSEMEYİN VE EN KISA ZAMANDA HEKİMİNİZLE TEMASA GEÇİN.

    Dışkıda kan olması.

    Birçok vakada doktor şeker-tuz çözeltisi olan ORS önerecektir. Bu çözelti, normal sudan daha iyi emildiğinden vücut sıvı ve mineral kaybını telafi etmede daha etkili olacaktır.

    DOKTORA DANIŞMADAN BEBEĞİNİZE İSHAL KESİCİ İLAÇ VERMEYİNİZ...

    İSHAL OLAN BEBEĞİNİZİN ÇABUK İYİLEŞMESİ NASIL OLUR?

    İshal olan birçok bebek normalde çabucak iyileşir. Bebeğin ihtiyacına uygun kaliteli besinler ve iyi bir bakım bebeğinizi sağlıklı tutacak ve uygun büyüme- gelişmeyi sağlayacaktır. İshal riskine karşı, kişisel ve ev hijyenine özen gösterilmesi, en önemli korunma faktörüdür. Bebeğin beslenmesinde kullanılan araç-gereç temiz tutulmalıdır. Bebeğin maması hazırlanmadan ve bebeği beslemeden önce eller iyice yıkanmalıdır. Bebeğin besinini hazırlarken, kaynatılıp soğutulmuş içme suyu kulanmalısınız.

    *

    Çocuklarda kasık fıtığı ve hidrosel
    Erkek bebekler annelerinin karnında gelişmelerini tamamlarken, testisleri yani erkek yumurtaları da kendi karınlarının içinde gelişmeye başlar. Testisler bebeğin karnından torbalarına hamileliğin son 2 ayında inerler. İşte bu yolculuk kasık bölgesinde bir kanal içinden olur. Karın içindeki testisler her iki kasıkta ayrı ayrı oluşan iki kanaldan geçip dış dünyaya, yani erkek çocuğun torbalarına varırlar. Bu kanallar normalde doğuma birkaç gün kala vazifeleri bittiği için kapanırlar. Böylece karın içi ile dışı arasında bağlantı kalmaz. Ancak bu kanallardan birisi veya ikisi birden kapanmazsa o zaman fıtıklaşma olur. Nispeten dar bir kanal açıklığı kaldıysa, karın içi sıvısı bu kanallardan kasığa ve torbaya akar ve burasını şişirir. Bu şişlik çocuk uyanık ve hareketli iken artar. Çocuk uyuyup sakin yatınca azalır veya kaybolur. Tıp dilinde bu hastalığın adı Hidroseldir. Halk arasında Su fıtığı olarak bilinir.

    Eğer açık kalan kanal genişse o zaman bu kanaldan dışarıya ağlama veya ıkınma gibi hareketlerle karın içinden bir barsak bölümü fırlar. Kasık veya torba şişer ve çocuk rahatsızlık hisseder. O taraftaki bacağını tam açamaz, hareketleri kısıtlanır. Bazen de kusar.

    Kızlarda fıtık olur mu?

    Evet olur. Erkek bebeklerinkine benzer bir kasık kanalı kız bebeklerde de başka bir gaye ile vardır ve kapanmayabilir. Ancak kız çocuklarında kasık fıtığına daha az rastlanır ve kızlarda dışarı fırlayan organ çoğunlukla barsak değil yumurtalıklardır.

    Anneler kasıktaki şişliğin içinde bir fındık gibi yumurtalığın farkına çoğu zaman varırlar. Ne olduğunu çıkaramasalar bile şüpheleri artarak hekime daha çabuk başvururlar.

    Fıtık tehlikeli midir?

    Fıtık mümkün olan en kısa zamanda tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Tedavide gecikmeler olduğunda barsak düğümlenmeleri, barsak ve yumurtalık çürümeleri kaçınılmazdır. Halk arasında " fıtık boğulması " diye tanımlanan böyle durumlarda birkaç saat içinde doğru müdahaleler yapılmazsa sıkışan organların kanlanmaları ve beslenmeleri bozulur ve çürüme meydana gelir. Geç kalındığında hem hayati tehlike ortaya çıkar, hem de organların çürüyen kısımların çıkartmak gerekir. Bu da gereksiz yere artmış bir risk getirir.

    Kısırlık söz konusu mudur ?

    Fıtık ve hidroselde kısırlık iki türlü ortaya çıkar. Ya tedavideki gecikme nedeniyle sık sık şişen fıtık, damarlara baskı veya ısı farklılığı gibi değişik nedenlerle testisleri bozar. Ya da çocuk cerrahisine alışkın olmayan yanlış ellerde ve çocuklara uygun olmayan, yetişkin taklidi yöntemlerle ameliyat edilen çocuklarda kısırlık gelişebilir. Demek ki hem ameliyat olmada gecikme, hem de yanlış ellerde ameliyat olma kısırlık sebebi olabilir. Çocukların kasık fıtığı veya hidrosel ameliyatlarında mutlaka büyütücü gözlükler kullanılmalı, en nazik aletlerle ve çocuk cerrahisi prensiplerine tam sadakatle bu ameliyatlar uzmanlarınca gerçekleştirilmelidir. Yetişkin de ameliyat eden, arada bir de çocuk ameliyatları yapan hiçbir uzmanlık dalı bu ameliyatların ehli olamamaktadır. Kısırlık yıllar sonra ortaya çıkan bir sorun olduğu için de anlaşıldığında iş işten geçmiş olmaktadır.

    Fıtık ve hidroselin tedavisi nedir?

    Tedavi ameliyattır. Kasık bağı veya korse gibi yöntemler tüm dünyada 40 yıl kadar önce terkedilmiş olan tehlikeli yöntemlerdir. Bunlarla hem hastalık geçmez, hem yapılacak ameliyat zorlaşır, hem de altında fıtık boğulması geliştiğinde farkedilmeyebilir ve hayati tehlikeler ortaya çıkabilir.

    Çocuk cerrahisi uzmanlarınca ve çocuklara özgü yöntemlerle yapılması gereken ameliyatlarda prensip, açık kalan kanalın kapatılarak karın içi ile olan iştirakin ortadan kaldırılmasıdır.

    Ameliyat ne zaman yapılmalıdır?

    Kasık fıtığı ameliyatı teşhis konduktan itibaren bir kaç gün içerisinde yapılmalıdır.

    Yapılmadığı taktirde ortaya çıkabilecek olan fıtık boğulması ve organ çürümesi gibi riskler en fazla yenidoğan ve sütçocuklarında ortaya çıkar. Halbuki büyüklerin ameliyattan en çok korktukları yaşlar da bunlardır. Bütün mesele işin ehli kişiler tarafından ve imkanları uygun hastanelerde yapılmasıdır. Yenidoğan ve çocuk yoğun bakım imkanlarının olduğu hastanelerde, çocukları uyutmaya alışkın anestezistlerin katkısıyla, çocuk cerrahisi uzmanlarınca yapılan bu tarz ameliyatların risk oranları sıfıra yakındır. Beklemekle ortaya çıkabilecek problemlerin oranından çok daha azdır.

    Hidrosel adını verdiğimiz su fıtıklarında ise özel bazı durumlar dışında ameliyat için 1- 1,5 yaşa kadar beklenebilir Bu özel durumlara ve erken ameliyata tecrübeli çocuk cerrahisi uzmanları karar vermelidirler.

    Ameliyat zor mudur ve hastanede yatılır mı ?

    Komplikasyon gelişmemiş, yani fıtık boğulması ve organ çürümesi gelişmemiş olan çocuklarda, büyütücü gözlükler ve en nazik aletler kullanılarak uzmanlarca yapılan ameliyatların hiçbir zorluğu yoktur. Ameliyat sonrası da yaşa uygun ağrı kesici ilaçların yardımıyla çok rahat geçer. Ailelerce çok enteresan bulunan bir husus ise çocuklar ne kadar küçükse, beklenenin aksine ameliyat sonrasının o kadar daha rahat geçmesidir. İlk 1 yaş içindeki çocuklarda ameliyattan 3-4 saat sonra tamamen normale dönülür. Daha büyük çocuklar da 1-2 gün içerisinde normal oyun tempolarına dönerler. Ameliyattan 3 saat kadar sonra hastalar ilk beslenmelerini takiben evlerine yollanırlar. Hem hastane enfeksiyonu riskini ortadan kaldırmak, hem de ev ortamında çok daha süratle ve moralli olarak iyileştikleri için, çocuklar kasık fıtığı ameliyatlarından sonra hastanede geceletilmezler. Bu uygulama, ülkemizdeki çocuk cerrahisi uzmanlarınca da yaklaşık 30 yıldan bu yana sorunsuz olarak gerçekleştirilmektedir. Çok özel durumlarda hastanede bir gece yatılması gerekli olabilir. Ancak bu bir istisnadır.

    Fıtık tekrarlar mı?

    Bilindiği gibi sağ ve sol olmak üzere iki kasık bölgemiz var ve bunlar birbirlerinden bağımsızlar. Tek taraflı ameliyatlardan sonra öbür kasıkta fıtık olma ihtimali vardır. Ancak bu bir tekrarlama değil diğer kasıkta yeni gelişmedir. Bu ihtimal erkek çocuklarda daha az, kızlarda ise bir hayli fazladır. Bu yüzden erkeklerde değil ama kız çocuklarında baştan iki tarafı birden ameliyat etme yöntemi kullanılmaktadır.

    Ameliyat olan tarafta fıtığın tekrarlaması ihtimali ise ehil ellerde sıfırdır.

    *

    Çocuklarda öksürük
    Çocuk öksürüğü aileleri en çok rahatsız eden hastalık belirtilerinden biridir. Çocuğu yorar, aileyi üzer ve uykuları böler.Ancak çocukta öksürüğe sebep olan birçok hastalık çok ciddi değil, sadece can sıkıcıdır.Öksürük sadece ciğerleri bakteriler, virüsler ve birtakım yabancı cisimlerin zararlı etkilerinden koruyan bir savunma mekanizmasıdır.

    Öksürüğün sebebi nedir?

    Normal koşullarda burundan başlayarak akciğerlere kadar uzanan solunum yolunun üst tabakası toz, bakteri, virüs ve diğer yabancı cisimleri yakalayan ince bir mukus tabakası ile kaplıdır. Çocuklarda yaklaşık olarak günde 0,5 litre mukus yapılır.Cilia adı verilen çok küçük tüy gibi yapılar bu mukusu korumaya çalışır ve solunum yollarına giren yabancı içeriği küçük süpürgeler gibi hareket ederek dışarıya atar.Çocukta solunum yolu enfeksiyonu başladığında ciliaların bu doğaltemizleme hareketleri ortadan kalkar.Solunum yolları da kendisini etkileyecek yabancı cisimlerden korunmak için daha da kalın bir mukus tabakası oluşturmaya başlar.İşte öksürük ciliaların hareketlerinin bozulduğu bu ortamda solunum yollarının temizliğini sağlamak için ortaya çıkar.Ciliaların hareketlerini yeniden düzenleyebilmek için enfeksiyon geçtikten haftalar sonrasına kadar çocukta öksürük sürebilir.

    Öksürüğün sebebini bulmak bazı durumlarda zor olabilmektedir. Çocuklar çoğunlukla hastalık belirtilerini anlatamazlar, bazen muayene ile de bir şey bulunamaz ve bu durumlarda akciğer fonksiyon testleri gibi bir takım laboratuvar testleri yapmak gerekebilir.

    Aileden alınacak küçük bilgiler ısrarlı öksürüklerin sebebinin bulunmasında yardımcı olacaktır.Örneğin sürekli sigara dumanına maruz kalma, evdeki toz ve akarlar gibi allerjen maddeler, evcil hayvanlar bu türlü ısrarcı öksürüklerin sebebi olabilir.

    Öksürükle birlikte sarı,yeşil burun akıntısı, baş ve boğaz ağrısı, nefesin kötü kokması da varsa genellikle sinüzit düşünülür.Solunum yollarına çekirdek, fındık vs. yabancı cisim kaçması sonucu da öksürük ortaya çıkabilir.Astım, soğuk algınlığı, sigara dumanı da muhtemel öksürük sebeplerindendir.

    Öksürük sesi bazen tanıda yardımcı olur. Kısa, kuru ve hırıltılı öksürük astım, bronşit veya zatürrede ortaya çıkar.Balgamlı öksürükler ise genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları ile oluşur.Boğmaca ve krup ta da kendine özgü öksürük sesi vardır.

    Soğuk algınlığında veya sinüzitlerde öksürük genellikle yatarken ( mukus sürekli boğaz gerisine akmaktadır) artar.Çocuk sabah kalktığında şiddetli öksürerek ve bazen de kusarak bu mukusu temizlemeye çalışır. Israrcı öksürükler ise bronşit, zatürre veya astımda görülür, pzisyonla ilgisi yoktur, gece veya gündüz oluşabilir, egzersizle artar.Çığlık atmak, bağırmak veya gülmek ile şiddetli bir öksürük atağı oluşabilir.

    Bebeklik yaşlarında zatürre ve bronşiolit hastalıkları oldukça ciddi hastalıklardır. 1 yaşın altındaki bebeklerde havayolları henüz çok küçüktür. Bazı virüsler bu küçük hava tüpleri (bronşioller) in zarar görmesine sebep olurlar.Aldıkları hava yetersiz gelmeye başlar, nefes almakta güçlük çekerler ve acil müdahaleye gereksini duyarlar.

    Astım uzun süreli öksürüklerde en çok görülen sebeplerden biridir. Genellikle öksürük dışında başka belirti yoktur.Dinlemekle göğüste tipik solunum sesleri duyulur.

    Ne yapmalıyız ?

    Öncelikle evde kesinlikle sigara içmemelidir. sigara dumanı ciliaların hareketlerini felce uğrettığı gibi mukus salınımını da arttırır.

    İkinci önlemimiz ise mukus salgısını inceltmek ve irritasyonu yumuşatmak için çocuğumuza bol su veya benzer sıvılar içirmek olmalıdır.

    Üçüncü önlemimizde havayı nemlendirici cihazlar kullanmak olabilir

    *

    Çocukta işitme kaybı
    TANIM: Çocuğunuzun işitme kaybı olduğunu düşünüyorsanız haklı olabilirsiniz. Aşağıdaki kontrol listesi, çocuğunuzun bir işitme kaybı olduğunun belirlenmesinde yardımcı olacaktır. Her maddeyi dikkatlice okuyun ve sadece size, ailenize veya çocuğunuza uyan faktörleri dikkate alın.

    İşitme kaybı için göstergeler:
    Uyan her maddeyi kontrol edin.


     

    Anne hamilelik sırasında


     

    Kızamıkçık, viral bir enfeksiyon ve grip geçirmiş

    Alkollü içecek tüketmiş


     

    Yenidoğan (doğumdan ilk 28 güne kadar)


     

    Doğumdaki kilosu 1600 gramdan düşük

    Yüz ve kulaklarının görüntüsü farklı

    Doğumda sarılığı oldu ve kan değişimi uygulandı.

    Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde beş günden fazla kaldı

    Damardan iğne ile antibiyotik aldı

    Menenjit geçirdi


     

    Ailemde


     

    Erken yaşlarda olan veya gelişmiş, kalıcı veya ilerleyen işitme kaybı olan, bir veya daha fazla birey var


     

    Bebeğim(29 gün ile 2 yaş arası)


     

    Damardan antibiyotik aldı.

    Menenjit oldu

    Nörolojik bir bozukluğu var

    Kulaktan kanamanın olduğu veya olmadığı kafatası kırığı olan ciddi bir yaralanma geçirdi

    3 aydan fazla süren, kulakta sıvının olduğu tekrarlayan kulak enfeksiyonu var.

    Çevreye Cevap Verme (konuşma ve lisan gelişimi)


     

    Yenidoğan (doğumdan 6 aya kadar)


     

    Beklenmedik yüksek sesli gürültülerle irkilmiyor, hareket etmiyor, ağlamıyor veya her hangi bir şekilde tepki vermiyor.

    Yüksek sesli gürültülerle uyanmıyor

    Kendiliğinden sesleri taklit etmiyor

    Sadece sesle sakinleştirilemiyor

    Başını sesime doğru çevirmiyor


     

    Küçük bebeğim (6 ay-12 aya kadar)


     

    Sorulduğunda tanıdık kişi veya eşyaları gösteremiyor

    Konuşma sesi çıkarmıyor yada konuşma sesi çıkarmayı bıraktı

    12 aylıkken, “el salla” ,”elini çırp” gibi basit sözleri yalnız dinlemekle anlamıyor


     

    Büyük bebeğim (13 ay-2 yaş )


     

    Hafif bir sesle ilk seslenişte doğru yöne dönmüyor

    Çevreden gelen seslere duyarsız

    İlk seslenişte cevap vermiyor

    Sese cevap vermiyor veya sesin nereden geldiğini anlıyamıyor

    Tanıdık insanlar ve evde çevresindekiler için basit kelimeleri kullanmaya ya da taklit etmeye başlamadı.

    Benzer yaştaki diğer çocuklar gibi ses çıkarmıyor ve konuşamıyor

    Normal ses yüksekliğinde televizyon seyretmiyor

    Anlama ve iletişim için kelimelerin kullanımında yeterli gelişmeyi göstermiyor


     

    Ne Yapmanız Gerekir?


     

    Bu göstergelerden bir veya daha fazlasını tespit ettiyseniz, çocuğunuzun işitme kaybı olması ihtimali olabilir.


     

    Çocuğunuzda bu göstergelerden bir veya daha fazlası varsa, çocuğunuzu kulak muayenesi ve işitme testine götürmeniz gerekir. Bu herhangi bir yaşta, doğumdan hemen sonra bile yapılabilir.


     

    Bu faktörlerden hiçbirini belirlemediniz, fakat çocuğunuzun normal duymadığından şüpheleniyorsanız, çocuğunuzun doktoru endişelenmiyorsa bile çocuğunuzun işitmesini ölçtürün.


     

    İşitme kaybı olmasa bile testin ona bir zararı olmaz. Ne var ki, çocuğunuzda işitme kaybı varsa, geç teşhis konuşma ve lisan gelişimini etkileyebilir.


     

    Bu kontrol listesi maddelerinin hiçbiri bulunmasa bile işitme kaybı mevcut olabilir.


     

    18 yaşın altındaki bir çok çocukda farklı derecelerde işitme kaybı vardır. Siz ebeveynler ve onların ana babaları bebeklerinizdeki işitme kaybını keşfedecek kişilersiniz. Çünkü onlarla en fazla vakit geçiren sizsiniz. Eğer herhangi bir zaman bebeğinizin işitme kaybı olduğunu düşünürseniz bunu doktorunuzla görüşün.


     

    Bebeğinizin duyması profesyonel olarak herhangi bir yaşta test edilebilir. Bilgisayarlı işitme testleri yenidoğanları taramayı mümkün kılar. Bazı bebeklerin diğerlerine göre ortalamadan daha fazla işitme kaybı olasılığı vardır. Bu listedeki herhangi bir maddeyi belirlerseniz, mümkün olan en kısa zamanda çocuğunuza işitme testi yaptırmalısınız.


     

    Okula başlamadan önce tüm çocuklara işitme testi yapılmalıdır. Bu anne, baba veya çocuğun farketmediği hafif işitme kayıplarını ortaya koyabilir. Tek kulaktaki bir kayıp bu yolla saptanabilir. Böyle bir kayıp, belirgin olmasa da konuşma ve lisanı etkileyebilir.


     

    İşitme kaybı kulak kiri veya kulakta sıvı birikmesinden bile kaynaklanabilir. Bu tipte geçici işitme kaybı olan bir çok çocuğun, ilaç tedavisi veya küçük bir cerrahiyle işitmesi düzeltilebilir.


     

    Geçici işitme kaybının tersine bazı çocukların kalıcı olan sinir kaynaklı sağırlığı vardır. Bu çocukların çoğunluğunun bir miktar kullanılabilir işitmesi olur. Çok azı tamamen sağırdır. Erken teşhis, erken işitme cihazı uygulanması ve özel eğitim programlarına erken başlamak, çocuğun mevcut işitmesini en yüksek seviyeye getirmeye yardımcı olabilir.

    *

    Difteri
    Alm. Diphterie, Diphteritis (f), Fr. Diphtèrie, İng. Diphteria. Halk arasında kuşpalazı olarak da bilinen, corynebacterium diphteriae isimli mikroorganizmanın boğaz, burun, göz ve derideki yaralarda yerleşmesiyle ortaya çıkan bulaşıcı bir hastalık.

    Bebeklerin 2-4 ve 6. aylarında tatbik edilen DBT karma aşısı içinde yer alan ve difteri mikrobunun toksininin sayıflatılmasıyla yapılan difteri aşısının yaygın olarak kullanılması sebebiyle, günümüzde aşılanmayanlarda tek tük ortaya çıkan bir hastalıktır.

    Difteri basili, düz veya hafif bükük silindir şeklindedir. Kalınlık ve boyları değişiktir. 34-38 derecede ürerken toksinini (zehirini) salgılar. Toksin, insan ve bütün hayvanlar için oldukça tehlikelidir. Dokularda harabiyet ve sinirlerde felç yapar.

    Difteri oldukça yaygın bir hastalıktır. Soğuk mevsimlerde daha fazla görülür. İki yaşından önce sadece burun ve yara difterisi şeklinde raslanır. Çocuğa annesinden geçen antikorlar onu bir süre hastalıklardan korur. Kuşpalazı tablosunu yapan tipik difteri özel bir anjin türüdür. Tipik hastalığını yapabilmesi için boğazın lenf dokusunda ve özellikle bademciklerde tutunması gerekir. Bademcikler ancak iki yaşından sonra olgunlaştıklarından ancak bu yaşlarda hastalığa duyarlık başlar. Daha sonra çocuk dış çevre ile temasa geçer. Oyun yaşında devamlı olarak sıcak-soğuk ve dış ortam etkilerine maruz kalır. Boğazda adi bakteri iltihapları olur, doku direnci kırılır. Bu arada difteri basili de girerse, hastalığın özel tablosu meydana gelir. Bir şahıs erişkin yaşlarına kadar difteri basili ile temas etmemiş ise her yaşta hastalığa yakalanabilir. Büyüklerin hastalığı çocukların hastalığına göre daha hafif geçmektedir.

    Difterinin bulaşmasında hastalar ve taşıyıcılar rol oynamaktadır. “Portör” denilen taşıyıcılar hastalığı bulaştırabilme özelliğinde olan ancak kendileri hastalık belirtilerini gösteremeyen kişilerdir. Bunlar boğaz salgıları ile devamlı olarak difteri basilini yayarlar. Hastanın kullandığı çamaşır, havlu, yemek takımları, oyuncaklar, vasıtasıyla bulaşabilir.

    Difterinin kuluçka dönemi ortalama 2 ila 4 gün arasında değişir.

    Hastalık belirtileri: Difteri mikrobu, yerleşmiş olduğu organa göre değişik belirtiler yapar. Tek başına difteri denince boğaz difterisi anlaşılır. Ayrıca gırtlak difterisi (krup), burun difterisi vardır.

    Boğaz difterisi: Sinsi olarak başlar. Hastalarda neşesizlik, halsizlik, iştahsızlık olur. Bazan titreme ile 39-40 °C’ye çıkan ateş, başağrısı ve kusma ile başlayabilir. Toksinin kana karışmasının ilk günlerinde nabız hızlanır. Hastanın rengi soluk sarıdır.

    Difteri basili genellikle bademcikler üzerinde, bazan da yutak üzerinde yerleşmiştir. Bademcikler kızarmıştır, hafif şiştir. İlk 24 saat sonunda, bademcikler üzerinde sarı-gri renkte bir-iki nokta belirir, sonra bunlar genişleyerek bir gün içinde bütün bademcik yüzeyini kaplayan yalancı bir zar yapar. Bu zar giderek çevreye yayılır. Hastanın ağzı fena kokar. Çevre dokular şişmiştir. Yutak daralır, yutmayı imkansız bir hale getirir. Yalancı zar, gırtlağa doğru da ilerleyerek, nefes almayı da zorlaştırır. Yalancı zar, altındaki mukoza (örtüye) sıkıca yapışmıştır. Zorlanarak kaldırılırsa, altındaki mukoza kanar. Zarı kaldırılmış mukoza üzerine ertesi gün bakılırsa yeniden zar meydana geldiği görülür.

    Difteride boyundaki lenf bezeleri şişer, bu bezeler basmakla ağrılıdır. Hastalığın başlangıcında görülen başağrısı, solukluk, halsizlik, hızlı nabız, idrarda protein bulunması mikrobun zehirinin kana geçmesi ile ilgili belirtilerdir. Her geçen gün bunlar biraz daha ilerler. Kaslar iyice gevşer, hasta çok halsiz ve sıkıntı içindedir. Bazan şuur bozuklukları ve havale görülebilir. Şiddetli durumlar koma ile sonuçlanır. En mühim belirtiler dolaşım sisteminde görülür. Önce nabız sayısı artar. Hastalığın ikinci haftasında tansiyonu oldukça düşen hastanın uçuk olan rengine morarma da eklenir. Kalp sesleri giderek zayıflar, nabız sayısı azalır, kalp yetmezliğe girer. Çünkü zehir, kalp kasına da etki eder. Ağır vak’alar ve zamanında tedaviye alınmayanlar, genellikle ikinci haftanın sonunda ölürler. Hiç idrar yapamama hali, ölümün yakın olduğunun habercisidir. Zehirlenmenin çok fazla olduğu vak’alarda ağız ve burun kanamaları olur ki bunlar da ölümle sonuçlanır.

    Difteri en çok anjinle karışır. Hekimin bunu nazarı dikkate alması gerekir.

    Gırtlak difterisi (Krup): Genellikle 1 ila 5 yaşları arasında bulunan çocukların tehlikeli bir hastalığıdır. Hastalığın 3 dönemi vardır.

    a) Disfoni (Ses kısıklığı) dönemi: Ateş, öksürük ve ses kısıklığı ile sinsice başlar. İlk zamanlar, bir soğukalgınlığı şeklindedir. Öksürük çift sesli havlar gibi ve serttir. Ses telleri şiştir ve kızarıktır. İlk günlerde küçük olan yalancı zarlar hızla yayılır şişlik artar. Ses kısıklığı 2-3 gün sürer.

    b) Ara ara gelen nefes darlığı dönemi: Şişlik ve yalancı zarlar, solunumu engellemektedir. Hava daralmış aralıktan geçerken bir ses çıkartır. Nefes darlığı nöbetleri, hastanın heyecanlanmasından sonra veya kendiliğinden olur, birkaç saate kadar sürer. Başlangıçta nöbetler arası uzundur. Sonra gittikçe sıklaşır, ileri dönemde nöbet sırasında çocuk boğulur gibidir.

    c) Nefes alamama dönemi: Gırtlak difterisinin sonudur. Sinir sistemi tembelleşir, reflekler zayıflar. Hasta aldatıcı bir sükûnete girer. Kalp hızlı çarpar, solunum çok sathidir. Renk soluk mavi olur. Bundan sonra komaya giren hastada, arada sırada görülen havalelerle hayat sona erer.

    Gırtlak difterisi, ya burun difterisinden sonra veya boğaz difterisinin yayılması ile olur.

    Burun difterisi: Belirtisi azdır, en mühimi tek veya iki yanlı burun akıntısıdır. Hastalık eskidikçe akıntı koyulaşır, cerahatlı ve kanlı bir nitelik alır. Çok kez akıntı nezle sanılarak önem verilmediğinden hastalık geç tanınır. Burundan zehirin kana karışması az olduğundan kalp ve damar belirtileri ve felçlere rastlanılmaz. Uzun süre tedavisiz kalan burun difterisi zehiri iç kulağı etkileyerek sağırlık yapabilir. Bazan gırtlak difterisine yol açabilir.

    Burun difterisi genellikle iki yaşından önce görülür.

    Solunum yolları dışı mukoza difterileri: Kulak difterisi nadirdir. Burunda veya boğazda bulunan difteri mikroplarının östaki borusu aracılığı ile orta kulağa geçmesinden olur. Ateş, kulak ağrısıyla başlar. Zar delinebilir. Cerahatli bir akıntı vardır.

    Göz difterisi de nadirdir. Genellikle boğaz, burun difterisi bulunanların mikrobu, gözlere bulaştırması sonucu meydana gelir. Tedavi edilmezse körlükle netîcelenir.

    Dölyolu difterisi: Daha çok yaralanmalarda ve cinai düşüklerde veya nadir olarak operasyonlar (ameliyatlar) sonucunda görülmektedir. Mikrop, tozlarla yara üzerine gelir veya taşıyıcı kişilerden bulaşır. Değişik büyüklükte yuvarlak, oval veya düzensiz sınırlı, gri-sarımtrak renkte deri gibi kalın bir cerahat örtüsü yapar. Had vak’alar kısa sürede, müzmin olanlar ise birkaç ayda kendiliğinden iyi olur.

    Difteri felçleri: 3 ila 7 hafta içinde meydana gelirler. Felçlerin en çok görüldüğü yerler yumuşak damak, göz, kalp, yutak, gırtlak, diyafram adalesi, çevresel sinirler ve bacaktır. Bu felçler, mikrobun zehirine bağlı olarak hasıl olur. Felç olan organların vazîfelerini yapamamalarına bağlı olarak değişik belirtileri ortaya çıkar. Mesela yumuşak damak felç olursa, hastanın içtiği su, burundan gelir ve hım hım konuşur. Hasta iyiliğe dönerse, bu felçlerde yavaş yavaş iyileşir.

    Difteri teşhisinde kullanılan Schick Testi, hastalarda çok defa pozitiftir. Hastanın kanında toksine (zehire karşı) savunma cisimciklerinin (antitoksin) bulunmadığını gösterir.

    Tedavi: Hasta yatak istirahatine alınır (1.5-2 ay). Özel tedavi antitoksik serumla yapılır. Bu serum kandaki difteri zehrini, etkisiz hale getirir. Ayrıca difteri zehiri, böbrek üstü bezini de etkilediğinden bu hastalara kortizon ihtiva eden ilaçlar iyi gelir. Direkt olarak difteri basilini öldürmesi için de yüksek doz antibiotik gerekir. Hastaya serum takılır. Ağızdan da uygun sulu besinler verilir.

    Gırtlak difterisinin nefes darlığı döneminde hayat kurtarıcı olarak, çok kere boğazı dışardan delip, havanın buradan kolay giriş-çıkışını sağlamak gerekebilir ki, bu işleme, trakeostomi ismi verilir.

    Difteriden korunma: Bunu sağlamak için:

    1. Hastalar, tecrit edilmelidir.

    2. Difteri mikrobunu taşıyan şahıslar testlerle tesbit edilip tedaviye alınmalıdır.

    3. Her çocuğa okul öncesi yaşlarında difteri aşısı yapmalıdır. Okullarda ve sağlık ocaklarında bu aşı, karma aşılar içerisinde uygulanmaktadır

    *

    Enürezis
    Çocuklar genellikle 2-3 yaşlarına kadar altlarını ıslatırlar. Zamanla önce gündüz kontrolü, daha sonra gece kontrolü gelişirek bu durum kaybolur. Ancak 4 yaşından büyük bir çocuk hâlâ altını ıslatmaya devam ediyorsa "enüresis" yani "altını ıslatma sorunu" var demektir.

    Fiziksel Nedenleri
    # Genetik yatkınlık
    # Sinir-kas kontrolünün gecikmesi
    # İdrar yollarında infeksiyon
    # Çok derin uyku yaratacak aşırı yorgunluk
    # Fazla sulu ve tuzlu yemek
    # Şeker hastalığı
    # Ayakların veya bel kısmının aşırı üşümesi gibi nedenlerden kaynaklanabilir.

    Psikolojik Nedenleri
    # Yeni bir kardeşin doğması, okula başlama, okul değiştirme, sevilen birinin kaybı gibi stres faktörlerine karşı hayatın eski dönemlerine dönme isteği
    # Erken ve baskılı tuvalet eğitimi (Çocuğa karşı aşırı titiz ve sabırsız davranmak)
    # Gün içerisinde korku yaşaması
    # Derin uyku
    # Ruhsal zorlama, aşırı baskı ve üzüntü yaşaması
    # Anne-baba ayrılığı, aile ilişkilerinde bozukluk, huzursuzluk
    # Ailenin aşırı koruyuculuğu ve aşırı hoşgörülü tutumu ile çocukta bebeksilik eğilimi
    # İlgi çekmek ve öç alma isteği
    # Okul korkusu gibi nedenlerden kaynaklanabilir.

    Eğer çocuğunuz 4 yaşından sonra hâlâ altını ıslatmaya devam ediyorsa bir ürolog veya çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanına götürünüz, hiçbir fizyolojik problemi yoksa sorunun psikolojik olabileceğini aklınızdan çıkarmayınız ve bir psikyatr veya psikologdan yardım alınız.

    Psikolog Yasemin Ataseven

    *

    Havale (hastalıklar)
    Çocuklarda korkulan hastalık

    Çocukluk çağının sık görülen hastalığı havaleler pek çok ailede paniğe neden oluyor. Bu noktada, hastalığı yakından tanımak kadar bilinçli ve özel bir yaklaşım büyük önem taşıyor...

    Çocuğunuz sık ateşleniyor ya da bir noktaya bakıp dalıyor mu? Şuur kaybı yaşayıp, istemsiz hareketlerde bulunuyor mu? Anne-baba olarak havaleleri ne kadar biliyor ve önemsiyorsunuz? Alınması gereken önlemlerden haberdar mısınız? Bu sorulara cevabınız her ne olursa olsun bir anne-baba olarak havaleleri yakından tanımanız gerektiği ortada. Çünkü istatistiklere baktığımızda havaleler çocukluk çağının sık görülen önemli bir hastalığı olarak karşımıza çıkıyor.

    Beyindeki anormal elektrik akımları

    Havale (konvülsiyon); çeşitli sebeplere bağlı olarak ortaya çıkan, birdenbire başlayan, şuur kaybı, nefes almada güçlük, kasılma ve çarpılmalarla seyreden bir durum. Havale sebepleri yaşa göre değişiklikler gösterir. Hayatın ilk iki senesinde havale görülmesi diğer yaşlara göre daha fazla olur. Bu hastaların takip ve tedavileri ise özel bir uzmanlık alanı olan pediatrik nöroloji tarafından yapılır.

    Havale, beyindeki anormal elektrik akımlarına bağlı olarak vücutta oluşan istemsiz hareketlerdir. Havale geçiren bir hastada gözlenebilir bulgular; havale geçirme tipine bağlı olarak değişmekle birlikte, yere yığılma, gözlerin yukarı kayması, ağızdan köpük gelmesi, vücudun sertleşmesi ve bunu takip eden ani istemsiz kasılmalardır. En ciddi havale tiplerinde solunum güçlüğü ve dudaklarda morarma bu tabloya eşlik edebilir.

    Altta yatan gerçek sebep

    Yenidoğan havalelerinin yenidoğan döneminde doğum travmasına, zor doğumla doğmaya veya doğumda oksijensiz kalmaya, prematüre bebeklerde beyin kanaması veya beyinde büyümeye (hidrosefali) bağlı olarak gelişebilir. 5 ay ve 5 yaş arasındaki çocuklarda ise havale, herhangi bir sebeple ortaya çıkan ateşli durumlarda gözlenebilir. Bazen de vücutta kalsiyum, kan şekeri gibi bazı maddelerin düşüklüğü de havale sebebi olabilir.

    Önce tetkik, sonra tedavi

    Peki havale geçiren bir çocuğa ne yapılır? Hasta havale geçirerek hastaneye getirilmişse havalenin sebebi araştırılır. Ateşsiz havale geçiren çocuklara öncelikle metabolik bir hastalık açısından kalsiyum, kan şekeri, kan sayımı, böbrek ve karaciğer testleri gibi testler yapılır. Eğer bunlar normalse EEG ve gerekirse beyin tomografisi veya MRı çekilir. İlk kez ateşli havale geçiriyorsa yine kan sayımları yapılabilir, fakat ateş odağı belli ise bu tetkikler yapılmayabilir. Tekrarlayan ateşli havalelerde, eğer ailede varsa, çok uzun süreli olmuşsa, vücudun tek tarafındaysa ve kas güçsüzlüğü veya felç yapmışsa o zaman ayrıntılı tetkikler yapılıp tedaviye geçilir.

    Tedavide pediatrik nöroloji

    Tedavinin amacı havalenin tekrarlamasını önlemektir. Bu nedenle yapılan tetkikler sonrasında konulan havale tipine uygun ilaçlar verilir. Belirli aralıklarla yapılan kontrollerle ilacın dozu, sayısı ve süresi belirlenir. Bu hastaların takip ve tedavisinin özel bir uzmanlık alanı olan pediatrik nöroloji tarafından yapılması gerekir. Eğer hastalar takipten çıkar, ilaçlarını düzenli kullanmaz ya da aksatırlarsa havaleler tekrar başlayabilir ve ilaçlara dirençli havale şekline dönüşebilir. Bu durum ise maalesef tedavi süresinin uzamasına yol açar.

    ÖNEMLİ BİLGİLER

  • Havale geçirme esnasında çocuğa nasıl yardımcı olunabilir?

    Çocuk havale geçirirken genellikle bilincini kaybeder, yere düşer. Bu nedenle etrafa çarpıp zarar görmemesi için çocuk açık bir alana alınmalı, başın kalçalardan aşağıda olması için kalçalarının altına yastık konulmalı, ağızda yiyecek varsa temizlenmelidir. Solunumu durmuşsa suni solunum yapılmalıdır.

  • Hangi havalelerden sonra sara hastalığı ortaya çıkabilir?

    Ateşsiz havaleler, çok fazla tekrarlayan ateşli havaleler ve menenjit sonrasında sara (epilepsi) hastalığı ortaya çıkabilir.

  • Kasılma havale geçiren her hastada gözlenebilir mi, kasılmalar olmaksızın havale geçirilebilir mi?

    Kasılma olmaksızın dalma şeklinde havaleler olabilir. Çocuk oynarken veya televizyon izlerken tek bir noktaya bakabilir, etraftan gelen uyarılara cevap vermeyebilir. Havalesi bitince hiç bir şey olmamış gibi oyununa devam edebilir
  • *

    Kabakulak
    Kabakulak Tükrük bezleri ve sinir dokularına yerleşmeyi seven özel bir virüs tarafından çocuk ve erişkinlerde meydana getirilen bulaşıcı bir hastalık.

    Daha çok çocuklarda görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Hastanın ağzından çıkan tükürük damlacıklarıyla bulaşır.
    Tıp dilinde parotitis epidemica denilen bu hastalık; genellikle kulak altında bulunan tükürük bezlerinin iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Kuluçka devresi, 18 gündür.
    Hastanın ateşi birdenbire yükselir, genel bir halsizlik görülür. Çok defa kulağın ön ve altında bulunan tükürük bezleri şişer ve acıma hissi duyulur. Yanak ve kulağın altı kabarır, kulak memesi de hafifçe yukarı doğru kalkar. Ağızda kuruluk, dilde pas vardır. İştah da azalmıştır. Bu durum birkaç gün devam ettikten sonra tükürük bezlerindeki şişlik yavaş yavaş kaybolmaya ve hasta iyileşmeye başlar.
    Hastalığın kendisi çok tehlikeli bir hastalık olmadığı halde; başka hastalıklara zemin hazırlar. Bu hastalıklar arasında; pankreas, gözyaşı keseleri, böbreküstü bezleri, erkeklerde husyeler, kadınlarda yumurtalıkların etkilenmesi önemli sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle en iyi şekilde tedavi edilmesi gerekir.
    Hastanın sağlıklı kimselerle konuşması, görüşmesi önlenir. Sulu yiyecekler verilir. Kabız olmaması sağlanır.

    Kabakulak virüsünün yaptığı hastalık, 16-18 günlük bir kuluçka devresinden sonra ortaya çıkar. Hastalığa maruz kalan şahısların yaklaşık % 30-40’ı herhangi bir hastalık belirtisi olmadan hastalığı geçirirler. Geri kalan şahıslarda değişen şiddetlerde hastalık kendisini gösterir.

    Belirtileri:

    Vak’aların çoğunda virus, tükrük bezlerini tutar. Hastalık ateş, titreme, kırıklık, kulağın önünde çiğnemeyle artan ağrı ve buradaki tükrük bezinde şişme ile başlar. Nisbeten sık görülen diğer belirtileri arasında, beyin iltihabı ve erişkin erkeklerde yumurtalık iltihabı yapması sayılabilir. Daha az sıklıkta pankreas ve tiroit bezlerini de tutabilir. Kabakulağın bu çeşitli belirtileri birlikte veya ayrı ayrı görülebilir.

    Tükrük bezine ait belirtiler, hastalığın şiddetine bağlı olarak 1-6 günde geçer. Genellikle her iki yanaktaki tükrük bezlerini birden tutar ve daha ileri durumlara yol açmaz. Erişkin erkeklerde % 20-30 oranında yumurtalık iltihabı (orşiepididimit, orşit) yapabilir. Yaygın kanaatin aksine bu durumun kısırlık ve iktidarsızlığa yol açması sık değildir. % 10 vak’ada menenjite (beyin zarı iltihabı) sebep olur. Menenjit, ateş, baş ağrısı, kusma, ense sertliği ile kendini gösterir; genellikle 5-10 günde kendiliğinden iyileşir. Sağırlık çok nadir olarak görülür.

    Kabakulak, daha çok 5 ila 10 yaş grubunu tutar. Kabakulak enfeksiyonlarının % 85’i 15 yaşın altında geçirilir; hastalık diğer bütün yaşlarda da görülebilir. Her ikilim ve bölgede hastalığa yakalanabilinir.

    Kabakulaklı bir hasta, belirtilerin başlamasından birkaç gün öncesinden, tükrük bezindeki şişlik geçene kadar olan sürede (yaklaşık 7-10 gün) hastalığı bulaştırabilir. Kabakulak virüsü tükrük ile atılarak bulaşmayı sağlar. Hastalığın yayılmasını önlemek zordur. Hastanın tecrit edilmesi ve karantina metodları bir derece etkilidir. Hastalık bir defa geçirildikten sonra ömür boyu bağışıklık sağlar.

    Hastalıktan korunmada en etkili metod aşıdır. Bir yaşını tamamlamış ve kabakulak geçirmemiş herkes aşılanabilir. Aşı tek başına veya kızamık-kızamıkçık aşıları ile birlikte de yapılabilir. Hamilelere yapılmaz.

    Tedavi:

    Kabakulak kendi kendisini sınırlayan bir hastalıktır. Destekleyici ve belirtilere yönelik tedavi yapılır. Hastalar mutlak yatak istirahatine alınır ve en az iki hafta diğer şahıslardan ayrı tutulmalıdır. Hastalığın başlangıcında gammaglobulin yapılırsa hafif geçmesi sağlanabilir. Antibiyotik verilmez. Şişmiş tükrük bezlerine sıcak tatbiki ve aspirin kullanma ağrıyı kontrol eder. Bu hastalar, ağrı sebebiyle katı gıdalar alamazlar, sıvı gıdalarla beslenmelidirler.

    Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

    *

    Orta Kulak İltihabı (çocukta)
    Soğuk algınlığından sonra orta kulak iltihabı çocuklarda en sık görülen hastalıktır.

    Yapılan son araştırmalara göre çocuğunuzun beş yaşından önce sadece bir kez kulak enfeksiyonu olması büyük bir şanstır.Çocukların üçte biri üç yaşından önce en az üç kez kulak enfeksiyonuna yakalanmaktadır.


    Bir çok vakada soğuk algınlığı orta kulak enfeksiyonlarının bir habercisi olmaktadır.

    Orta kulağın temel anatomisinden biraz bahsetmek otitis media nın
    anlaşılabilmesi için faydalı olacaktır. Kulağın dışa açıldığı dış kulak yolu ile orta kulağı timpan zarı adında bir zar ayırır. Bu zara dayanmış ve orta kulağın içerisinde yer alan 3 adet küçük kemikçik dış ortamdaki sesin kulak zarı üzerinde oluşturduğu titreşimleri ileten bir zincir görevi görür. Titreşimleri iç kulağa ve oradanda sinirler yolu ile beyine ileterek işitmeyi sağlarlar. Orta kulak ile burunun arka tarafında bulunan ve üst solunum yollarının bir parçası olan nazofarinks adlı boşluk arasında östaki tüpü adında bir borucuk vardır. Östaki borusu orta kulağa hava geçişi sağlayarak kulak zarı dışındaki hava basıncı ile orta kulak içindeki hava basıncını dengeler. Normal bir işitme duyusunun sağlanabilmesi ve kemiklerin sağlıklı titreşebilmesi için bu basınç eşitliği gerekmektedir.

    Bebeklerde ve çocuklarda östaki borusu erişkinlere oranla daha kısa ve yatay pozisyondadır. Bu sebeple bakteriler burun ve boğazdan orta kulağa daha çabuk geçiş yaparlar. Soğuk algınlığı durumlarında sinüzitlerde boğaz enfeksiyonlarında veya bazı allerjik durumlar sonucunda östaki borusunun çeperlerinde şişmeler (ödem) olduğunda östaki borusu kapanır ve orta kulak içinde bakterilerle bulaşmış olan sıvı hapsolur. Böylece mikropların daha çabuk üreyebileceği kapalı bir ortam oluşmuş olur. Akut Otitis Media adlı hastalık oluşur. Bazen bu sıvı kulakta haftalar veya aylar boyu kalabilir veya sık sık tekrarlayabilir. Bu durumda hastalık Kronik Otitis Media olarak adlandırılır. Otitis Media tedavi edilmediği takdirde çok ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle herhangi bir şüphe halinde mutlaka çocuğunuzu doktora gösteriniz.

    Otiitis medianın çocuklarda daha sık görülmesinin bir başka nedeni de adenoid adı verilen boğazın üst arka bölgesinde yer alan ve enfeksiyonlarla savaşacak lenfositleri üreten len bezinin erişkinlerden iri olmasıdır. Büyüyen adenoid östaki borusunun açılasını önleyebilir.
    Otitis medianın oluşabilmesi için bir bakteri veya virüs gerekmektedir. Bunlardan Streptococcus pneumoniae tüm akut kulak enfeksiyonlarının % 35 inden, Haemophilus influenzae tüm akut kulak enfeksiyonlarının % 23 ünden, Moraxella catarrhalis ise % 14 ünden sorumludur.

    Belirtiler:
    Akut otitis media nın belirtileri kulak ağrısı ateş ve işitme kaybı şeklinde oluşur. Bebeklerde beslenme güçlüğü oluşabilir.
    Orta kulak içinde sıvı birikimi arttıkça ağrıda pozisyona bağlı olarak
    artabilir.Bebek dik tutulduğunda ağrı azalabilir. Orta kulak içindeki basıncın artması ile kulak zari delinebilir ve kulaktan kanlı veya yeşilimsi sarı bir akıntı gelebilir. Kulak zarının delinmesi ile birlikte orta kulaktaki basınç azalacağı için ağrıda da azalma olur.


    Tanı:Doktorun kulak zarına otoskop adı verilen ışıklı bir aletle bakması ile konulur. Akıntı varsa akıntıdan kültür yapılabilir.

    Tedavi:
    Kulak iltihaplarının tedavisinde hekimin tercihine göre Penisilin veya
    sefalosporin türevleri antibiyotikler kullanılır.Antibiyotiklerin doktorun
    önerdiği süre (genellikle 10-14 gün)boyunca düzenli olarak kullanılması önemlidir.Bazı doktorlar antibiyotiklere ek olarak östaki borusundaki tıkanıklığın giderilebilmesi için burun damlası dekonjestan veya antihistaminikleri de reçeteye yazabilirler.

    Çok ender durumlarda ise orta kulaktaki basıncı azaltabilmek için miringotomi adı verilen küçük cerrahi girişimle kulak içindeki sıvı dışarı akıtılabilir.

    Bazı doktorlar gıda allerjilerinin kulak enfeksiyonu riskini arttırdığına
    inanmaktadırlar.Bu sebeple diyette allerji yaptığından şüphelenilen
    buğday,mandıra ürünleri,mısır, yerfıstığı, turunçgiller ve yumurtayı
    kısıtlayabilirler.

    Uygun tedavi ile hastalığın gidişi çok olumludur. Ancak orta kulakta sıvı kalması hastalığın yenilemesine, işitme bozukluklarına neden olabilir. Tedavi edilmezse kulağa yakın mastoid kemiğinde mastoidid adı verilen iltihaba sebep olabilir.

    Bebeklerin anne sütü beslenmesi kulak iltihaplarını azaltır. Biberonla beslenen bebeklerde ebeveyninin beslenme esnasında bebeğin yanında durması ve bebeğin biberonla birlikte yatmamasına dikkat etmesi önleyici bir tedbirdir. Çocuk yuvaları ve kreşlerde de genel hijyene dikkat edilmesi hastalığın riskini azaltacaktır. Ayrıca grip aşıları veya diğer otite neden olabilecek bakterilere karşı yapılan aşılar önleyici olmaktadır.

    Akut otitis media tanısı olan çocuk için düzenlenen tedavi sona erdiğinde mutlaka kontrol için doktora için gidiniz. Doktor kulak içindeki sıvının tamamen boşalıp boşalmadığını kontrol edecek ve tedavinin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar verecektir.

    *

    Otizm
    Ömür boyu süren beyinsel bir rahatsızlıktır. Otizm yaşamın ilk 3 yılında ortaya çıkan bir sendromdur. Nedeni bilinmemektedir. Kişi gördükleri, duyduklarını, duyumsadıklarını doğru bir şekilde algılayamaz; bu nedenle sosyal ilişkileri ve davranışlarında ciddi sorunlar vardır. Erkeklerde daha yaygın olarak görülür. Otizm ya kendi başına ya da zeka geriliği, öğrenme güçlüğü, epilepsi gibi diğer gelişimsel bozukluklarla birlikte ortaya çıkabilir. Otizm kelimesinin manası "kendine dönük"tür.

    BELİRTİLERİ

    Çevresine karşı ilgisizdir. Olaylara ve insanlara tepkisizdir. Genelde tek başınadır. İletişim güçlüğü çeker. Konuşma zorluğu vardır. İnsanlarla temas etmekten rahatsız olur. Tekrarlayıcı davranışlar yapar. Anlamsız kelimeleri tekrarlar. Ellerini kollarını çırpar, olduğu yerde sallanır, kendi etrafında döner.

    *

    Öksürük(çocukta)
    Jinekolojik kanserleri içinde en geç tanısı konabilen ve bu nedenle en fazla ölüme sebebiyet veren kanser türü olması nedeni ile ayrı bir öneme sahiptir. Kadın kanserlerinn %4'ünü, genital kanserlerin ise %23'ünü meydana getirir. Over kanseri tanısı konan kadınlarda 5 yıllık yaşam % 35 civarındadır. Endüstrileşmiş ülkelerde daha fazla görülür. Bu çevresel faktörlerin etkisini düşündürmektedir.

    Her yaşta görülebilmesine rağmen en fazla 45 yaşından sonra rastlanır. 75-79 yaşlar arasında pik yapar. Menopoz öncesi dönemde over tümörlerinin sadece % 7'si kanserken bu oran menopoz sonrası %30'a çıkar. Over dokusu pek çok değişik hücreyi barındırır. Kanserin köken aldığı hücre türüne göre de görülme yaşları ve oranları değişir. Overin ve diğer tüm dokuların ana yapısını oluşturan epitel hücrelerden köken alan tümörler en sık görülen tümürlerdir. Menopoz sonrası kanser teşhisi konan vakaların % 80'i epitheliyal tümörlerken, 20 yaş altında teşhis edilen vakaların % 60'ı germ hücreli yani embryonik döneme ait hücreler ile ilgili tümörlerdir.

    Risk Faktörleri

    Hormonal, ailesel ve çevresel faktörlerin over kanseri gelişmini etkiledikleri düşünülmektedir. Sık ve fazla sayıda kesintisiz bir şekilde yumurtlama olanlarda kanserin daha fazla görüldüğü bilinmektedir. Buna göre hiç gebe kalmamışlarda risk daha fazlayken doğum yapanlarda risk 1/2 ile 1/4 oranında azalır. Yumurtlamayı baskılayarak etki eden doğum kontrol hapları da kanser görülme sıklığını belirgin derecede azaltır. Yani inanılanın aksine OK'ler kanser yapmadığı gibi kansere karşı koruyucu rol oynarlar. Buna karşılık menopoz sonrası dönemde eğer progesteron eklenmeden tek başına östrojen verilirse over kanseri riskinin arttığı iddia edilmektedir. Birinci derece akrabalarında over kanseri olanlarda hastalığın daha sık görülmesi genetik bir faktörün etkisini düşündürmektedir. Bu gözleme yönelik çalışmalar sonucu meme ve over kanserine neden olduğu saptanan bazı genler bulunmuştur.

    Belirtiler

    Over kanserinde erken tanı son derece zordur. Çünkü çoğu zaman şikayetler belirgin değildir. Karın ağrısı , şişkinlik, hazımsızlık erken devredeki belirtilerdir. İleri evrelerde ise komşu organlara ait bası bulguları, karın ağrısı, pelviste kitle ve aşağı doğru bası hissi, vajinal kanama gibi spesifik olmayan şikayetlerdir. Hastayı doktora götüren en sık şikayet ise aşırı derecede karın şişliğidir. Bu şişliğin sebebi çoğu zaman karın içerisinde sıvı birikimi yani asittir.

    Tanı

    Muayeneler esnasında özellikle menopoz sonrası kadınlarda pelvik alanda kitle saptanması over kanserini düşündürmelidir. Ultrasonografide çift taraflı ovarian kitle, 8 cm'den büyük kitle ile muayende bu kitlenin hareketli olmaması tanıyı destekler. Ayırıcı tanıda myomlar, normal ve anormal gebelikler ve diğer komşu organ kanserleri ekarte edilmelidir. Over kanseri düşünülen hastalarda aile öyküsü dikkatli alınmalı, iyi bir sistemik ve jinekolojik muayene yapılmalı, özellkle genç hastalarda smear tetkiki elde edilmelidir. Ayrıca damarlanmanın tespiti açısından doppler ultrason ile komşu organları incelemeye yönelik radyolojik tetkikler yapılmalıdır. Manyetik rezonans ve bilgisayarlı tomografi kitlenin daha iyi incelenmesine olanak sağlar. Over kanseri tanısını güçlendiren ve bu konuda hekimlere son derece yardımcı olan bir başka tetkik de tümör belirteçleridir.

    Tedavi

    Over kanserinin tedavisi birçok branştan hekimin bir arada davranmasını gerektirir. Bunlar jinekolog, onkolog, radyoterapist, kemoterapist, patolog, dietisyen ve psikiyatristtir. Tedavi kabaca cerrahi ve cerrahi olmayan olarak ikiye ayrılır. Bazen klinik olarak bulgu vermeyen vakalarda başka bir nedenden dolayı yapılan ameliyat sonucu şans eseri over kanseri tanısı konabilir. Bu gibi durumlarda evrelemeyi tamamlamak için hastanın yeniden ameliyat edilmesi gerekir. Cerrahi sonrası ise kemoterapi ve radyoterapi yaygın olarak uygulanır. Günümüzde henüz deneme aşamasında olan bazı hormon ve allerjik tedavilerde vardır.

    Son zamanlarda ikinci bakı cerrahisi kavramı over kanseri tedavisinde giderek popülerite kazanmaktadır. Buna göre cerrahi ve kemoterapiyi takiben hasta ikinci kez ameliyat edilir ve yeniden durum değerlendirmesi yapılır.

    Prognozda en önemli faktör hastalığın evresidir. Buna göre evre 1 de 5 yıllık yaşam % 70, evre 2 de %25, evre 3 de %18 ve evre 4 de %0'dır.

    *

    Su çiçeği
    bkz. Suçiçeği

     

     



      Yorumlar

     
    MüSLüm GürSeS Sarkı SözLeri


    Fava


    Mesaj


    Milletler Arası Telefon Kodları


    Milli Piyango Sonuçları


    Iraklı çocuk


    Yaşla Geldim


    Uzak durma


    Msn Hataları, Hata kodları


    Msn de arkaplan değiştirmek


    Cinsellik |  Diziler |  Filmler |  Fıkralar |  Güzel Sözler |  Haberler |  Hikayeler |  Msn Messenger |  Oyunlar |  Programlar |  Resimler |  Rüya Tabirleri |  Sağlık |  Script Hakkında |  Videolar |  Yemek Tarifleri |  Şarkı Sözleri |  Şiirler

    Copyright © 2008 Tüm Hakları Saklıdır EaGLeS İletişim Msn : eagles@sohbetik.com

    video izle Haberler sohbet varto sohbet sohbet