|
|
|
Anne ve Bebek Sağlığı |
|
|
 |
 |
Okunma |
|
8001 |
Ani Bebek Ölümü Sendromu Sudden Infant Death Syndrome (SIDS)
Hiçbir sağlık sorunu olmayan bir bebeğin beklenmedik bir şekilde ve nedeni otopsi ile de açıklanamayan ölümüdür.İki hafta ila 12 ay arası çocuklarda; sıklıkla 2.-4. aylarda görülür. 6. aydan sonra görülme sıklığı azalır.İlk yaştaki ölümlerin üçte birinden sorumludur.Tüm dünyada görülür ve ölüm nedenleri arasında kazalardan sonra ikinci sırayı alır. (Türkiye'de maalesef bu konuda yeterli çalışma yapılmadığı için görülme sıklığı bilinmemektedir.) Amerika'da her yıl yaklaşık 6000 bebek SIDS nedeniyle ölmektedir. Ölüm genellikle uykuda olmaktadır.Genellikle kış aylarında görülür.Erkek çocuklarda kızlara oranla daha sık görülür.
Risk Faktörler:
Düşük sosyoekonomik düzeyli ailelerin çocuklarında
Prematüre bebeklerde
Düşük doğum kilolu bebeklerde
Alkol ve ilaç bağımlısı annelerin bebeklerinde
Sigara kullanan annelerin bebeklerinde
Doğum öncesi bakımı yetersiz olan annelerin bebeklerinde
20 yaş altı hamileliklerde risk yükselmektedir.
Alınacak Önlemler: Bebeğinizi sırtüstü yatırın:Bu sayfaları hazırlamak için yaptığımız internet taramasında SIDS ile ilgili yüzlerce sayfa bulmak bizi oldukça şaşırttı. Amerika'da 1994 yılında ani bebek ölümlerini azaltmak amacıyla ulusal bir kampanya başlatıldığını gördük. Yüzlerce sponsor firmanın ve birçok bilimsel kuruluşun katıldığı bu kampanyada bebeklerin sırtüstü yatırılması önerilmekte.Bu kampanyayla 3 yılda ölüm oranının % 38 azaldığı görülmüş.
Doğum öncesi bakımınızı iyi yapın:Hamilelik esnasında rutin doktor kontrollerinizi aksatmayın, beslenmenize dikkat edin
Bebeğinizin yatak odasını uygun ısıda tutun:Bebeğinizin ısı regülasyon sistemi henüz tam anlamıyla gelişmediği için yatak odasını ne çok sıcak, nede çok soğuk tutmayın.(18-22 derece)
Bebeğinizin doktor kontrollerini aksatmayın:Bebeğinizin hem rutin doktor kontrollerini aksatmayın, hemde olağan dışı belirrtiler gördüğünüzde mutlaka doktora danışın.
Bebeğinizin bulunduğu ortamda sigara içmeyin:Bebeğinizin bulunduğu odayı sıksık havalandırın.
Bebeğinizi mümkün olduğunca anne sütüyle besleyin:Bebeğinizi ilk 4 ay sadece anne sütüyle besleyin.
Anne Sütü Anne Sütü Alm. Muttermilch (f), Fr. Lait de Mére, İng. Mother milk. Kadının çocuğunu beslemek için memelerinden gelen besleyici beyaz sıvı. Yeni dünyaya gelen çocuğun hayatiyetini devam ettirebilmesi beslenmesine bağlıdır. Bebek için iyi beslenmede en önemli besin anne sütüdür.
Anne sütünü basit bir sıvı olarak görmemek lazımdır. Eğer anne sütü, yeterli mikdarda geliyorsa, çocuğa ilk altı ay hiçbir ek gıda vermeye gerek yoktur. Anne sütü, çocuğun gelişimi için gerekli bütün maddeleri ihtiva etmektedir.
Anne sütü yeni doğan bebeğin ve süt çocukluğu devrelerinin en ideal besinidir. 1970’lere kadar sun’i mamalar veinek sütü ile beslenme giderek artmışsa da, son yıllar içinde anne sütü ile beslenmenin önemi daha iyi anlaşılmıştır.
Bu sütteki proteinlerin hazmı oldukça kolaydır. İnek sütündekilerin ise daha zordur. İnek sütünde, iyi kaynatılmadığı takdirde allerjiye (ekzama, ishal, kansızlık) yol açan bir madde (B. lakto globülin) vardır. Anne sütünde ise böyle bir madde yoktur. Anne sütünde laktofferin isimli bir madde, bağırsaklarda mikropların çoğalmasını önler ve vücut için gerekli olan demirin daha kolay emilmesini sağlar. İnek sütünde ve hazır mamalarda ise böyle bir madde yoktur.
Ayrıca anne sütünde, bebeği mikrobik hastalıklara daha dayanıklı hale getiren immünglobulinler ve lizozim isminde bazı maddeler vardır. İnek sütünde ise bu maddeler yoktur.
Anne sütü ile beslenen bebeklerin, anne sütü ile beslenmeyen bebeklere nazaran daha az ishal oldukları bir gerçektir. Çocuk için enerji kaynağı olan laktoz isimli madde, anne sütünde inek sütüne oranla daha fazla miktardadır.
Anne sütündeki mineraller (kalsiyum, fosfor v.s.) yeterli ve dengeli olduğu halde, diğer sütlerde bu denge yoktur.
Anne sütünün yağı, inek sütünden oldukça üstündür. Linoleik asit isimli madde, anne sütünde bulunur ve bu asit bulunmadığı hallerde çocuğun büyümesi yavaşlamakta, ciltte kuruluk ve kalınlaşma olmaktadır.
Anne sütünün yağı, kolay hazmedilmektedir. Çünkü bu hazmı kolaylaştıran lipaz isimli madde, süt mideye inince etkili olmaktadır. Halbuki mamalarda ve diğer sütlerde bu madde bulunmamaktadır.
İlk beş günlük anne sütü “ağız” veya “ağuz” (tıp dilinde kolostrum) çok zengin bir gıdadır. Kolostrumda, çocuk için çok önemli olan laktoferrin ve bifidium faktör veya diğer adıyla bifidus faktörü bol bulunmaktadır.
Çocuğun emzirilmesi anne sağlığı açısından da mühimdir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, meme kanserleri, çocuklarını emzirmeyen kadınlarda, emzirenlere oranla daha fazladır.
Çocuk dünyaya geldikten sonra, iki saat içinde anne, çocuğunu emzirmelidir. Böylece anne sütünün gelmesi oldukça çabuklaşmaktadır. Süt çocuklarında böbrekler tam fonksiyon göstermediği için fazla tuzun atılması ancak fazla su atılması ile olur. Fazla tuz alınması çocuklar için tehlikeli olan su kaybına sebeb olabilir. Anne sütündeki tuz ve mineral miktarı inek sütünün üçte biri kadardır. Eğer annenin sütü yoksa veya miktar olarak yetersizse ve bir hekim tarafından karar verilmişse (çocuğun kilo almadığı tesbit edilerek) ancak o zaman uygun terkipte hazırlanmış mama ve inek sütü verilmelidir.
Anne sütüyle beslenenlerde, ilk aylarda pişik, grip, farenjit ve süt allerjisine, ilerleyen yaşlarda da astıma daha az rastlanır.
Bütün bunlardan başka, çocuk ruh sağlığı için önemli olan anne-çocuk sevgi ve yakınlığı kadının çocuğunu emzirmesi ile başlar.
Anne Sütünü Artırıcı Tıbbi Bitkiler
Anason: Anne sütünü artırıcı özellikte olup, günde 0,5-1 gr alınabilir. % 1-2' lik çayından günde 2-3 bardak içilebilir. Gaz giderici olduğu için anneye ve bebeğe iyi gelir.
Sütotu: Bir çay kaşığı kadar ufalanmış sütotunun üzerine kaynar su dökülür, on dakika kadar bekletilip süzülür ve taze taze içilir. Tatlandırıcı olarak bal veya şeker katılabilir.
Rezen meyvesi (Raziyane): Toz halindeki rezeneden 0,5-1 gramlık haplar yapılarak günde 3 defa yutulur. Hap yapmak için bal, leblebi unu veya meyan balı kullanılır. İnfüzyon halinde de kullanılabilir. 2 gram toz rezene kaynar suya atılır, beş dakika kadar hafif ocakta tutulur ve karıştırılır, sonra tülbentten süzülerek çay gibi içilir. Rezene içen annenin sütü, çocuğun gazını da giderir.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
Annelerde Çinko Yetersizliği Annelerin yüzde 70`inde bebeğin gelişmesi açısından büyük önem taşıyan çinko yetersizliği görülüyor.
Beslenme Çok Önemli TÜBİTAK tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye`de annelerin hamilelik döneminde yeterli düzeyde beslenmediği ortaya çıktı.
Uzmanlara göre, annelerin yüzde 70`inde bebeğin gelişmesi açısından büyük önem taşıyan çinko yetersizliği görülüyor.
Uzmanlar, hamile kadınların gebelik döneminde kalsiyum yönünden zengin olan süt, yoğurt ve protein yönünden zengin olan et, yumurta, kuru baklagiller, meyve ve sebzelerin normalden fazla tüketmelerini tavsiye ediyor.
Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek isteyen kadınların beslenmeye özen göstermesi gerektiği bildirilerek.Yeterli ve dengeli bir beslenme programı hamile kadınların kendi sağlıklarını korumalarını sağlarken bir yandan da doğacak bebeğinin normal gelişmesini garanti altına alıyor. Eğer bu dönemde beslenme kurallarına özen gösterilmişse doğumdan sonra annenin bebeğe vereceği sütün yeterli ve besleyici olması da sağlanmış oluyor. Gebelik döneminde yeni bir canlı oluşumu söz konusu. Yeni hücreler, yeni dokular, yeni organlar ve artan bir kan hacmi söz konusu. Bu nedenle gebelik dönemindeki annenin yeterli beslenmesi sağlıklı beslenmesi son derece önemli.
Zekayı ve fiziksel gelişimi etkiliyor Annenin beslenme biçimi doğacak çocuğun hem zekası hem de fiziksel gelişimi üzerinde önemli rol oynuyor. Bebeğin beyin gelişimi anne karnında başlıyor, aşağı yukarı üçte ikisi doğumdan önce, üçte biri ise doğum sonrasında hemen hemen 3 yaşına kadar tamamlanıyor. TÜBİTAK`ta 136 anne üzerinde yapılan bir araştırmaya göre Türkiye`de anneler hamilelik döneminde yeterli düzeyde beslenemiyor. Bu da hem annelerin, hem de bebeklerin sağlığını olumsuz etkiliyor. Annelerimizde yüksek oranda kansızlık söz konusu. Artan kan hacmiyle ihtiyaçlarını diyetle karşılamıyorlar. Buna bağlı olarak doğumda aksaklıklar, erken doğumlar, ölü doğumlar, benzer komplikasyonlar artıyor.
Araştırma sonuçlarına göre, annelerin yüzde 70`inde bebeğin gelişmesi açısından büyük önem taşıyan çinko yetersizliği görüldüğünü hatırlatan uzmanlar; yeterli beslenememiş annelerin çocuklarının büyüme ve gelişmelerinin yeterli olmadığı, ağırlık ve boy değerlerinin standartların altında olduğu gözlendiğini, gebelik döneminde kalsiyum yönünden zengin olan süt, yoğurt, protein yönünden zengin olan et ve yumurta, kuru baklagiller, meyve ve sebzelerin normalden bir porsiyon daha fazla tüketilmesi gerektiğini vurguluyorlar.
Aşı Vücuda önceden belli maddeler (canlı mikrop,ölü mikrop) verilerek kişide belli hastalıklara karşı özel dayanıklılık,bağışıklık meydana getirme işlemine aşı denir.
Mikropların vücuda girip hastalık yapmalarına ' Enfeksiyon' denir. Vücuda yabancı olup da vücutta karşı reaksiyon uyandıran maddelere 'Antijen' denir. Vücutta yabancı maddeye karşı ortaya çıkan savunma maddelerine 'Antikor' denmektedir.başta hücre çeperleri olmak üzere mikropların çeşitli yapıları vücut için kuvvetli birer antijendir
Birçok enfeksiyon hastalığında,hastalığı geçirdikten sonra,kişide,o hastalıklara karşı bir dayanıklılık durumu (Bağışıklık) ortaya çıkar.O halde,bu hastalıklara karşı sun'i tedbirlerle kişilere bağışıklık kazandırmak imkanı vardır.
Bubağışıklığı 2'ye ayrılır;
Aktif Bağışıklık
Pasif Bağışıklık
1.Aktif Bağışıklık: Antijen verilir.Vücut kendi gayretleriyle antijene karşı savunma maddelerini,yâni antikorlarını hazırlar. 2.Pasif Bağışıklık:Başka canlıda o mikroba karşı meydana getirilmiş antikorlar (gamma glabunli serum) verilir.Aktif bağışıklamada ise (aşılama ile) bağışıklık süresi yıllarla ölçülür.
YaygınOlarak Kullanılan Aş Difteri Aşısı:Bu mikrop toksinin zarasız hale getirilmesiyle yapılır. Koruma değeri %95
Boğmaca Aşısı:Ölü boğmaca bakterisinden elde edilen bakteri aşısıdır.Koruma değeri %85
Tetanos Aşısı:Tetanos mikrobunun toksininin zararsız hale getirilmesiyle yapılır. Difteri,boğmaca ve tetanos aşıları karma aşı olarak (DBT) bir arada yapılabilir. Koruma değeri %100
Çocuk Felci:Çocuk felci virüsünün etkisiz hale getirilmesiyle elde edilen bir canlı virüs aşısıdır.Koruma değeri %85-%90
Kızamık Aşısı: Canlı virüs aşısıdır.Üst kola kas içine 0.5 ml uygulanır.Aşıdan 7-10 gün sonra ateş,göz nezlesi, döküntü olabilir. Koruma değeri %95
Kabakulak Aşısı:Canlı virüs aşısıdır.1 yaşından sonra yapılır.Kızamık,kızamıkçık ve kabakulak bir arada yapılabilir.Ülkemizde yaygın olarak kullanılmamaktadır. Koruma değeri %95
B-C-G Aşısı:Verem hastalığına karşılık kullanılan bir canlı bakteri aşısıdır.Sol omza deri içine 0.1 ml yapılır. Yeni doğan çocuklara ilk ay içinde yapılır.İleri yaşlarda tüberkülin (PPD) testi,menfi ise yapılır.aşıya bağlı deri altı apsesi, lenf bezi şişmesi görülebilir.
ÖZEL GAYEYLE YAPILAN AŞILAR
Kuduz Aşısı:Canlı virüs aşısıdır.
Sağlık Bakanlığı yayınladığı bir genelge ile aşı takviminde değişiklik yapıldığını bildirdi. Daha önce uygulanmakta olan aşı takviminden farklı olarak takvime Haemophilus İnfluenza tip b eklenmiş ve kızamık aşısı birinci dozu 12. aya alınmıştır. Diğer değişikliklerle birlikte aşı takviminin son hali şu şekildedir:
|
doğumda |
2.ayın sonunda |
3.ayın sonunda |
4.ayın sonunda |
9.ayın sonunda |
12.ayın sonunda |
16-24.ay |
İÖ 1.sınıfta |
İÖ 8.sınıfta |
| BCG |
|
I |
|
|
|
|
|
R |
|
| DBT |
|
I |
II |
III |
|
|
R |
|
|
| Td |
|
|
|
|
|
|
|
* |
* |
| Hib |
|
I |
II |
III |
|
|
R |
|
|
| OPV |
|
I |
II |
III |
|
|
R |
R |
|
| KKK (kızamık) |
|
|
|
|
|
I |
|
R |
|
| Hepatit B |
I |
II |
|
|
III |
|
|
|
I-II-III |
Hepatit B aşısı: 1998 yılında başlatıldı, 1998 doğumlu çocuklar ilköğretim 2.sınıfta, bu yıl (kohortun tamamlanması amacıyla) İlköğretim 8.sınıf öğrencilerine HB aşısı: 0-1-4.aylar şeklinde uygulanacak (ilk ve son dozlar arasında en az 4 ay olacak)
Kızamık aşısı: 12.ayı doldurduktan sonra uygulanacak,
BCG aşısı sulandırıldıktan sonra 6 saat içinde kullanılacak.
Hib: Haemophilus İnfluenza tip b
Aşılama Tablosu Hastalıkları aşı karşısındaki davranışları açısından, aşı ile önlenebilen ya da aşı ile önlenemeyen hastalıklar olarak iki grupta ele almak mümkündür.
Bilindiği gibi aşı, vücut hastalık etkeniyle temas etmeden , hastalık belirtileri ortaya çıkmadan önce uygulanarak vücutta bağışıklık oluşturan ve böylece hastalığı önleyen bir uygulamadır.
Çocuklara doğumu izleyen günlerde başlanarak sistemli olarak aşı uygulanması gerekir.
Tüm dünyada sistemli olarak aşı uygulanması sayesinde eski yıllarda çok sayıda insanda ölüm ve sakatlık nedeni olan çiçek hastalığı tümüyle ortadan kalkmıştır. Hastalık ortadan kalktığı için de artık aşılanmasına da gerek kalmamıştır.
Bilim dünyasının hedefi, aynı tür uygulama ile çocuk felci hastalığını (polio) da ortadan kaldırmaktır ve bu hedefe varılmasına da az kalmıştır.
Başka hastalıkların salgınları olmadığı taktirde bilim dünyasının önerdiği aşı programı aşağıdaki gibidir. Eğer bir salgın söz konusu olursa o hastalıkla ilgili aşı da ayrıca yapılır.
Sağlık Bakanlığı yayınladığı bir genelge ile aşı takviminde değişiklik yapıldığını bildirdi. Daha önce uygulanmakta olan aşı takviminden farklı olarak takvime Haemophilus İnfluenza tip b eklenmiş ve kızamık aşısı birinci dozu 12. aya alınmıştır. Diğer değişikliklerle birlikte aşı takviminin son hali şu şekildedir:
|
doğumda |
2.ayın sonunda |
3.ayın sonunda |
4.ayın sonunda |
9.ayın sonunda |
12.ayın sonunda |
16-24.ay |
İÖ 1.sınıfta |
İÖ 8.sınıfta |
| BCG |
|
I |
|
|
|
|
|
R |
|
| DBT |
|
I |
II |
III |
|
|
R |
|
|
| Td |
|
|
|
|
|
|
|
* |
* |
| Hib |
|
I |
II |
III |
|
|
R |
|
|
| OPV |
|
I |
II |
III |
|
|
R |
R |
|
| KKK (kızamık) |
|
|
|
|
|
I |
|
R |
|
| Hepatit B |
I |
II |
|
|
III |
|
|
|
I-II-III |
Hepatit B aşısı: 1998 yılında başlatıldı, 1998 doğumlu çocuklar ilköğretim 2.sınıfta, bu yıl (kohortun tamamlanması amacıyla) İlköğretim 8.sınıf öğrencilerine HB aşısı: 0-1-4.aylar şeklinde uygulanacak (ilk ve son dozlar arasında en az 4 ay olacak)
Kızamık aşısı: 12.ayı doldurduktan sonra uygulanacak,
BCG aşısı sulandırıldıktan sonra 6 saat içinde kullanılacak.
Hib: Haemophilus İnfluenza tip b
Aşılar
Aşılamanın temelindeki ilke,bakteri ve virüs gibi enfeksiyon etkenlerini yada çeşitli zehirli maddeleri belirli işlemlerden geçirdikten sonra kişiye vererek vücudun bu maddelere karşı antikor üretmesini,yani bağışıklık kazanmasını sağlamaktır. Böylece vücudun,hazırlıklı olduğu hastalık etkenlerinden biriyle karşılaştığında, Önceden, oluşmuş antikorlar sayesinde bu maddelerle savaşması kolaylaşır.
AŞILARIN BİLEŞİMİ
Aşılar ya hastalık etkeni olan mikroorganizmalardan(bakteri,virüs vb)yada bunların ürettiği zehirlerden yapılır. Vücuda verilmeden önce çeşitli işlemlerden geçirilen aşının hastalık yapıcı etkisi ortadan kaldırılır. Ama bu işlemler aşının antijen özelliğini ve vücutta antikor oluşturma etkisini engellemez. Başlıca aşı tipleri şunlardır:
? Canlı aşılar-Enfeksiyon etkeni mikroorganizma ısıtma,kimyasal işlem gibi çeşitli yöntemlerle zararsız hale getirilerek vücuda verilir.Bazen de enfeksiyon etkenine benzeyen daha zararsız bir mikroorganizma kullanılır. Örneğin,çiçek aşısındainek çiçek hastalığının etkeni,verem aşısında da hastalık yapma gücü zayıflatılmış BCG denen verem basili kullanılır.
? Ölü mikropların kullanıldığı aşılar-Örneğin boğmaca ve kolera hastalıklarında bu tip aşılar kullanılır.
? Mikropların ürettiği zehirleri(anatoksin)içeren aşılar-Bu tip aşılarda formol gibi kimyasal maddeler yada ısı kullanılarak zehrin hastalık yapıcı etkisi yok edilir,ama antikor yapımını uyaran etkisi korunur(tetanos aşısı,difteri aşısı vb).
AŞILARIN ETKİ MEKANİZMASI Canlı aşılarla vücuda giren mikroorganizmalar çoğalmaya başlar,ama bunlar etkisizleştirilmiş olduğundan üremeleri hastalıkla sonuçlanmaz yada ancak çok hafif belirtiler gelişir. Sonuçta gerçek mikropların oluşturduğuna benzer bir bağışıklık ortaya çıkar. Aşılanmadan en erken 2-3 hafta sonra gelişen bu bağışıklık yıllarca sürer.
Ölü aşılar ve anatoksinler hastalık belirtilerine yol açmaz,ama vücutta bunlara karşı antikor üretilir. Gene de tam bir bağışıklık oluşması için aşı dozu birkaç kez yinelenmelidir.
Bunların yarattığı bağışıklık canlı aşılarınki kadar uzun süreli değildir. Yeni doğanlarda ve Süt çocuklarında bağışıklık sistemi tam olarak olgunlaşmadığından,aşılara yanıt( göreceli olarak)zayıftır. İlk aşı(karma aşı)yaşamın ikinci ayından sonra yapılır. Aşıya en iyi yanıt çocukluk ve ergenlik döneminde alınır. Daha sonra bu etki azalır.
YAN ETKİLERİ Yan etkiler aşının özelliklerine göre değişir. Canlı aşı yapıldıktan sonra gelişen yan etkiler,gerçek hastalığın hafif bir biçimi gibidir. Örneğin kızamık aşısından sonra hafif ateş ve döküntü ortaya çıkabilir.
Etkisizleştirilmiş maddeler içeren(örneğin,ölü bakteri yada virüsler,anatoksinler)aşılar ise kızarıklık,aşının uygulandığı yerde şişlik ve ağrı gibi yerel,ateş ve kırıklık gibi genel durumlara yol açabilir.
Aşı komplikasyonları ağır ve hafif olarak ikiye ayrılabilir. Hafif komplikasyonlar aşıdaki çeşitli öğelere karşı gelişen alerji tepkimelerinin deride yol açtığı belirtiler ile aşının uygulandığı bölgedeki lenf bezlerinde şişkinlikten oluşur.
Ağır komplikasyonlar ise daha az görülür ve anafilaktik şok(ikinci kez karşılaşılan bir antijene karşı şiddetli alerji tepkisi), çırpınma nöbetleri(özellikle çocuklarda boğmaca, kızamık,çiçek gibi aşılardan sonra)yada çok ender olarak beyin iltihabı gibi durumlara neden olur.
AŞILAMA YAPILAMAYAN DURUMLARDA Özellikle canlı aşı uygulamasının sakıncalı olduğu durumlar arasında ateş,ishal,genel bitkinlik,enfeksiyon hastalıkları,kalp hastalıkları,gebelik ve bebeğin erken doğmuş olması olabilir.Kortizon tedavisi görenlere aşı uygulanmaz. Çünkü kortizon bağışıklık sistemini etkileştirerek aşının içindeki maddeye karşı vücudun antikor üretmesini önler.
Kötü huylu tümörü olan hastalara canlı aşı uygulaması yapılmaz. Kanserin etkisiyle baskılanan bağışıklık sistemi nedeniyle ölü aşı ya da anatoksin aşısı da yeterli antikor üretmediğinden yararlı olmaz.
Merkez sinir sistemi hastalığı bulunanlara boğmaca aşısı kesinlikle uygulanmaz. Bu hastalara zayıflatılmış canlı aşılar uygulanırken de çok dikkatli olunmalıdır. Sindirim sistemi hastalığı bulunanlara çocuk felci aşısı uygulanmamalıdır. Alerjik özellikleri olan kişilerde ise yumurta proteini içeren aşıların kullanılması sakıncalıdır. Antihistaminik türü ilaçların koruyuculuğu altında öbür aşılar dikkatli bir biçimde uygulanabilir. Böbrek ya da karaciğer hastalığı bulunanlara BCG aşısı uygulanmamalı,difteri ve tifo aşısı uygularken de çok dikkatli olunmalıdır.
AŞI ÇEŞİTLERİ
? ÇOCUK FELCİ AŞISI Bu aşı ağız yoluyla doğrudan ya da çocuğun direnç göstermemesi için kesme şekere emdirilerek verilebilir. Aşılama sonucu oluşan antikor düzeylerinde yıllar geçtikçe düşme eğilimi görülmekle birlikte,doğru ve yeterli dozlarda yapılmış aşılama yaşam boyu koruma sağlayabilir.
Sakıncalı durumlar: Bağışıklık sistemi baskılanmış,örneğin ışın tedavisi gören,kortizon ve kanser ilaçları alan kişilerde bağışıklık oluşturma tepkisi zayıfladığından aşı yapılmamalıdır. Aşının dölüt yada gebelik üzerinde olumsuz etkisini gösteren bir kanıt yoktur. Ama önlem olarak gebe kadınlara ve aşıdan sonraki üç ay içinde gebe kalmayı düşünenlere aşı uygulaması önerilmez.
? DİFTERİ AŞISI Difteri günümüzde çok ender görülen bir hastalıktır. Ama hangi yaşta olursa olsun yaşamsal tehlike yaratır. Difteri aşısı boğmaca ve tetanos aşısıyla birlikte uygulanır. Bu aşılama işlemi on yılda bir uygulanır. Tepki ve komplikasyonları:Bebeğe yapılan ilk aşı önemli bir tepkiye neden olmazken,erişkinlerde aşıya bağlı tepkiler sık görülür. Genellikle aşı yapılan yerde kızarıklık,şişlik ve ender durumlarda ateş görülebilir. Bu belirtiler 2-3 gün içinde kaybolur. Sakıncalı durumlar:Difteri hastasıyla karşılaşankişiler iki grup altında toplanabilir. Birinci durumda hastayla ilişkiye geçen kişi son difteri aşısını ya da yineleme dozunu en çok 5-6 yıl önce olmuştur. İkinci durumda ise kişi ya hiç aşılanmamıştır ya da son aşılamanın üzerinden uzun yıllar geçmiştir. Difteri aşısı akut dönemindeki ve henüz iyileşmemiş hastalarda,gebelik ve emzirme döneminde,egzama,kurdeşen gibi alerji kökenli deri hastalıklarında uygulanmamalıdır.Kesin olarak uygulanmaması gereken durumlar ise kötü huylu tümör gibi ağır kronik hastalıklar ile şeker hastalığıdır.
? TETANOS AŞISI Tetanos ağır seyreden ve genellikle ölümle sonuçlanan bir enfeksiyon hastalığıdır. Kırsal kesimlerde de oldukça etkili biçimde sürdürülen zorunlu aşı uygulamasıyla denetim altına alınmıştır. Aşının bağışıklık yapıcı etkisi en az 5 yıl sürer. Bu yüzden yasalarla zorunlu kılınmasa da 5 yılda bir yinelenmelidir. Bu hastalık bazı meslek gruplarında da sıklıkla görülür: Çiftçiler, çobanlar, hayvan yetiştiricileri, çöpçüler, toprak yol yapım, maden , fabrika, sporcular, askerlik hizmetinde bulunanlar... Tepki ve komplikasyonları: Ender olarak aşı yerinde kızarıklık,şişlik yapabilir. Ama bunlar birkaç gün içinde geçer.
? BOĞMACA AŞISI Boğmaca çok kolay bulaşan,zatürreeye,havale nöbetlerine ve beyin işlevinde bozukluklara yol açabilen ağır bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalık en çok çocuklarda görülür ve belirtiler özellikle bu yaşlarda ağırdır. Boğmaca aşısı genellikle difteri ve tetanos aşısıyla birlikte uygulanır. Tepki ve komplikasyonları:En yaygın komplikasyonları kızarıklık ve şişliktir. Boğmaca aşısına bağlı tepkilerin yaşla birlikte arttığı görülmektedir.
? KIZAMIK AŞISI Yaygın bir çocukluk hastalığı olan kızamık,bazen çok tehlikeli boyutlara varıp kulak enfeksiyonuna,bronşit,zatürree gibi komplikasyonlara neden olabilir. Çocukların büyük bölümü kızamığa okul çağlarında yakalanır. Bu nedenle çocuğun henüz hastalığın bulaşabileceği topluluklara girmeden aşı olması gerekir.Günümüzde kızamık aşısı kızamıkçık ve kabakulak aşısıyla karma olarak uygulanmaktadır. Tepki ve komplikasyonları: Aşılanan çocukların %6?sında aşıdan 6gün sonra görülen ateş, 5-6 gün kadar sürebilir. Ender olarak kızamık döküntüleri görülebilir.
? KABAKULAK AŞISI Kabakulak,okul çağındaki çocuklarda sık görülen bir enfeksiyon hastalığıdır. Genellikle tükürük bezlerini etkiler,ama başka organlarda da enfeksiyona yol açtığı olur. Aşı %90 oranında 10 yıl süreyle yeterli bağışıklık sağlar. Aşı tavuk embriyonundan üretilen kabakulak virüsü kültüründen elde edilir. Bu nedenle yumurtaya karşı alerjisi olduğu bilinenlere uygulanmamalıdır.
? KIZAMIKÇIK AŞISI Kızamıkçık,çocukluk çağının en hafif geçen enfeksiyon hastalıklarından biridir. Genellikle hastalığın farkına bile varılmaz. Kızamıkçık virüsünün en büyük tehlikesi,gebelik döneminde geçirilen enfeksiyonlarda ortaya çıkar. Yan etkiler ve komplikasyonları: Kızamıkçık aşısının yan etkileri genellikle hafif ve kısa sürelidir. Ama bazı durumlarda birkaç ay sürebilir. En sık görülen yan etkiler kurdeşen,çeşitli döküntüler,kırıklık,ateş ile boyun ve koltukaltı lenf bezlerinde şişmedir.Bazen erişkin kadınlarda 2-3 gün süren orta şiddetli eklem ağrıları görülebilir.
? HEPATİT AŞISI Virüs kökenli hepatit tüm dünyada önemli bir sağlık sorunudur. Bugüne değin virüs hepatitine neden olan beşten çok virüs saptanmıştır. Bunlar A,B,C,D ve E tipleridir. Nasıl yapılır?:Hepatit B aşısı,erişkinlere kolun dış yüzeyinden kas içine,bebeklerdekalçanın üst bölümüne uygulanır. Yeterli bağışıklık sağlamak için ilk dozdan sonraki birinci ve altıncı aylarda aşı yenilenmelidir. Bağışıklık en az 4-5 yıl sürer ve bu süre sonunda aşının yinelenmesi önerilir. Yan etkiler ve komplikasyonları:En sık görülen yan etkiler aşı yerinde kızarıklık,kaşıntı ve şişliktir. Bunlar çok hafif seyreder ve genellikle birkaç gün içinde kendiliğinden kaybolur. Ender olarak ateş,bulantı ve yorgunluk görülebilir. Aşı hepatit B virüsüne karşı tam bir bağışıklık sağlar.
? VEREM AŞISI Son yıllarda Türkiye?de görülme sıklığı önemli oranda yükselen verem,dünya ölçeğinde de yaygınbir enfeksiyon hastalığı olma özelliğini korumaktadır. Nasıl yapılır?:Aşı deri içine verilerek uygulanır. Eskiden ağız yoluyla uygulanmış,ama bağışıklık oluşturacak kadar yüksek miktarda antikor oluşumu sağlamayan bu yöntemden vazgeçilmiştir. Verem aşısı çiçek aşısına benzer biçimde iğneyi deriye birkaç kez batırarak ya da deriyi çizerek uygulanabilir. Verem aşısı çok dikkatli yapılmalıdır. Deri altına değil kesinlikle deri içine uygulanmalıdır. En sık kullanılan bölge kolun dış yüzüdür.
Uygulama bölgesinde 3 hafta sonra birkaç milimetre çapında bir lezyon belirir. Oluşan küçük yara 2-3 ayda geride bir nedbe dokusu bırakarak iyileşir. Etkisi:BCG aşısı bebekleri 5 yaşına değin %80-90 oranında korur. Bu koruma 10 yaşına değin %80?e erişkinlerde %50?ye düşer. Bazı durumlarda koruma tam değildir. Ama her durumda aşı hastalığın vücuda yayılmasını engeller.
Kimler aşılanır?:Yeni doğanlara ve tüberkülin testi negatif sonuç verenlere aşı uygulaması önerilirken,aşağıda risk gruplarında bulunanlara aşının uygulanması gerekir. ? Beş-on yaşlarında,hastalığın yaygın olduğu toplumsal ve ekonomik düzeyi düşük bölgelerde yaşayan ve tüberkülin test sonucu negatif olan kişilerde, ? Beş-on beş yaşlarında,aile bireylerinden birinde verem saptanan ya da önceden verem hastalığı geçirmişve tüberkülin testi negatif sonuç veren kişiler, ? Sanatoryumda görevli personelin çocukları içinde tüberkülin testi negatif çıkanlar, ? Sağlık kuruluşlarında çalışan ve tüberkülin testi negatif olan kişiler, ? Tüberkülin testi negatif çıkan tıp öğrencileri,tıp fakültesine kayıt sırasında, ? Tüberkülin testi negatif çıkan ve askerlik görevine başlayan kişiler. Komplikasyonları:Verem aşısından sonra genel bir komplikasyon görülmemiştir.Aşı yanlışlıkla kişinin vereme yakalandığı bir dönemde uygulanırsa,hasatlığın kuluçka süresi kısalır, yerel lezyon hızla yayılır ve ateşle birlikte hastalığın tüm belirtileri ortaya çıkar.Yerel komplikasyonlar aşının uygulandığı bölgedeki lenf bezlerinin büyümesidir. Şişlik 1-2 ayda kaybolur.
? ÇİÇEK AŞISI Dünya Sağlık Örgütü?nün 8 Mayıs 1980?deki 33. toplantısında çiçek hastalığının bütün dün yada ortadan kalktığı açıklanmıştır.Elde edilen başarı,bütün dünyada yürütülen çiçek aşısı kampanyalarına bağlıdır.Türkiye?de de zorunlu olarak yapılan çiçek aşısı,Dünya Sağlık Örgütü?nün açıklamaları doğrultusunda uygulamadan kaldırılmıştır.
Sağlık Bakanlığı yayınladığı bir genelge ile aşı takviminde değişiklik yapıldığını bildirdi. Daha önce uygulanmakta olan aşı takviminden farklı olarak takvime Haemophilus İnfluenza tip b eklenmiş ve kızamık aşısı birinci dozu 12. aya alınmıştır. Diğer değişikliklerle birlikte aşı takviminin son hali şu şekildedir:
|
doğumda |
2.ayın sonunda |
3.ayın sonunda |
4.ayın sonunda |
9.ayın sonunda |
12.ayın sonunda |
16-24.ay |
İÖ 1.sınıfta |
İÖ 8.sınıfta |
| BCG |
|
I |
|
|
|
|
|
R |
|
| DBT |
|
I |
II |
III |
|
|
R |
|
|
| Td |
|
|
|
|
|
|
|
* |
* |
| Hib |
|
I |
II |
III |
|
|
R |
|
|
| OPV |
|
I |
II |
III |
|
|
R |
R |
|
| KKK (kızamık) |
|
|
|
|
|
I |
|
R |
|
| Hepatit B |
I |
II |
|
|
III |
|
|
|
I-II-III |
Hepatit B aşısı: 1998 yılında başlatıldı, 1998 doğumlu çocuklar ilköğretim 2.sınıfta, bu yıl (kohortun tamamlanması amacıyla) İlköğretim 8.sınıf öğrencilerine HB aşısı: 0-1-4.aylar şeklinde uygulanacak (ilk ve son dozlar arasında en az 4 ay olacak)
Kızamık aşısı: 12.ayı doldurduktan sonra uygulanacak,
BCG aşısı sulandırıldıktan sonra 6 saat içinde kullanılacak.
Hib: Haemophilus İnfluenza tip b
Bebekler de Uyku Düzeni Uzm.Dr. Esra Özaydın
Bu yazıda sizlere bebeklerin uykusu bu konusunda birkaç öğüt verilecektir.
0-3 ay: Yeni doğan bebeğiniz ilk haftalarda günde 17-18 saat uyur. 3. ayda ise uykusu günde 15 saate düşer. Ancak bu uyku hiçbir zaman gece olsun gündüz olsun aralıksız olarak 2-3 saati geçmez. Böylece bu dönemde siz de hiçbir zaman 2-3 saatten fazla aralıksız uyuyamazsınız. Ya beslemek için, ya altını almak için veya sadece oynamak için uykunuz mutlaka bölünecektir. Bu durum çoğu bebekte 5-6.aya kadar sürer.Bu süre içinde size düşen görev bebeğinizin uyku alışkanlıklarını yerleştirebilmek için alıştırmalara başlamaktır.
Bebeğiniz uykusu geldiğinde gözlerini ovuşturmak, kulaklarını çekiştirmek gibi birtakım hareketler yapar. Bu hareketleri öğrenin.
Bebeğinize gece ve gündüzün farkını öğretmeye başlayın.Buna 2 haftalıkken başlayın.Gündüz onunla oynayın, konuşun, ilgilenin. Gece uyku vakti geldiğinde ışıkları karartın, oynadığınız oyunları mümkün olduğunca yavaşlatın. Onun ilgisini çekecek tüm aktiviteleri sınırlayın. Çamaşır, bulaşık makinesi vs. aletleri çalıştırmayın.
6-8 haftalık olduğunda bebeğinize kendi kendine uyuma şansı tanıyın. Onu yatağınayatırın, uyutmak için çaba sarfetmeyin, kucağınıza almayın veya sallamayın. Böylece kendiliğinden uyumayı öğrenme şansı tanıyın.
3-6 ay: 3-4 aylık olan çoğu bebek günde 15 saat uyur. Bunun yaklaşık 10 saati gece, 5 saati ise gündüzdür. Eskisi gibi her 2-3 saatte bir uyanmamaktadır. Geceleri ancak bir kaç kez beslemek için uyanabilirsiniz. Gündüz uykuları ise 2-3 parti halinde yaklaşık 5 saat olacaktır.Bu dönemde:
Bebeğinizin uyku saatlerini planlamaya başlayabilirsiniz. Geceleri 20- 20.30 sıralarında uyuması uygun olacaktır. Bu saatlerde bebeğiniz çok enerjik görünse de yatmasını sağlayın. gündüz uykularını da belli saatlere planlamaya çalışın.
Yatma zamanı için bir takım alıştırmalar geliştirmeye çalışın. Onu yatırmadan önce oynadığınız oyunları yavaşlatın. Pijamalarını giydirin. Hikaye anlatın, ninni söyleyin. Işıkları azaltın. Bunu her gün yaparak bebeğinizin yatma saati geldiğini öğrenmesini sağlayın.
Bebeğiniz gece uykusunu 10 saat uyuduktan sonra onu uyandırın. böylece gündüz uykularını da düzenli uyumasını sağlarsınız.
6-9 ay: Günlük uykusu yaklaşık 14 saattir. 7 saate yakın bir süre hiç uyanmadan uyuyabilir. Sabah ve öğleden sonra olmak üzere günde iki kez kısa süreli gündüz uykuları uyuması uyku düzeninin sağlanmasında faydalı olacaktır.
Bu dönemde yatma zamanı için daha önceden geliştirdiğiniz alıştırmaların faydasını göreceksiniz. Artık önceden alıştırdığınız gibi pijamaları giydirdiğinizde, hikaye okuyup ninni söylediğinizde uyku zamanının geldiğini kabul edecektir.
Her gün aynı saatte gündüz uykularına yatmasını sağlayın.
Kendi kendine uyuyakalmasını sağlamaya çalışın.
9-12 ay: Bu aylarda muhtemelen bebeğiniz geceleri 10-12 saat ve gündüzleri iki kez yarım- 2 saat uyuyor olacaktır. Size düşen ise yatma zamanı alışkanlıklarını bozmamasını sağlamak, kendi kendine uyuması için gerekenleri yapmak olmalıdır.
12-18 ay:Bu aylarda bebeğiniz günde 13-14 saat uyuyacaktır. 18 aylık olduğunda günde iki kez olan kısa gündüz uykularını öğleden sonraları yarım- iki saatlik tek uykuya indirebilir.Size düşen ise yatma zamanı alışkanlıklarını bozmamasını sağlamak, kendi kendine uyuması için gerekenleri yapmak olmalıdır. 18- 24 ay:Geceleri 10-12 saat, gündüzleri 2 saatlik bir öğlen uykusu yeterli olacaktır. Bu aylarda çocuğunuz oluşturduğunuz alışkanlıkları yıkabilmek için çeşitli hilelere başvurabilir.
Doğumsal kalça çıkığı Doğumsal kalça çıkığı her 250 doğumda bir görülen, ancak ihmal edilen önemli bir sakatlıktır. Zamanında teşhis ve koruyucu tedavi yaptırmakta gecikildiğinde ciddi sakatlıklar oluşturabilir. Bu nedenle yenidoğan her bebek doğumsal kalça çıkığı açısından muayene edilmelidir. Bebek yürümeden uygulanacak tedbir ve tedaviler yüz güldürücüdür.
Kalça çıkığı kolayca önlenebilir ciddi bir rahatsızlık olarak tanımlanıyor. Kolayca önlemenin tek şartı ise erken teşhis olarak gösteriliyor. Kalça eklemi, anne karnında 3üncü ve 4üncü aylarda biçimlenmeye başlıyor, doğumdan sonraki aylarda da gelişmeye devam ediyor. Bu durumda doğuştan kalça çıkığı konusunda anne-babalara yapacakları çok önemli şeyler düşüyor: Dikkat etmek ve farketmek gibi.
Uyluk kemiği başının kalça eklemindeki yuvasından çıkmasına kalça çıkığı denir. Yetişkinlerde çok ciddi zedelenmeler ile görülebilen kalça çıkığının en genel şekli doğumsal kalça çıkığıdır. Doğumsal kalça çıkığı 250-300 canlı doğumda bir görülür ve kızlarda erkeklerden 8-10 misli daha sıktır. Zamanında teşhis ve koruyucu tedavi yaptırmakta gecikildiğinde ciddi sakatlıklar oluşturabilir. Bu nedenle yenidoğan her bebek doğumsal kalça çıkığı açısından doktor tarafından muayene edilmelidir. Doğumsal kalça çıkığı erken tanınırsa basit önlemlerle kolayca tedavi edilebilir. Bebek yürümeden uygulanacak tedbir ve tedaviler genellikle yüz güldürücüdür.
Başlıca Sebepleri
Doğuştan kalça çıkığının başlıca sebepleri;
Anne hormonlarının çocuk kalça ekleminde gevşeklik yapması,
Genetik faktörler ve
Anne karnındaki kötü duruşlardır.
Erken Teşhis ve Tedavinin Önemi
Kalça gelişimi anne karnında 3üncü ve 4üncü aylarda başlayıp doğumdan sonra gelişimini devam ettirir. Bu gelişim doğumdan sonraki aylarda daha hızlı olduğundan gelişmeye bağlı kalça çıkığını veya gelişme geriliğini erken zamanda tanımak ve tedaviye başlamak önemlidir.
Teşhis için, fizik muayene ve görüntüleme yöntemleri kullanılır. Yeni doğan döneminde fizik muayene normal olsa bile kalçalarda gelişim geriliği olabilir.
En İyi Erken Görüntüleme Yöntemi: Ultrasonografi
Yeni doğan döneminde kalça çıkığı ve gelişme geriliğini gösteren en iyi erken dönem görüntüleme yöntemi ultrasonografidir. Bu nedenle ultrasonografi doğumsal kalça çıkığının erken tanısı ve izlenmesinde giderek daha fazla kullanılmaktadır.
Kalça ultrasonografi uygulaması;
Güvenilir bir yöntemdir.
Uygulaması kolaydır.
Herhangi bir rahatsızlık ve zarar vermez.
Röntgen filminde görülemeyen büyüme kıkırdaklarını gösterir.
Radyografi Ne Zaman Devreye Girer
Dördüncü aydan itibaren ultrasonografinin tanı değeri azalır. Bu dönemden itibaren radyografiden (röntgen filminden) yararlanılır. Fizik muayene ve ultrasonografik değerlendirme hatalarını ve yanılgılarını asgariye indirmek, ve gelişme geriliğini tespit ve takip etmek için bu muayenelerin belirli olarak düzenli aralıklarla yapılması özellikle gereklidir.
Hayrunnisa Hastanesinde Kalça Gelişimi Takip Ünitesinde, doğumdan itibaren aşağıdaki muayene tablosuna göre bebekler takip ediliyor.
1. hafta ( 1-7 gün) fizik muayene + ultrasonografi
1. ay ( 30 gün) fizik muayene + ultrasonografi
3. ay ( 90 gün) fizik muayene + ultrasonografi
6. ay (180 gün) fizik muayene + röntgen film
Gebelik ve doğum öncesi bakım Hamilelik ve doğum, bir kadının yaşadığı en önemli iki deneyim. Bu çok güzel, ama bir o kadar da zor deneyimi yaşayan anne adaylarının yardımına, onlara çok yakın birileri, kadın doğum uzmanları koşuyor. Ve bu dönemde gerçekleştirilen düzenli takipler mutlu bir anne, sağlıklı bir bebek ve güvenli bir gelecek için büyük önem taşıyor.
Her ne kadar gebelik fizyolojik bir hadise ise de gebeliklerin yüzde 5 ile yüzde 20sinde anne ve bebeğin sağlığını tehdit eden patolojik bir durum ile karşılaşılır. Doğum öncesi bakımın amacı; gebe hastanın daha evvel geçirmiş olduğu bir hastalığın erken tanısı kadar, sağlıklı bir gebenin gebeliği esnasında ortaya çıkabilecek bir hastalığın da zamanında teşhis edilmesidir.
Gebelikte doktora ilk müracaat
İdeal olan, gebe kalmayı planlayan bir kadının daha gebe kalmadan hekime başvurması ve tıbbi bir değerlendirmenin yapılmasıdır. İlk ziyaretin amacı; anne ve cenin için söz konusu olan tüm risk faktörlerinin belirlenmesidir. Annenin önceki gebelikleri hakkında bilgi, geçirilmiş hastalık ve operasyonlar, ilaç allerjisi, ailesinde önemli hastalıklar olup olmadığı, sakat doğumlar olup olmadığı araştırılıp sorulmalıdır.
Gebelik sırasında doktora gitme sıklığı
Gebe bir kadın doktorunu; 0-32inci haftalar arasında 4 haftada bir, 32-36ıncı haftalar arası 2 haftada bir, 36ıncı haftadan doğuma kadar haftada bir olacak şekilde ziyaret etmelidir. Her muayenede kilo takibi, kan basıncı, karnın büyüme oranına bakılmalıdır. İlave olarak bebek kalp sesleri dinlenmeli, idrarda glikoz ve protein bakılmalıdır. Son bulgular daha öncekilerle karşılaştırıp değerlendirme yapılmalıdır.
Gebelikte yapılan laboratuar testleri
Testler gebeliğin mümkün oldukça erken dönemlerinde yapılmalı ve 24-36ıncı haftalarda en az bir kere (ideali iki) tekrarlanmalıdır. İlk muayenede tam kan sayımı, kan grubu, kan şekeri ölçümleri yapılmalıdır. Bazı yörelerde VDRL ve ( tüberküloz için) tüberkülin deri testi, rutin idrar analizi ve idrar kültürü istenmelidir. Normal genetik bozuklukların ve kromozom anomalilerinin taranması amacı ile, gebeliğin 16-18inci haftaları arasında tüm gebelerde tripple test (3lü test) önerilmektedir. Gebelik şekeri riski olan hastalar için 24. haftada 50 gr. oral glukoz tolerans testi (50 gr. OCTT) yapılmalıdır. Hepatit vakaları son yıllarda fazla bir artış göstermesi sebebiyle HBSAgnin araştırılması yararlıdır.
Gebelik süresince anne adayının takibi
Annenin sağlığı fetal gelişim için çok önemlidir ve gebelik boyunca sürekli değerlendirilmelidir.
Annenin kilosu : Gebelik boyunca toplam 10-12 kg. alınması uygundur. Zayıf kadınların biraz daha fazla kilo alınması gerekirken kilolu bayanların sadece 6-9 kg. almaları yeterli görülmektedir.
Kan basıncı (tansiyon) : Normalde tansiyon (kan basıncı) gebeliğin ikinci yarısında erken dönemlere göre düşme gösterir.
Karnın büyümesi : Her muayenede kontrol edilmelidir.
Bebek kalp sesleri : Bebek kalp sesleri gebeliğin 10-12. haftaları civarında küçük doppler cihazları ile dinlenebilir. Daha erken gebelik haftalarında ultrasonografili muayene ile tespit edilebilir. Fetal kalp ritm ve hız bozukluklarında gebelik yaşına bağlı olarak ultrasonografi, fetal ekokardioğrafi ve fetal kalp hızı monitorizasyonu (NST) yaparak bu tür anomaliler değerlendirilmelidir.
Ödem : Ayaklarda görülen şişmeler hormonal sebeplere bağlıdır. Fakat yüz ve ellerde görülen ödemler kan basıncının yüksekliği ile beraber görülüp preeklampsinin (gebelik zehirlenmesi) ilk belirtisi olabilir.
Ceninin büyük ve pozisyonu : Her ziyarette ceninin büyüklüğü ve pozisyonu değerlendirilmelidir.
Gebelikte beslenme
Gebeliğin değişik safhalarında değişik ihtiyaçlar dolayısıyla kilo artışı ilk üç ayda 1 kg, ikinci ve üçüncü 3 aylarda ise 1-1,5 kg. düzeyinde tutulmalıdır. Gebelik beslenme alışkanlıkları ve damak zevkinin değiştirilmesini gerektirmez. Dengeli ve çeşitli beslenmek önemlidir. Yapacağınız tek şey doğal, taze ve bol çeşitli besinler almaktır. Kemik ve diş gelişimi için gerekli kalsiyum açısından zengin besinler peynir, süt (yağsız), yoğurt ve yeşil yapraklı sebzelerdir. Gebelikte protein gereksinimi arttığı için protein içeren çeşitli besinler alınmalıdır. Balık, et, kuru baklagiller, yer fıstığı, yoğurt, yumurta, kaşar peyniri protein açısından zengindir. C vitamini taze sebze ve meyvelerde bulunur. Besinleri ya taze ya da az haşlayarak yemeliyiz. Gebelikte kabızlığın önlenmesinde lifli yiyecekler önemlidir. Sebze ve meyveler lif açısından zengindir (kepekli ekmek, ahududu, bezelye, esmer pirinç, kuru üzüm, kuruyemiş, kepekli makarna, kuru kaysı, pırasa). Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle ilk haftalarda folik asit gereklidir. Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır. Demir bebeğin ve annenin ana ihtiyaçlarından biridir. Artan demir ihtiyacını karşılamak için demir içeren ilaçların alınması gerekir. Demir eksikliği sonucunda yorgunluk hissi konsantrasyon güçlüğünün yanı sıra cilt ve mukozada solukluk, saç dökülmesi gibi bazı fiziksel belirtilerde ortaya çıkar.
Gebelikte sık rastlanılan yakınmalar
Gebelikte sık rastlanılan yakınmalar; aşırı tükürük salgısı, bulantı-kusma, mide yanması, kabızlık, sık idrara çıkma, varis, vaginal akıntı, ödem, eklem ve sırt ağrısı, pelvik baskı, bacak krampları, memelerde hassasiyet ve ellerde rahatsızlıktır.
Gebelere bazı öneriler
Sigara kullanımı : Gebelikte fazla sigara içen kadınların düşük doğum, ağırlıklı bebek doğurma risklerinin arttığı bildirilmektedir. Sigara fetal ölüm riskini arttırmaktadır.
Cinsel ilişki : Daha önceden düşük öyküsü olan veya gebeliğinde kanamaları devam eden gebelere cinsel ilişkiden kaçınmaları önerilir.
Banyo yapılması : Gebelikte yüzülebilir, rahatça banyo yapılabilir.
Diş bakımı : Gebeliğin her döneminde lokal anestezi altında rutin dental müdahaleler yapılabilir. Diş apselerinin veya romatizmal kalp hastalığı ve mitral kapak prolapsusu durumlarında antibiyotik verilebilir.
Giyim tarzı : Bol giysiler ve ölçüsü uygun sutyen gereklidir.
Egzersiz : Gebelikte çok ağır olmamak koşulu ile egzersiz yapılabilir, ancak gebe bir kadın günde 1-2 saat dinlenmelidir. Tehlikeli sporlar ve gereksiz fiziksel streslerden kaçınılmalıdır.
İş : Gebelikte çalışma koşulları ile ilgili sınırlar koymak zordur. Çünkü her insanın kapasitesi, egzersiz toleransı, fiziksel yapısı ve gebeliğin seyri farklı olmaktadır. Yürüyüş, yüzme, kültür fizik önerilebilir.
Seyahat : Araba, tren, uçak seyahatleri gebeliği olumsuz etkilemez. Fakat daha önce düşük yapan veya şimdiki gebeliğinde vaginal kanaması olan gebelerin uzak yerlere seyahat etmemeleri önerilebilir.
Doğum hakkında bilgilenme : Doğuma yaklaşıldığında doğumla birlikte oluşacak fizyolojik değişiklikler konusunda gebe bilgilendirilmelidir. Hastaların hastaneye ağrılar 5-10 dakikada bir gelmeye başladığında başvurmaları istenir. Ayrıca şu bulgularda oluştuğu takdirde hemen başvurmalıdırlar: Suların gelmesi, vaginal kanama, elde, yüzde şişme, görme bulanıklığı, baş ağrısı, mide ağrısı, bayılma, titreme-ateş, olağan dışı ve şiddetli karın ve sırt ağrısı, bebek hareketlerinde belirgin azalma.
İlgili başlıklar
Gebelik
Gebeliği Reddetme
Gebeliğin Psikolojik Yönleri
Gebelik ve doğum öncesi bakım
Gebelik ve egzersiz
Gebelikte beslenme
Gebelikte Cinsellik
Gebelikte egzersiz
Gebelikte Ultrasonografi
Hamile kadınlar neden aşerer
Hamilelik belirtileri
Hamilelik Hastalığı
Hamilelik testleri
Hamilelikte cinsel ilişki
Hamilelikte cinsel yaşam
İkiz Hamileliği
İşyerinde hamilelik
Sigara hamileliği önlüyor
Sigara ve hamilelik
İnfantil kolik İnfantil kolik için çeşitli yazarlar çeşitli tanımlar yapmaktadır. Ancak en çok kullanılan tanım; sağlıklı bir bebekte barsak kökenli olarak en az günde 3 saat, en az haftada üç gün ve en az 3 hafta süren periyodik ağlamalardır.Ancak çok ağlamanın ölçüsü her anne baba için değişebilmektedir. Bu nedenle en basit tanım belirli aralıklarla oluşan ve ilk üç ay boyunca süren sebebi belli olmayan ve aileyi rahatsız edecek düzeydeki ağlamalar olarak yapılabilir.
Genellikle akşam saatlerine doğru sağlıklı olan bebekte birdenbire suratta kızarma, dizlerini karnına çekme ile birlikte tiz bir çığlık şeklinde ağlama başlar ve birkaç dakika içinde geçer. Yine birkaç dakika sonra yeni bir nöbet başlar ve bu ağlamalar 2-3 saat sürer. Bebek birtürlü avutulamaz. Karnından artmış barsak sesleri duyulabilir. Gaz çıkartmakla ağrı hafifleyebilir.
Kolik genellikle yaşamın ilk veya ikinci haftasında başlar. Altıncı haftada şiddetlenir. Bebeklerin %25 i günde 3 saatten fazla ağlamaktadır. 2-3. ayda, bazen de 4. ayda kendiliğinden kesilir. Tüm bebeklerin yaklaşık % 20-30 unda görülmektedir.
Nedeni bilinmemekle birlikte bazı teoriler oluşturulmuştur: 1.Gıda allerjisi/intoleransı:Birçok emziren anne bebeklerinde koliğe sebep olabilecek gıdaları yedikleri ile aldıklarına inanmaktadırlar. İnek sütünde bulunan antijenler anne sütünde de bulunabilmektedir. İnek sütü proteinine karşı bir kez duyarlılaşan bebek ( placenta yolu ile, anne sütü ile veya hastanede iken verilen formul mamalarla olabilir) anne sütünü aldığında inek sütü proteinine karşı allerjik reaksiyon gösterir. Yapılan çift kör araştırmalarda ısrarcı karın ağrılarının 3 te birinde sebebin gıda allerjisi olduğunu göstermiştir. Yapılan bir başka çalışma ise annenin yediği besinlerle bebeğinde görülen kolik arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Özellikle annenin yediği lahana, karnıbahar, brokoli gibi sebzeler, inek sütü, çukulata ve soğanın bebekte kolik oluşturma olasılığı yüksektir. Hamilelik esnasında sigara ve cafein tüketimi de anne sütünün kalitesini bozmaktadır. 2.Anormal peristaltizm veya çok fazla gaz: Uzun süre aç kalmış ve laktoz içeren mama ile beslenen infantil kolikli bebeklerin nefeslerinde koliği olmayan bebeklere nazaran daha yüksek oranlarda hidrojen gazına rastlanmıştır. Ancak laktozsuz mama ile beslenme de herhangi bir olumlu değişiklik yaratmamıştır. Anne sütü ve inek sütü içerdikleri oligosakkaridlerle immunolojik fonksiyonu yerine getirirler ancak nefeste bulunan hidrojeni de arttırırlar. 3.Artmış hassasiyet: Bu aylarda bebeklerin sinir sistemleri henüz gelişmemiştir ve uyarılara karşı daha duyarlıdırlar. Normal bir gazı acı olarak algılıyor olabilirler. 4.Doğum öncesi gerilim. Gebelik esnasında psikolojik gerginlik yaşayan annelerin bebeklerinde kolik daha sık görülmektedir. 5.İnter reaksiyonel model: Anne babadaki gerilimler ve çevresel faktörler bebeğin duygularını etkileyebilir.
Tedavi: Koliğin hiçbir bilinen tedavisi yoktur.Ancak bazı önlemler yararlı olabilmektedir:
Öncelikle bebeğinizi bir hekime götürün ve ağlama ve karın ağrısına neden olabilecek diğer hastalıklarla ayırıcı tanısının yapılmasını sağlayın.
Bebeğinizin rahat ve tok olmasını sağlayın.
Bebeğinizi dik olarak kucağınıza alın ve sırtına minik darbeler vurarak sakinleştirmeye çalışın.
Biberonla beslenme 20 dakikadan az sürüyorsa daha az delikli bir biberon başıyla beslemeyi deneyin.Böylece emme arzusunu giderin.
Sessiz ve daha az aydınlık bir oda dış uyaranları azaltarak yardımcı olabilir.
Bebeği korkutabilecek ani hareketlerden sakının.
On dakikadan fazla süredir bebeğiniz ağlıyorsa yüzüstü yatırmayı deneyin.
Çok aktif bebeklerde bebeğin bir battaniye ile sarmalanması işe yarayabilir.
Bazı bebekler araba yolculuğu ile bazılarıda saç kurtma makinası veya elektrik süpürgesi sesi ile sakinleşebilmektedirler.
Ana baba olarak çocuğunuzun sağlıklı bir bebek olduğunu, infantil kolik in çocuğunuzun büyüme ve gelişmesi üzerinde hiçbir olumsuz etkisi olmayacağını ve bir müddet sonra kendiliğinden geçeceğini unutmayın ve moralinizi bozmayın.
Bebeğinizi formul mamaları ile besliyorsanız mamayı değiştirin. İnek sütü proteini olan mamalar yerine soya formüllü mamalar bazen yararlı olabilmektedir.
Bebeğinizi emziriyorsanız yediğiniz gıdalara dikkat edin (Lahana,karnıbahar,brokoli,inek sütü,çukulata ve soğandan uzak durmayı deneyin)
Koliklerde kullanılan hiçbir ilacın faydası kanıtlanamamıştır. Bazı yan etkilere neden olabilirler
Kan Uyuşmazlığı Bu sayfada yer alan bilgiler href="cocuksagligi@hotmail.com">Dr. Çağatay Nuhoğlu tarafından yazılmış olup, Çocuk Sağlığı Sitesi içerisinden edinilmiştir. Kendilerine desteklerinden ötürü teşekkürü borç biliriz.
"Kan uyuşmazlığı" genel kanının aksine, karı koca arasında değil,gebelik döneminde anne ile karnındaki bebeği arasında söz konusu olabilen normal dışı bir durumdur. Hangikan grupları arasında ve nasıl bir uyuşmazlık olduğunu anlatmadan önce kan gruplarını tanımlamak gerekir. Kanımızdaoksijen taşımakla görevli kırmızı kan hücrelerinde bulunan proteinler esas alındığında klasik olarak dört ana kan grubu tanımlanır: "A", "B", "AB" ve "O" grubu .. Bir de "Rh" söz konusudur. Birey, "D" proteinine sahipse Rh pozitif (+), değilse Rh negatif (-) olarak ifade edilir. Rh (-) kişilerin vücudunda D proteini hiç yoktur ve bağışıklık sistemi için tamamen yabancı bir maddedir.
Normal koşullardahamilelik döneminde anne ve bebeğin kanları birbirine karışmadan plasenta (eş) aracılığıyla oksijen,karbondioksit ve besi öğelerinin karşılıklı alışverişi gerçekleştirilir. Anne Rh (-), bebek Rh (+) ise ilk gebelikte herhangi bir sorun olmaz. Bebek doğarken zedelenen damarlardan bir miktar bebek kanı, Rh (-) annenin kanına karışabilir. Böylece annenin bağışıklık sistemi tamamen yabancısı olduğu bir proteinle, "D" proteini ile tanışır ve ona karşı tepki geliştirir. O maddeyi tanımadığı için yok etmek ister. Beyaz kan hücrelerinin D proteinini yok etmek üzere ürettiği -o maddeye özgü- sıvısal maddeleri (antikorlar) kullanarak hedefine ulaşır. Annenin kanında bir tane bile bebek kan hücresi kalmaz, tümü yok edilir. Bu savaş sona erdiğinde geriye "anti-D antikorları" adı verilen sıvısal maddeler ve bunları gereksinim duyulduğunda her an yeniden üretebilecek akıllı beyaz kan hücreleri kalır. İkinci gebelikte çocuk eğer yine Rh (+) kana sahipse annenin kanında hazır bulunan bu sıvısal maddeler (antikorlar) kolayca plasenta (eş) engelini aşarak anne karnındaki bebeğin kanına karışırlar. Bebek kırmızı kan hücreleri yok edilmeye başlanır. Çocuğun kemik iliği, karaciğer ve dalağı yok edilen kırmızı kan hücrelerinin yenilerini üretir ve eksilen kanı yerine koyar. Bu aşırı kırmızı kan hücresi yıkımı ve yapımı sürecinde "bilirubin" adı verilen ve fazlası zararlı olan bir madde açığa çıkar, bebekten anneye geçer, annenin karaciğeri tarafından yok edilir. Bebeğin karaciğeri henüz bu maddenin tümünü zehirsizleştirebilecek kadar gelişmemiştir. Eğer üretilen kırmızı kan hücresi miktarı yok edilenden az olursa sonuçta bebek ağır bir kansızlığa maruz kalır, hatta ölebilir. Eğer arada bir denge varsa bebek bir ölçüde kansızlıkla doğar veya sağlıklı olarak dünyaya gelir. Sorun asıl o zaman belirginleşir. Çünkü kan hücreleri hala parçalanmakta, yenileri yapılırken gereken maddeler anneden temin edilememekte, çocuk kendi depolarını kullanmaktadır. Üstelik açığa çıkan sarı boyar madde niteliğindeki "bilirubin" bebeğin karaciğeri tarafından yeterince vücuttan uzaklaştırılamamaktadır. Kanda belli bir düzeyi aşan "bilirubin" göz aklarına, cilde ve sonunda asıl zararını gösterdiği beyin ve sinir sistemine yerleşerek yaşamı tehdit etmektedir. Yenidoğan sarılığının ağır şekillerinde, tedavi edilmeyen çocuklarda adalelerin sertleşmesi, zeka geriliği gibi kimi geri dönüşümsüz sinir sistemi bozuklukları meydana gelmektedir.
Yenidoğan sarılığı olan bebeklerde sarı boyar madde "bilirubin"i vücuttan daha kolay uzaklaştırmak için belli bir dalga boyundaki ultra viyole (kızıl berisi) ışınları kullanılmaktadır. Bebeklerin uygun sıcaklık ortamı sağlayan küvöz ya da yataklarda ultra viyole ışığıyla tedavisine "fototerapi" denir. Yeterli olmadığında bebeğim göbek kordonundan takılan bir sistemle, uygun bir Rh (-) kanla "kan değişimi" işlemi gerçekleştirilerek yaşamsal tehlike atlatılır. Geç kalınan durumlarda araz kalması olasıdır. Körlük, şaşılık, sağırlık, felç gibi ..
Mademki kan uyuşmazlığı ve sonuçları bu kadar ağır olabiliyor, o halde Rh (-) anneler için koruyucu bazı önlemler alınması gereklidir. Bir anne adayı eğer Rh (-) kana sahipse, ilk doğum, kürtaj ya da düşüğünden hemen sonra, bebeğinden kendisine o anda geçmiş olabilecek Rh (+) bebek kan hücrelerine karşı annenin bağışıklık sisteminde tepki oluşmadan önce girişimde bulunulmalıdır. Bunun için özel olarak hazırlanmış bir serum vardır: "Anti-D İmmun Globulin". Bu madde doğumdan (ya da düşük veya kürtajdan) hemen sonra anneye kaba etten iğne şeklinde yapılmalıdır. "Anti-D İmmun Globulin" kana karışır, bebekten geçmiş olan Rh (+) kan hücrelerini derhal yok eder. Annenin bağışıklık sistemi ne olduğu anlamadan işlem tamalanır. Bir süre sonra "Anti-D İmmun Globulin" doğal ömrünü tamamlar ve kanda yok olur. Oysa anne kendisi "antikor" geliştirmiş olsaydı bu sıvısal madde uzun süre kanda kalacak, gerekirse onu yeniden üretebilme yeteneği olan beyaz kan hücreleri tarafından eksikliği tamamlanacaktı. Pasif olarak verilmiş olan "Anti-D" için eksikliğin tamamlanması diye bir konu söz konusu değildir. Zamanla yok olan "Anti-D İmmun Globulin" bu sayede annenin sonraki hamileliklerinde çocuk için bir sorun oluşturamaz. Yalnız unutulmaması gereken bir konu bu immun globulinin herbir gebeliğin son bulumunda yeniden uygulanmasının gerekliliğidir. Kan uyuşmazlığı genel olarak ilk bebekte sorun oluşturmaz. Sonraki Rh (-) çocuk için zaten bir problem yoktur.
Rh uygunsuzluğu kadar ağır seyretmese de "kan grupları" arasında da uygunsuzluk söz konusu olabilir. Genellikle annenin "O" bebğin "A", "B" veya "AB" olduğu durumlarda meydana gelir. Farklı mekanizmalarla ama aynı aynı prensiplere dayanan süreçler yaşanır. Fakat daha seyrek olarak yaşamı tehdit eden boyutlara ulaşır.
Sonuç olarak Rh (-) olan annelerin Rh (+) doğabilecek çocukları için önceden hazırlıklı olunmalıdır. Eğer anne ve baba her ikisi de Rh (-) iseler genetik kurallarına göre Rh (+) bebekleri olamaz. Eğer anne Rh (-), bab Rh (+) ise çocuk Rh (-) de olabilir, Rh (+) de. Bu genel bilgi de göz önünde bulundurulmalı, doğum sonrası bebek kan grubu tayin edilmelidir. Anne Rh (-), bebek de Rh (-) ise uygunsuzluk yoktur, anneye anti-D immun globulin yapmak gerekmez. Annenin Rh (+) olduğu durumlarda çocuğun Rh'ı ne olursa olsun Rh uygunsuzluğu olmaz. Eğer anne ve baba her ikisi de "O" grubu kana sahiplerse çocukları mutlaka "O" grubu olur. Bu durumda anne ve bebek arasında grup uygunsuzluğu olamayacağı açıktır. Anne "O", baba "A" ise çocuk "O" veya "A"; anne "O", baba "B" ise çocuk "O" veya "B"; anne "O" baba "AB" ise çocuk "A" veya "B" olur ama "O" veya "AB" olamaz. Annenin "A" ya da "B" olduğu, çocuğun "B" ya da "A" olduğu durumlarda uyuşmazlık nadirdir, hafif seyreder. Ayrıca bazı alt kan grubu uygunsuzluklarında, hatta hiçbir uygunsuzluğun olmadığı kimi sıra dışı durumlarda kan uyuşmazlığıyla benzer klinik tablolar görülebilir, yenidoğan sarılığı meydana gelebilir.
Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek için gebelikte sağlıklı ve düzenli izlem ön koşuldur. Anne baba adayları, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı arasında işbirliği bu sürecin temelini oluşturmaktadır. Uygun bir gebelik yönetimi ve doğuma uzman gözetiminde hazırlık, kan uyuşmazlığı gibi yaşamsal bir sorunun bile kolaylıkla halledilmesini sağlayacaktır.
Yeni Doğan Sarılığı Yenidoğanda cilt ve gözaklarının (sklera) sarı bir renk almasıdır. Kan bilirubin düzeylerinin yükselmesi ile oluşur. Yaşlanmış ve bozulmuş kırmızı kan hücreleri tarafından üretilen sarı pigmente bilirubin denir. Biluribin normalde karaciğer tarafından barsak sistemine verilerek atılır. Ancak karaciğer bilirubini yeterli oranda barsağa veremezse kanda birikir ve sarılık oluşur.
YENİDOĞAN SARILIĞININ SEBEPLERİ
1. Fizyolojik (normal) sarılık:
Fizyolojik sarılık vaktinde doğan bebeklerin yaklaşık % 50 sinde, erken doğan bebeklerde ise daha yüksek oranlarda görülür. İlk 24 saatten sonra, genellikle doğumdan sonraki2.veya 3. günde ortaya çıkar. Karaciğerin henüz olgunlaşmaması ve yeterince bilirubin atamamasına bağlı olarak sarılık oluşur. Genellikle ilk bir-iki hafta içinde kendiliğinden kaybolur ve bilirubin düzeyleri zararsızdır.
2.Yetersiz anne sütü alımına bağlı sarılık:
Yetersiz anne sütü alımına bağlı olarak yenidoğanların yaklaşık % 5-10 unda gelişir. Belirtileri fizyolojik sarılığınkine benzer ancak biraz daha şiddetlidir.
3.Anne sütüne bağlı sarılık:
Anne sütü alan bebeklerin yaklaşık % 1-2 sinde görülür. Bazı annelerin sütlerinde ürettikleri özel bir inhibitör madde sebep olmaktadır. Bu madde ( enzim ) bebeğin barsaklarından normalden çok daha fazla bilirubini geri emmesine sebep olur. Bu tip sarılık doğumdan sonraki 4-7. günde başlar ; 3.-10.haftaya kadar sürebilir. Genellikle zararsızdır. 4.Kan grubu uyuşmazlığı: ( Rh veya ABO uyuşmazlığı)
Rh negatif (-) bir kadının bebeği Rh pozitifse (+) gebelik esnasında bebeğe ait eritrositlerin plasentayı aşarak anne kanında bağışıklık cevabına yol açması ile oluşur. Bu bağışıklık cevabı ancak Rh pozitif bir bebeğin doğumundan veya yapılan düşükten sonra ortaya çıkar. Bağışıklık cevabının şiddeti bundan sonra yapılacak her doğumla birlikte giderek artar.
ABO uyuşmazlığında ise hemen her zaman anenin kan grubu O, bebeğin kan grubu ise A veya B dir. ( Anti A duyarlılığı daha sık, Anti B duyarlılığı daha ağır seyirlidir.)
Kan grubu uyuşmazlığında annenin kanında oluşan antikorlar bebeğin kanını yabancı madde olarak algılar ve eritrositlerini parçalar. Eritrositlerin parçalanması ile bol miktarda bilirubin oluşur ve bu da sarılığa sebep olur. Sarılık fizyolojik sarılıktan farklı olarak ilk 24 saatte başlar. Çok ağır tablolara sebep olabilir. Ancak ilk yapılan doğum veya düşükten sonraki 72 saat içinde RhoGam enjeksiyonunun yapılması daha sonra doğurulacak bebeklerin yaşamını tehlikeye atacak antikorların oluşmasını engelleyebilmektedir.
TEDAVİ
1.Fizyolojik sarılıkta tedavi:
Eğer bebeğinizi biberonla besliyorsanız her 2-3 saatte bir beslemeyi deneyin.
2.Yetersiz anne sütüne bağlı sarılıkta tedavi:
Asıl tedavi anne sütü miktarını arttırmak olmalıdır. Bebek daha sık emzirilmelidir.( Her saat gibi ) Böylece mide barsak sisteminin hareketliliği arttırılır ve bilirubinin gaita yolu ile vücuttan daha çabuk atılması sağlanır.
Uyuyan bebeğin de 4 saatlik aralarla uyandırılıp beslenmesi faydalı olacaktır. Sık sık kilo alımı kontrol edilmelidir. Anne sütünün yetmediği durumlarda bir miktar formül mama verilebilir ancak şekerli suyun faydası yoktur. 3.Anne sütüne bağlı sarılıkta tedavi:
2-3 gün için anne sütünü keserek formül mama ile beslemek yararlı olabilir. Ancak bu süre içerisinde anne sütünün azalmasını engellemek için annenin göğsü sağılmalıdır. Hiçbirzaman için sarılığı engellemek için anne sütü tam olarak kesilmez. 2-3 gün sonra tekrar anne sütüne başlanır. Şekerli suyun formül mamadan daha fazla bilirubin uzaklaştırıcı etkisi olduğu kanıtlanmamıştır.
4.Ağır sarılıklarda tedavi: ( Kan uyuşmazlıklarında tedavi)
Kandaki bilirubin seviyesinin 20 mg/dl nin üzerine çıkması sağırlık beyin felci ( cerebral palsy) veya beyin harabiyetine neden olabilir. Bu kadar yüksek seviyeler genellikle kan grubu uyuşmazlıklarında görülür.
Bu komplikasyonlar fototerapi uygulanarak önlenebilir. Mavi ışık deride biriken bilirubini parçalar ve bilirubin düzeylerini düşürür.
Bazı nadir durumlarda ise kan değişimine gitmek gerekebilir. Bebeğin kanı taze kan ile değiştirilir. Ancak fizyolojik sarılıklar bu kadar ağır duruma dönüşmezler
Yenidoğan Sarılığı Yenidoğanda cilt ve gözaklarının (sklera) sarı bir renk almasıdır. Kan bilirubin düzeylerinin yükselmesi ile oluşur. Yaşlanmış ve bozulmuş kırmızı kan hücreleri tarafından üretilen sarı pigmente bilirubin denir. Biluribin normalde karaciğer tarafından barsak sistemine verilerek atılır. Ancak karaciğer bilirubini yeterli oranda barsağa veremezse kanda birikir ve sarılık oluşur.
YENİDOĞAN SARILIĞININ SEBEPLERİ
1. Fizyolojik (normal) sarılık:
Fizyolojik sarılık vaktinde doğan bebeklerin yaklaşık % 50 sinde, erken doğan bebeklerde ise daha yüksek oranlarda görülür. İlk 24 saatten sonra, genellikle doğumdan sonraki2.veya 3. günde ortaya çıkar. Karaciğerin henüz olgunlaşmaması ve yeterince bilirubin atamamasına bağlı olarak sarılık oluşur. Genellikle ilk bir-iki hafta içinde kendiliğinden kaybolur ve bilirubin düzeyleri zararsızdır.
2.Yetersiz anne sütü alımına bağlı sarılık:
Yetersiz anne sütü alımına bağlı olarak yenidoğanların yaklaşık % 5-10 unda gelişir. Belirtileri fizyolojik sarılığınkine benzer ancak biraz daha şiddetlidir.
3.Anne sütüne bağlı sarılık:
Anne sütü alan bebeklerin yaklaşık % 1-2 sinde görülür. Bazı annelerin sütlerinde ürettikleri özel bir inhibitör madde sebep olmaktadır. Bu madde ( enzim ) bebeğin barsaklarından normalden çok daha fazla bilirubini geri emmesine sebep olur. Bu tip sarılık doğumdan sonraki 4-7. günde başlar ; 3.-10.haftaya kadar sürebilir. Genellikle zararsızdır.
4.Kan grubu uyuşmazlığı: ( Rh veya ABO uyuşmazlığı)
Rh negatif (-) bir kadının bebeği Rh pozitifse (+) gebelik esnasında bebeğe ait eritrositlerin plasentayı aşarak anne kanında bağışıklık cevabına yol açması ile oluşur. Bu bağışıklık cevabı ancak Rh pozitif bir bebeğin doğumundan veya yapılan düşükten sonra ortaya çıkar. Bağışıklık cevabının şiddeti bundan sonra yapılacak her doğumla birlikte giderek artar.
ABO uyuşmazlığında ise hemen her zaman anenin kan grubu O, bebeğin kan grubu ise A veya B dir. ( Anti A duyarlılığı daha sık, Anti B duyarlılığı daha ağır seyirlidir.)
Kan grubu uyuşmazlığında annenin kanında oluşan antikorlar bebeğin kanını yabancı madde olarak algılar ve eritrositlerini parçalar. Eritrositlerin parçalanması ile bol miktarda bilirubin oluşur ve bu da sarılığa sebep olur. Sarılık fizyolojik sarılıktan farklı olarak ilk 24 saatte başlar. Çok ağır tablolara sebep olabilir. Ancak ilk yapılan doğum veya düşükten sonraki 72 saat içinde RhoGam enjeksiyonunun yapılması daha sonra doğurulacak bebeklerin yaşamını tehlikeye atacak antikorların oluşmasını engelleyebilmektedir.
TEDAVİ
1.Fizyolojik sarılıkta tedavi:
Eğer bebeğinizi biberonla besliyorsanız her 2-3 saatte bir beslemeyi deneyin.
2.Yetersiz anne sütüne bağlı sarılıkta tedavi:
Asıl tedavi anne sütü miktarını arttırmak olmalıdır. Bebek daha sık emzirilmelidir.( Her saat gibi ) Böylece mide barsak sisteminin hareketliliği arttırılır ve bilirubinin gaita yolu ile vücuttan daha çabuk atılması sağlanır. Uyuyan bebeğin de 4 saatlik aralarla uyandırılıp beslenmesi faydalı olacaktır. Sık sık kilo alımı kontrol edilmelidir. Anne sütünün yetmediği durumlarda bir miktar formül mama verilebilir ancak şekerli suyun faydası yoktur.
3.Anne sütüne bağlı sarılıkta tedavi:
2-3 gün için anne sütünü keserek formül mama ile beslemek yararlı olabilir. Ancak bu süre içerisinde anne sütünün azalmasını engellemek için annenin göğsü sağılmalıdır. Hiçbirzaman için sarılığı engellemek için anne sütü tam olarak kesilmez. 2-3 gün sonra tekrar anne sütüne başlanır. Şekerli suyun formül mamadan daha fazla bilirubin uzaklaştırıcı etkisi olduğu kanıtlanmamıştır.
4.Ağır sarılıklarda tedavi: ( Kan uyuşmazlıklarında tedavi)
Kandaki bilirubin seviyesinin 20 mg/dl nin üzerine çıkması sağırlık beyin felci ( cerebral palsy) veya beyin harabiyetine neden olabilir. Bu kadar yüksek seviyeler genellikle kan grubu uyuşmazlıklarında görülür.
Bu komplikasyonlar fototerapi uygulanarak önlenebilir. Mavi ışık deride biriken bilirubini parçalar ve bilirubin düzeylerini düşürür.
Bazı nadir durumlarda ise kan değişimine gitmek gerekebilir. Bebeğin kanı taze kan ile değiştirilir. Ancak fizyolojik sarılıklar bu kadar ağır duruma dönüşmezler.
|
Yorumlar |

|
|
|
|
| |
Sensiz

Rüya Tabirleri ( I )

Hepsi Bir

ibretul versite 2 Fragman

yıldız tilbe - ben senin varya

|
Aksta Kurallar

Evlilik sorunlari

Askin Fizigi

Askinizi Dile getirin

Askin Dusmanlari

Is Yerinde Flort

Ask Haritasi

Aska Kirildim

Ask Ozledim Seni

Bir Ask Yemini

Ask Bir Cicek Aldim

Kalp Kirikligi

Saf Asik

Seksi Olmak

Ihanet Nezaman baslar

|
|