|
|
 |
 |
Okunma |
|
131 |
Gecekondu Hikayeleri (bölüm 2)
Celal, karşısındaki yaratığa bakıyordu. Köpeğe benziyordu fakat, şişman yüzü profilden dev bir boz ayısını andırıyordu. Gözlerini kırpıştırdı. Yaratığın yüzü birden kayıverdi. Şimdi yüzünün altında yeni bir yüz belirmişti... İnsan yüzü... Stephen KİNG!!! "Aman Allah`ım siz... Siz..." Celal gözlerini kırpıştırıyor, bunun bir rüya olmadığını kendi kendine ispatlamaya çalışıyordu. Karşısındaki ağarmış saçları omzuna düşen, hafif dişlek, çerçevesiz, yuvarlak gözlüklü adama baktı. O Stephen King`ti. 40-50 kitabın yazarı... Dünyanın en iyi korku yazarı. Kara Kule`nin yazarı. Misery`nin... Celal, bu düşünce bulutlarını kovmak istercesine adamın boynuna sarıldı. "Sizi tanıdığıma çok sevindim efendim. İnanın çok sevindim." Ünlü yazar gülümsedi. "Ben de sizi tanıdığıma çok sevindim Bay Kaya." "Lütfen, Celal..." King, sinsice sırıttı. "Pekala Celal. İçeri geçmeye ne dersin?"
İçeri geçtiklerinde bir çok tanıdık simayla karşılaştı Celal. Üstadlar... Bu kadar üstadın arasında onun ne işi vardı acaba? Genç bir adam -Maxime Chattam olmalıydı- yerinden kalkarak Celal`in elini sıktı. "Hoşgeldiniz efendim. Biz de başımızdan geçenleri anlatıyorduk. Lütfen, köşedeki sandalye boş, oraya oturunuz." Celal, hafifçe başını sallayıp Chattam`ın gösterdiği sandalyeye oturdu. Dikkatle çevresini süzüyordu. Sandalyenin hemen yanındaki koltukta oturan, hafif kilolu, saçları dökülmeye başlamış adam Celal`e dikkatle baktı. "Siz de bizler gibi treninize binip geldiniz mi efendim? Aynı mektuptaki tariflere uyarak?" Celal tereddütle başını salladı. "Tabii tabii..." Gülümsemeye çalıştı. Gerçekten uymuş muydu? Uymuştu tabii. Celal, kurallara bağlı bir insandı ve gerek... Düşünceleri odada yankılanan tiz sesle bölündü. "Hikayelere başlayalım artık!!!" Ses odanın köşesindeki haporlörden geliyordu. "İlk olarak, Stephen King`i dinleyeceğiz. Söz sizde Bay King..." Stephen King sırıttı. O an için sadece o vardı. Öyküsüne başlamamıştı henüz, ama odada gerilim rüzgarları esmeye başlamıştı bile... Artık, hikayeler karanlıkta can bulacaktı... King`in hikayesine başladı. "1900`lü yılların sonunda dünyaya bir canavar geldi. Sevimli, yaşlı bir ihtiyarcık. İhtiyarcık kılığına sinmiş, bir yaratık. Birçok arkadaşı vardı onun... Arkadaşlarından birinin de sevimli bir kızı vardı. Kızı görünce adeta kendinden geçmişti. Şeytanca bir yalan uydurdu. "Ohhh sevimli çocuk. Üvey kızkardeşimin doğumgünü partisinde bana katılmak ister misin?" Kız sevinmişti. En güzel kıyafetlerini en güzel kırmızı pabuçlarını giymişti. Bay ve Bayan Nicholas, bunu sevinçle karşıladılar. Başbaşa bir gece geçireceklerdi. Yüzündeki büyük tebbessümü de yanına alan kız, Josh`la -ihtiyarcığın adı buydu- birlikte yola çıktı. Bilmediği, ıssız yerlerdi. Kız kardeşinin evi buralarda olmalıydı. Ama onun kız kardeşi yoktu ki!... Kızı çevresinde banliyölerin bulunduğu, fakat kimsenin bulunmadığı bir eve götürdü. Canım cicim olayları bitmişti artık. Gerçek başlamıştı. Onu boğdu. Ufak, dayanıksız kızı boğdu. Öldürdü... Sonra da parçaladı. Etlerini tek tek... Lime lime etti... Atardamarlarından fışkıran kan, cinsel isteğini doruğa çıkarıyordu. Kanlı etler, onun yaşama zevkiydi. En büyük zevki... Doğradığı..."
DEVAM EDECEK!!!
|